Son Dakika Haberler

Haşim Akın

Haşim Akın

​Ümmet Coğrafyası / Ümmet Kaygısı

13 Mayıs 2020
Allah'a hamt etmek gerekir ki Türkiye'deki Müslümanlar, ümmet derdini taşıyan insanlardır. Biz Selçukludan ve Osmanlı'dan kalan bir mirasla bütün ümmeti hep dert edindik. Müslümanların konuştuğu diline, teninin rengine, ırkına bakmadan onları bir çatı altında toplamanın ve onlarla kucaklaşmanın derdini taşıdık.

Allah rahmet eylesin Hasan El Benna, Seyyid Kutup ve ailesi, Abdulkadir Udeh ile beraber Mısırlı olduk. Sanki Mısırda yaşadık. Muhammed Mursi için dua ettik, üzüldük. 
Ömer Muhtar’la Libya’yı düşündük.
Bir ara Raşid el Gannuşi ile Tunus'a gittik. 

Filistin'i söylemeye bile gerek yok. Her zaman içimizde ayrı bir ateşi yandı.

Sait Havva ile Suriye’ye girdik. Hama katliamının acısıyla kavrulduk. Şimdi de Suriye bizim içimizde / ülkemizde yaşıyor.
Irak için neler söylenemez ki? Bağdat bizim için özeldi. “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmazdı.” 
Şii olmasak da Ali Şeriati'nin kitaplarıyla İran’ı düşündük. İran sevgimiz çok gelgitleri yaşadı. 

Pakistan'ın kurtuluşunda ve Hindistan'dan ayrılışında Muhammed İkbal'in yanındaydık. Mevdudi’yi sevdik, elimizde ve kalbimizde yer aldı eserleri. 
Nedvi ve Kandehlevi ile Hindistan'ı tanıdık. Fetavayi Hidiyye isimli büyük fıkıh kitabı bile tercüme edildi. 

1980'lerde genç olanlar Afgan Dağlarına çok şiir söylediler. 
“Afgan dağlarında kar kucak kucak,
 Ne evler var kalmış ne de bir ocak, 
Bizim evimizse yaz gibi sıcak, 
Kalmak İstesen de kalamazsın ki…” 

Umreye gittiğimde Mekke'de Afgan bir delikanlı ile tanıştım. Ona bazı Afgan şehirlerini sorunca; “Sen Afganistan'a gittin mi?” dedi. Ben de “ilk kez Türkiye'nin dışına umreye çıkıyorum. Ama Afganistan dağlarını- şehirlerini bilirim. Çok gezdim orada…” dedim. Genç bu sözümden bir şey anlamadı ama olsun… 

Sonra Şeyh Şamil’in torunlarıyla Kafkaslara çıktık. Cevher Dudayev’le Çeçenistan’a gittik. 

Aliya İzzetbegoviç ile beraber Bosna cihadına katıldık. Çeçenistan'a ya da Bosna'ya girip cihada katılan ve orada şehit olan onlarca evladımız oldu bu memleketten…
Malcolm X ile beraber Amerika'daki Müslümanlara açıldık.

 İmam Abdullah Harun'la Güney Afrika'ya gittik.
 Hasan Turabi ile Sudan’a gidip orada dua ettik… 
Hâsılı bu ümmetin rengini oluşturan her bir kale gönlümüzde ayrı bir yer etti. 

Fakat sonradan gördüm ki biz tüm bu çabaların içerisinde ümmete ait çok önemli bir duvarı görmemişiz. O da Afrika’ymış. Kayıp kıtayı keşifte geç kalmışız. 
 Biz Kuzey Afrika'daki Muhammed Senusi’yi ve Senusilik tarikatını tanımadan tasavvuf- ilim ilişkisini anlayamazmışız meğer… O bölgedeki âlimlerin İtalyan uçaklarından atılarak nasıl şehit edildiğini görmeden bir yer eksik kalırmış…
 Timbuktu kütüphanelerini ve orada hala bu ümmetin ilim erbabı ve kitap aşığı evlatlarını bekleyen yüz binlerce, belki milyonlarca el yazması eser; bugün Amerikan ve Fransız işgalinden kurtulmadıkça İslam ilim külliyatının tamamlanmış olamayacak. Mali neresiydi ve oradaki ilim hazinesi neydi?   Bunu görmemişiz.

 Batı Afrika'da İslam dinini yayan ve o bölgedeki putperestliğe büyük darbe vuran Ahmet Tican’ı ve Ticani tarikatının etkilerini görmeden; “Tarikat bidattir, Tasavvuf hurafedir…” türü yapılacak eleştiriler, ancak rahat koltuklarda sıcak odalarda yapılabilecek muhabbetlermiş. Bölgeye gidince onu yeniden gördüm.

 İki yıl önce Mali’de Yakup DUKRİ isimli bir âlimle tanıştık. Giderken bize rehberlik yapacak arkadaşlarımdan beni bir kütüphane ziyaretine götürmelerini istemiştim. Onlar da bir âlimi ziyaret edeceğiz dediler. 17 odayı doldurulmuş kütüphanesine gezdirdi bize. Bugün birçok ilahiyat Fakültesinin kütüphanesinden daha geniş bir Kütüphanesi vardı.

 Uganda diye bir ülke var. Bize uzak görülse de... Coğrafya kitaplarını açıp bakınca yerini bulmak kolay. Son zamanlarda altı boş siyasi polemiklerin konusu olmuştu. Hatırlayanınız vardır.  Rahmetli Erbakan hocam sayesinde İdi Amin’i duymuştu o dönemi bilenler. Mücahit ruhlu ve ülkenin son Müslüman devlet başkanını tanırsak; ümmetin bir parçasını ve İngilizlerin burada oynadığı oyunu da tanımış olacağız. İngilizce konuşmak yetmeyecek. Bölgeyi ayakta tutan Şazeliye tarikatına yakından müşahede etmeden ümmet binası tamam olmayacak. 

Fildişi Sahili’ndeki ilahiyat fakültesinin dini derslerine Arapça lisanıyla, Hukuk Fakültesi müfredatına da Fransızca ile katılmazsanız, onlarda ilim olmadığını sanırız. 
Burkina Faso’da uzun secdeli bir namaz kılmazsanız, en güzel ibadeti kendinizin yaptığını düşünür ve gurura kapılırız.

Ümmet binasının her duvarını, her bir tuğlasını tahkim etmek gerek… 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.