DOLAR : 45,590₺
EURO : 53,013₺
STERLİN : 60,854₺
GRAM : 6.678₺
ÇEYREK : 10.973₺
CUMHURİYET : 43.223₺
GREMSE : 108.059₺
Ali Ayvat

Ali Ayvat

Yazarlara git

Ekonomik potansiyelimiz risklerimizden daha büyük

16 Mayıs 2026

Ekonomik potansiyelimiz risklerimizden daha büyük Türkiye, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan değerlendirmelerde; pazar potansiyeli ve güçlü altyapısıyla, gelişmekte olan ülkeler arasında dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olarak gösterilmektedir. Her ne kadar içimizdeki siyasallaşmış bazı ekonomistler, kendi siyasi mülahazaları doğrultusunda bu durumu görmezden gelse de güneş balçıkla sıvanmaz. Ülkemiz, dünyanın en büyük 17 ekonomisi arasındaki yerini hâlâ korumaya devam etmektedir. Her ülkenin, içsel ya da dışsal faktörler nedeniyle ekonomik krizlerle sınandığı dönemler vardır. Önemli olan, kriz dönemlerinde sorunların varlığını kabul ederek çözüm için rasyonel politikalar geliştirebilmektir. Ne yazık ki ülke olarak uzun bir süredir çetin sınamalarla karşı karşıyayız. Bu bağlamda, ekonomi yönetiminin Orta Vadeli Program hedefleri doğrultusunda uygulamaya koyduğu politikalar, yalnızca mevcut sorunları çözmeye değil, aynı zamanda kalıcı istikrarın sağlanmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Tercih edilen ekonomi politikalarının uygulanması sonucunda; * Cari açığın endişe kaynağı olmaktan çıkması, * Net rezervlerdeki potansiyel risklerin geride kalması, * TL varlıklarının toplam mevduat içindeki payının giderek artması, programa yönelik olumlu değerlendirmeleri her geçen gün güçlendirmektedir. Bugün itibarıyla eleştiri konusu olabilecek en önemli mesele ise piyasalarda fiyat istikrarının henüz tam olarak sağlanamamış olmasıdır. Sıkı para politikaları ve bütçe disiplininden taviz verilmemesi nedeniyle reel sektörde yaşanan yavaşlama, ekonominin genelini olumsuz etkileyecek bir düzeyde olmamakla birlikte, ekonomik büyüme açısından risk oluşturmaktadır. ABD-İran gerilimi sebebiyle enerji arzında ortaya çıkabilecek aksaklıklar ve petrol fiyatlarındaki olası yükselişler, enerji ithalatçısı olan Türkiye açısından önemli riskler barındırmaktadır. Enerji maliyetlerindeki artış, üretim giderleri ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Buna rağmen, ekonomi yönetiminin kararlı politikaları sayesinde dış kaynaklı şokların etkisinin sınırlanması mümkündür. Bu süreçte mali disiplinin korunması ve fiyat istikrarına yönelik adımların sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Küresel belirsizliklerin arttığı dönemlerde uzun vadeli hedeflerden sapmamak, ekonomik dayanıklılığın temel şartıdır. Yurt içi talepteki zayıflama ve ihracat pazarlarındaki daralmaya rağmen, dezenflasyon politikalarının büyüme üzerindeki olumsuz etkilerinin tolere edilebilir sınırlar içinde kalması, programın işlediğini gösteren güçlü bir göstergedir. Deprem ve EYT kaynaklı maliyetler tüm açıklığıyla ortadayken, ülkemizin üzerinde adeta bir karabasan gibi duran cari açık ve net rezerv sorunlarında kaydedilen iyileşmeler, yapısal sorunların çözümü için tarihî bir fırsat penceresi açmaktadır. Toparlayacak olursak; Türkiye ekonomisinin sağlam bir zemin üzerinde geleceğe güvenle yürüyebilmesi için fiyat istikrarının mutlaka sağlanması gerekmektedir. Genç nesiller için ekonomide günü değil, geleceği kurtaracak politikalara odaklanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.