Son Dakika Haberler

Haşim Akın

Haşim Akın

​Yokuşa Akan Sular

25 Mart 2020
Zor bir karardı Konya’ya gelmek. Burada zorlu bir süreç bekliyor bizi. Bunu biliyoruz. Zira 14 günlük ev karantinası var. Bu hiç de kolay olmayacak. Hem kendimizi hem de evdeki diğer aile fertlerini sakınacağım. Bu korkuyla benim gelmeme de çok razı olmadılar önce... Ev halkının niyeti orada kalıp bu süreci orada geçirmemdi.

Ama annem ve babamın aklı öyle değil. Bunu biliyorum onlar benim dönmemden çok memnun oldular. Onların içinde yaşadığı sıkıntıları biliyorum.
Benim için evde özel hazırlık yapılmış. Oturma odası hazırlanmış. Peçeteler, kolan yağı, ıslak mendil, sirkeli su, okumak için kitaplar ve Kur’an-ı Kerim… Her şey düşünülmüş ve hazır… Kapıya buranın “karantina odası” olduğu yazılmış. Odaya kimse girmeyecek. Küçük corona için uyarılar, yemek saatleri bile belli… Burada yalnız kalacağım. Eldivenlerim ve maskelerim zaten hazır.

Küçük bir oda ve sadece bana ait olan bir lavabo var… Odaya özel kahvaltı ve yemek servisiyle yaşayacağım. Maide suresi 54. Ayette rabbim, “Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever” diye buyurur. Bilirim ki Allah beni seviyor. Bu güne kadar sayılamayacak kadar nimetini gördüm O’nun... Şimdi de yeni bir nimet veriyor. Evde hayatımı yaşayacağım… Hem de çok özel…

Bakım gayet güzel… Kur’an tilaveti ve kitap okumak güzel iş… İlk gün Mustafa KUTLU’NUN “YOKUŞA AKAN SULAR” isimli hikâyesini okudum. İlk gün gayet verimli geçti hamdolsun…

Bu kadar corona muhabbeti yeterse size kitaptan bahsedeyim. Belki bazı dostlarımızın iştahı kabarır da bu ev günlerinde eline alır…

Bazı hülyalar bizi suları yokuşa doğru zorlamaya teşvik edermiş. Kimi zaman olmayacak veya yıllarca içimizi kemirecek acılara kendimiz yelken açarız. Güzelim köyler iç ferahlatan hayat ve adetler, şehrin buğulu camına kurban edilirmiş…

Bazen insanın gittiği yer onun içini yer. Kimi kendisi gider bu sıkıntılı kuyuya, kimi de götürülür… Önemli olan kimin size el attığıdır. Bizim köyde bir söz vardır, “kaplumbağa yavrusu kabuğundan çıkınca ilk olarak içinden çıktığı yumurtaya tükürürmüş...” İnsanlar bazen yaşadığı hayatı beğenmezler. Şehirlerin ışıltısı çekiverir içine… İşte en acı olanı da budur. Orada canları gider, değerleri gider, sevgileri gider…

Kimileri dökümhanenin kızgın lavlarında canını verir. Para kazanma ve dünyada daha çok yer edinme hırsı, içine çekermiş insanın canını… Işıltılı dünya ne de çok parlarmış…

Şehrin kalabalığına ve birbirini kovalayan işlere rağmen namazı hatırlamak güzeldir. Köyden gelmiş bir haslettir… Babadan kalmış bir mirastır... Can veren bir yudum sudur… Ama bu işler bir bıraksa onu. Namaz kılacağız da ah bu işler Namaza kadar bitmesi gereken o kadar çok uğraş var ki… Nihayet ikindi namazı geçer de akşam ezanı uyandırır bazen… Bazen de bir cenaze salası… Akrabalık ve vefa ilişkilerinin şehirde nasıl da uçup gittiğini bu hikâyede yeniden bulmak ve içimize batan kıymığın acısını hissetmek mümkün...

Hazırsanız Seydali ile beraber burada bir cuma namazına katılıp vaazı dinleyelim. Gerçekten çok güzel şeyler söyleyecek... Ama bir vaaz kulakla değil kalple dinlenir. Kulaklarınızı açıp kalbinizin frekansını ayarlamak lazımdır. Seydali, bu vaazda önce size şunu fısıldayacak: “Nefs-i emmare yedi canlıdır. Öldü der bırakırsın, yattığı yerden kıs kıs güler…” işte bunun için dikkatli olmak gerek.

Can kulağıyla dinleyip kalbe nakşedilecek bir hadisi şerif-i Seydali ile beraber dinlesek olur mu? “Kıyamet gününde üç kimsenin hasmı ben olacağım: Benim namıma söz verip yerine getirmeyen, insan ticareti yapan, hür insanı satıp parasını yiyen ve işçiyi tutup işini gördürdüğü halde ücretini ödemeyen…

Geçmişin güzelliklerini zamanın kokuşmuşluğuyla kıyaslayacak güzel ifadeleri bulmak için Mustafa KUTLU her zaman iyi bir adrestir.

Siz de buyurun bu sofraya…

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X