Mikro Asrı Saadet'ten Makro Asrı Saadet’e (7.Yüzyıldan 13.Yüzyıla)
7. yüzyılda Mekke/Medine'de çekirdekleri toprağa düşen İslam Ümranı 13. yüzyılda her açıdan zirveyi yakaladı.
Dünyaya ilham veren farklı alanlardaki eserleriyle İslam Ümranı 13. Yüzyılda bir daha yakalanamayacak, aşılamayacak bir seviye yakaladı.
Bazı batılılarca dillendirilen; “Endülüs’ten kalan 20-30 kitapla reform ve rönesansı gerçekleştirdik” sözü kocaman bir yalandı.
Başta ABD'deki Washington Kongre Kütüphanesi'ndeki 7 milyon el yazması olmak üzere Londra, Paris, Vatikan ve diğer bayı başkentlerindeki kütüphanelerdeki el yazması aşılamayan eserlerin büyük çoğunluğu 13. yüzyılda yazılmış İslam Ümranı’na ait zirve eserlerdi.
Mekke/Medine ve Arap yarımadasında çekirdekleri ekilen İslam Ümranı gerçek anlamda olgun meyvelerini 13. Asırda verdi.
13. asırda dünyaya göz attığımızda bu olgun meyveleri mükemmel ve aşılamayan eserlerle doğudan batıya her coğrafyada görebiliriz.
Doğu’da Semerkant, Merv, Hive, Buhara, Isfahan, Bağdat ve Şam gibi şehirlerde;
Batı’da Kurtuba, Gırnata, İşbiliyye ve Malaga gibi şehirlerde;
Merkezde Konya, Karaman, Aksaray, Niğde, Erzurum, Sivas, Tokat, Niksar, Kayseri, Divriği, Diyabekir, Malatya gibi şehirlerde İslam müspet ilimlere, taşa, müziğe, sağlığa, yardımlaşamaya; kısaca hayatın bütün alanlarında mükemmel meyveler verdi.
Sultan Mehmet’i Fatih yapan, savaşta, barışta sürekli olarak cönkünde taşıdığı dört mükemmel eser bu dönemde yazıldı.
Tarih ibret ve ders almak içindir.
21. Yüzyıla geldiğimizde 13. Asırda Müslümanların ortaya koyduğu performansa benzer bir misyon için bütün şartlar bir araya geldi.
Merhum Alev Alatlı bu gerçeğe şu cümlesiyle işaret etmişti:
“Liyakat ve ehliyet problemini çözersek 21. Yüzyıl Türk Yüzyılı olur.”
Evet! 13. Yakaladığımız zirveden inişimiz 1571’de Sokullu Mehmet Paşa’nın yakın arkadaşı denizciliğe liyakat ve ehliyeti olmayan 70 yaşındaki Müezzinzade Ali Paşa’yı donanmanın başına atadı.
İnebahtı’ya giden süreçte; liyakat ve ehliyetten yoksun Müezzinzade Ali Paşa, Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi tecrübeli denizcilerin tavsiyelerini de dinlememesiyle; tüm donanmayı haçlılara yaktırarak Akdeniz’deki hâkimiyetimizi kaybetmemizi kaybettik.
1538’de denizcilikte liyakat ve ehliyet sahibi Barbaros Hayrettin Paşa kumandasında evire çevire yendiğimiz Andre Dorya kumandasındaki haçlı donanmasına; hemen 33 yıl sonra sadece yenilmekte kalmamış tüm donanmamızı yaktırmıştık.
24 yaşında liyakat ve ehliyet sahibi iyi eğitimli denizci 24 yaşındaki Don Juan komutasındaki haçlı donanması batının uzun süredir devam eden yenilgi zincirini kırmış ve özgüven kazanmıştı.
İnebahtı sıradan bir yenilgi olmadı:
Bu deniz savaşında Osmanlı ölü, yaralı ve esir zayiatı yaklaşık 20,000 kişi olduğu; 210 Osmanlı gemisi kaybedildiği; bunlardan 117 kadırga ve 15 kalite Hristiyan denizciler tarafından kullanılabilecek şekilde ele geçirildiği; 450 top kaybedildiği ve Osmanlı çektirilerinde çalışan 10.000 kadar Hristiyan forsanın Hristiyanlar tarafından serbest bırakıldığı Osmanlı sicil kayırlarına geçmiştir.
Bu sebeple Vatikan’ın en önemli bayramlarından birisidir: İnebahtı Deniz Savaşı.
Yiğit düştüğü yerden kalkar.
Liyakat ve ehliyet sahibi insanlarla 13. Yüzyıldan ilham alarak 21. Yüzyılı İslam’ın yeni altın çağı yapmak hususunda her şuurlu Müslüman’a büyük görevler düşüyor.
Hazır mıyız?