Son Dakika Haberler

Zehra Betül Şişman

Zehra Betül Şişman

​Ha Kolezyum’da Aslana Köle Parçalatmak, Ha Minneapolis’de Siyahi İnsan Vurdurmak ?

31 Mayıs 2020
Savaş ve şiddet insanlık tarihine yön veren en önemli meselelerdir. İnsanı bilim yoluyla mı edebiyat yoluyla mı bilmek ya da anlamaya çalışmak daha doğru? Bilim bize şiddet, savaş, bunlar adına kullanılan teknik, insanın fiziki ve psikolojik gücü, insanın doğası ve şiddete meyletme nedenleri hakkında çok şey söyleyebilir. Ancak onun bu söylediklerinin hiçbiri, hiçbir varsayım mistiklerin, şairlerin, edebiyatçıların ve filozofların insan ruhunun derinliklerine dair iç görüleri kadar bizi etkilemez ve sarsmaz. Bu nevi bir iç görüye en derininden sahip Rus edebiyatçı Dostoyevski, ünlü romanı Karamazov Kardeşler’de Ivan Karamazov’a şöyle söyletir: “Hiçbir vahşi hayvan asla insan kadar artistik, insan kadar sanatsal biçimde zalim olamaz.” İnsan gerçekten de zalimdir. Zalime karşı zalimdir, mazluma karşı zalimdir ve mazlum mazluma karşı zalimdir. Niçin öldürüyoruz? “Öldürmemek insanın hakkı ve yasasıdır” diyor savaşın büyük yazarı Svetlana Aleksiyeviç (2018: 29), ise insan “öldürmeyi öğrenmemelidir diyor. Bugün ABD’de yaşananları insancıl hukuk üzerinden eleştirecek olursak, Aleksiyeviç haklı değil mi? 

Hadi modern devlet ve postmodern insan kavramlarını hayatımıza katan ABD’nin köksüz ve makus tarihini hatırlayalım. İşe evvela Kızılderilileri yok ederek başladılar. Akabinde köle ticareti ve sanayi-ucuz iş gücü için gemilerle getirdikleri siyahilerle  devam ettiler. Öldürmek üzere kirli bir tarihin tüm müsebbiblerine başkan Cenedy başta olmak üzere hepsinin ruhuna siyah manifesto çekiyorum. İşte bunlar ABD ve köksüz tarihinin acı gerçekleri…

Gelelim modern devlet şiddet ilişkisine. “Modern devlet, bütün siyasi birlikler gibi, sosyolojik olarak ancak kendine özgü somut araçları açısından tanımlanabilir. O da fiziksel güç ve şiddet kullanımıdır. Devlet, belli bir arazi içinde, fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde (başarıyla) bulunduran insan topluluğudur.” (Weber, 1998: 132). Bu, aynı zamanda bedensel şiddet uygulama hakkının tekelleşmesidir (Elias, 2000: 67). Şiddet kullanma hakkının tek kaynağı olarak kabul edilen devlet, diğer şiddet kullanma kaynaklarıyla, yani diğer devletlerle birlikte uluslararası bir güç paylaşım dengesi üzerinde durur. İnsanın insan üzerindeki egemenliği bu güç/iktidar paylaşımına bağlıdır. Savaş ve şiddetin sosyolojisi temelinde devlet, ordu ve küresel sistem ilişkisi ele alınıyor. Bu çerçevede demokrasilerin şiddetin ve savaşların sonunu getirip getirmediğinin sorgulamanın yanı sıra küresel sistemin bir milletler barışını mı yoksa uluslararası bir şiddet düzenini mi getirdiği de tartışılacaktır. Bununla birlikte şiddeti insan varlığının temel dürtüsü olarak görmeyen görüşler de mevcuttur ve bu görüşü ileri sürenlerden birisi de Alman Yahudisi olan politika düşünürü Hannah Arendt’tir. Arendt, Clausewitz’in söylediği sözden farklı olarak “barış, savaşın başka araçlarla sürdürülmesidir” der (Arendt, 2009: 16). Aslında Arendt, şiddetin varoluş nedenini ünlü filozof Hobbes’un “kılıçsız sözleşme olmaz” sözüne atıfla, uluslararası ilişkilerde savaşın yerine siyasal sahnede başka bir nihai hakemin ortaya çıkmamış olmasına bağlıyordu (Arendt, 2009: 11). Ancak temel sorun, böyle bir hakemin ortaya çıkmasının gerçekten mümkün olup olmadığıdır. “Güç/iktidar” ilişkilerinin üstünde bir hakemlik nasıl mümkündür? Ayrıca bu uluslararası hakeme devletlerin nasıl biat edeceği, bu uluslararası hakemin biat edilmek için altındaki devletlere ya da şahıslara örgütlü/örgütsüz şiddet kullanıp kullanmayacağı açıkçası pek bir merak konusudur. Fiziksel şiddet kadar etkili hatta fiziksel şiddetin dolaylı devşiricisi olan bu kavramlar çokça düşünülesi.

Gelelim ‘modern şiddet’ kavramına. Zygmund Bauman’ın “akışkan modernite” analizlerinin haklı olarak tespit ettiği gibi, güç ulus devletlerden, küresel şirketlere kaydığı ölçüde, yeni savaşlar yalnızca profesyonel birliklerden oluşan orduların karşılaşması olarak değil, uluslararası ekonomik müdahaleler şeklinde de tezahür edecektir. Yeni ordular bir davaya adanmış kitlesel ordular değil, iyi eğitilmiş, hızlı hareket eden teknik uzmanlardan ve siber dünyaya hükmeden profesyonellerden kuruludur. Günümüzde de sömürü ve şiddet küresel pazarlar aracılığıyla küresel ölçekte tabi ki devam etmektedir, “sözde küreselleşme savaşlarının modern tarihte herhangi bir toplumsal örgüt veya ulus-devlete ABD kadar menfiyet sağladığı da görülmemiştir. Modernite ve şiddeti kendi jeopolitik ve ideolojik amaçlarını gerçekleştirmeye çalışarak kullanmak ise ABD’nin en iyi yaptığı iştir. İşte bu detayları aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. Modernite ve şiddetin birlikte evrildiği, canavarlaştığı bu çağ için tarihe nasıl bir kayıt düşülür bilemem ama şiddetin sayısız haline maruz kalan insanlığın hafızası ABD ve karakol devletlerini asla unutmayacak.

Savaşın ve kurgusal barışın yegane tekelini elinde tutan ABD’nin en kısa vakitte kendi halkı tarafından ele geçirilmesi temennisi ile…

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.