Hicret maddi ve manevi fedakarlığın zirvesidir
Hicret; maddi ve manevi olarak fedakârlığın zirve yaptığı, gerekirse anne-baba, eş, evlâtların ve mülklerin, terkedilebildiğini açıkça gösteren kutlu bir yolculuktur. Hicretten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Öncelikli olarak yaşanılan toprağı, vatanı terk etmeden önce Allah (c.c.)’ın haramlarını terk etmeliyiz. Allah (c.c.)’ın haram kıldıklarını terk edip emrettiklerini yapıp helâller dairesinde özel ve güzel bir hayatı yaşayanlar, gerektiğinde hicret ederler. Bu özelliklerden yoksun olanların hicret edebilmeleri mümkün değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.); “Asıl Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, İman 4-5, Rikâk 26; Müslim, İman 64-65. Ebû Dâvûd, Cihâd 2)
Hicret; maddi ve manevi her türlü fedakârlığın yapıldığı, gerekirse anne-baba, eş, evlâtların ve mülklerin, terkedilebildiğini açıkça gösteren kutlu bir yolculuktur.
Hicret; halis bir niyetle, samimi olarak Allah (c.c.)’a bağlılık, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e muhabbetin ta kendisidir.
Hicret; keyfi bir göç değildir. Gerektiğinde hakkın ve hakikatin yeryüzüne hâkim olması çabasıdır.
Hicret; Allah (c.c.)’a imanın, sadakat ve teslimiyetin, sabır ve sebatın ta kendisidir.
Hicret; Allah (c.c.)’ın rızası, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşturulup barış içinde yaşanılmasına yönelik gerçekleştirilen bir harekettir. Hicret; Allah (c.c.) rızası için her şeyden vazgeçmenin, fedakârlığın zirvesidir.
Hicret; İnanca yapılan baskıya, işkenceye ve her türlü zulme direnmenin, boyun eğmemenin adıdır.
Hicret; hakkın batıla, iyinin kötüye galip gelmesidir.
Hicret; Tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin göstergesidir. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olarak gönderilmesi sonucu, karanlık yerini aydınlığa, zulüm yerini adalete, kararan gönüller, vicdanlar, merhamete, İman nuruyla kavuşmuşlardır.
Kendi düzenlerinin yıkılıp yok olacağını düşünüp bu durumdan rahatsız olan Müşrikler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek istemişlerdir. Aynı zamanda her geçen gün Müslümanlara eza ve cefalarını artırmışlardır. Müşriklerin, Müslümanlara karşı uyguladıkları eza ve cefaları arttırmış olmalarından dolayı Miladi 622 yılında Müslümanların, Mekke’den Medine’ye hicret etme izni Allah (c.c.) tarafından Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’e verilmiştir. Öncelikle Müslümanlar Medine ye gönderilirler. Son olarak da en yakın sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile beraber Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdir.
Hicrete karar veren Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), öncelikle üzerinde bulunan Müşriklerin emanetlerini sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali (r.a.)’a bırakmıştır. Bu husus gerçekten çok anlamlıdır. Üzerinde önemle durmamız gerekir. Efendimiz kendisini öldürmek isteyen Müşriklere karşı onların mallarını yine kendilerine teslim etme noktasında gerekeni yapmıştır. Mü’minler Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in güvenilir olduğunu bilip inanmışlardır. Ancak Peygamberimizin Peygamberliğini, getirdiği İslâm dini hükümlerini kabul etmeyip mücadele eden müşrikler bile Peygamberimizin Muhammed’ül Emin olduğunu kabul etmişlerdir. Peygamberler güvenilir kimselerdir. Bu özelliğini hicrette, Peygamberimiz uygulamaları ile düşmanlarına çok net bir şekilde göstermiştir. Bu hakikati hayatımızın merkezine koyup özümüz ile sözümüzün uyumlu olması çok önemlidir. Adaletimiz, Ahlâkımız, Güvenilir olma özelliklerimizle düşmanlarımızın bile gönüllerini İslâm’a ısındırmak için gayret etmeliyiz.
Hicret’ten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Hicrete en sadık yol arkadaşı Hz. Ebubekir(r.a.)’la beraber çıkan Peygamberimiz (s.a.s.) Medine’ye gidecek olmasına rağmen, önemli bir taktik uygulayıp tam tersine öncelikli yolculuk yapmış, yolu çok iyi bilenlerden destek almıştır. Malumunuz örümcek ağı çok dayanıksızdır. Koruyan ve kollayan Allah (c.c.), sevdiklerini en zayıf örümcek ağıyla da korur. Müşrikler evinin etrafını sarmış beklerken onların gözleri önünde Yasin Sûresinin ilk sekiz âyetlerini okuyup Müşriklere doğru bir avuç toprak atarak çıkıp gitmelerine rağmen görülmemişlerdir. Yolculuğun her aşamasında zahmet çekerek Medine’ye ulaşmışlardır. Allah(c.c.)’ın gücü her şeye yeter. Bir şeye ol dedi mi o hemen oluverir. Yeter ki kul Allah’a samimi olarak teslim olsun. Âyet-i Kerîmede: “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saff Sûresi âyet:8) buyrulmuştur.
Allah (c.c.) Rızası için hicret edip, yine O’nun Rızası için hicret edenlere yardım edenler Kur’an-ı Kerimde övülmektedirler. “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek Mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Enfal Sûresi âyet:74) “Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun ki hep birbirinizdensiniz’ içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır ve karşılığın en güzeli O'nun katındadır.” (Ali İmran Sûresi âyet:195)
Malumunuz 16 Haziran Salı gününden itibaren hicrî 1447. Yılı tamamlayıp 1448. Yıla girmiş olacağız. Bu vesile ile hicrî yılımızı tebrik eder, Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna, mazlumların zafere kavuşmalarına vesile olmasını Allah (c.c.)’dan niyaz ederim.
Rabbimiz, her birimize nefs, şeytan, zalim, müşrik, kâfir ve batıl ile gereği gibi mücadele etmeyi, Ensar ve Muhacir kardeşliği ekseninde şuurlu bir Mü’min olarak yaşamayı nasip eylesin. Âmin.