Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Üç aylarla kendine gelmek

02 Mayıs 2014

Dînî kültürümüzde önemli bir yere sahib olan yeni bir üç aylar mevsimine daha girmiş bulunuyoruz.

Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Rabbimizin izniyle bu sene 1435. ni idrâk etmeye başladık.

Dünya Müslümanları barış ve huzur ararken, ülkemizde ise bu huzuru bozmak için elinden geleni  ardına koymayanların son sürat gayret sarfettikleri bir havada üç aylara girdik.

Her saat başı haberlerde birbirinden fecî, insanlık dışı hadiseler karşısında donup kalmaktan başka bir şey yapamamanın hüzün ve burukluğu içinde onu unutturacak daha fena bir haberle irkiliyoruz. Bir insan bu kadar da mı alçalıp soysuzlaşabilir demekten kendimizi alamıyoruz.

Rahmet ayı ramazana doğru açıldığımız yolun ilk merhalesi olan receb ayına girerken neler oluyor? Kısaca bir hatırlatma yapalım.

Mısırdaki Firavun zihniyeti sadece ve sadece Müslüman oldukları için yüzlerce Müslüman kardeşimizi idama mahkum etmiştir. İnsanlık ise buna kör ve sağır.

Sûriye’de, Afrika’da, Arakan’da, Myanmar’da Müslümanlar toplu katliamlara maruz kalmakta. Buna karşılık sözde insan hakları savunucularından ses yok.

İnsanlığın barış ve huzurunu sağlamak üzere kurulmuş “Bir-LEŞ-miş Milletler” denen kuruluş ise maalesef İslam düşmanlarının hakim olduğu bir sistem. Katledilenler, açlıktan ve sefaletten ölenler Müslüman olunca mesele yok. Umurlarında değil. İnsan hakları diye ortaya koydukları hak kavramı ise kendilerini korumak ve Müslümanları sömürmekle alakalı. Bu kafirler topluluğuna karşı dur diyebilecek güçlü bir İslâm Devleti de yok. Ses çıkaranlar da güçsüz oldukları için Mısır örneğinde olduğu gibi, bir şekilde sustururulmaktadır. Yakın zamana kadar Türkiye de öyle idi. Son zamanlarda biraz kendine gelen Türkiye, kendi bünyesinden gelen tarihi özgüvenle dik durmaya başladı. Bu durum ise İsrâil, Amerika ve Avrupa ile beraber onların ülkemiz içindeki uşaklarını çok rahatsız etti.

Kardeşlik duygularının geliştiği, kalblerin yumuşadığı, sevgi ve hoşgörünün zirve yaptığı mübarek üç aylar mevsimine girdiğimiz şu sıralarda adına bayram denen ve işçi haklarıyla hiçbir alakası olmayan, geçmişten günümüze bizi yok etmeye çalışan Avrupa’dan ithal ne idüğü belirsiz 1 Mayıs terörizmi ile halkımız yine rahatsız edilmiştir. Bu ne biçim bayram ki, orada kullanılmak üzere silahlar, muhtelif patlayıcılar bulunuyor. Utanmadan sıkılmadan buna da bayram hazırlığı deniliyor. İnsan öldürmek, sağı solu tahrib etmek, işyerlerinin cam-çerçevelerini indirmek nasıl bayram olabiliyor. Geçmişte de bayram adı altında birçok insan katledildi. Zamanla bu olayların tamamen birlik ve beraberliği bozmak için dış düşmanların kurduğu tuzaklar olduğu anlaşıldı. Bugün de öyle.

Maksat şenlik yapmak, bayram kutlamak ise bu her yerde olabilir. Fakat iş öyle değil. Askeri, polisi tahrik ederek kargaşa çıkarmak, yapabilirlerse katliam yapmak ve böylece insanlıktan nasibini almamış olan sözde insan hakları dernekleri vasıtasıyla ülkemizi dünyaya rezil etmek ve onların işgalini sağlamak. Bu oyunlara asla prim verilmemelidir. Bu satırları yazdığım şu sıralarda tv.ekranlarında bir milletvekilinin polislerin üzerine yürüdüğü hatta fiilî saldırıda bulunduğu gösteriliyordu. Mazallâh böyle hâinler yüzünden üç kıtaya hakim bir devleti kaybettik. Sıfatı ne olursa olsun böylelerine asla fırsat verilmemeli. Böyle hâinler yüzünden sözde muâsır medeniyet seviyesine çıkarılacağı söylenen ülkemiz, 80 senedir üçüncü dünya ülkesi bir sömürge olmaktan kurtulamadı. Onlar eski despotluklarını özleyen, milleti köle olarak gören ve tepeden bakarak hep aşağılayan iktidarlarını özlüyorlar. Bu zihniyete karşı birlik ve beraberlik duygularımızı güçlendirmek zorundayız. Bu filmleri hiçbir zaman seyretmek istemiyoruz.

Allah’ın (CC) izniyle ülkemiz öyle birkaç soysuzun istediği gibi ne Sûriye, ne de Mısır olmayacaktır. Hainlerin arzu ettiklerinin tam tersine dün olduğu gibi, bugün de, yarın da kıyamete kadar ülkemiz insanı İslâm’ın bayraktarlığını yapmaya devam edecektir. Üç aylar mevsimi bu şuurun kuvvet kazanmasına bir vesîle teşkil etmektedir.

Yeni bir üç aylar mevsimine girerken özelimizde düşünmemiz gereken en önemli hususa mutlaka dikkat çekmek zorundayız. O da Kur’ân ve sünnetle hayatlanmak.

Hiçbir kanun ve yasa hele bu yasalar ahlâksız ve insanlıktan nasibini almamış Avrupa kaynaklı ise bizim dokumuza uymadığı ve uymayacağı için ülkemizde insanlık dışı suçlar önlenemeyecek ve gözyaşları akmaya devam edecektir. Neden mi? Açıklayalım.

Avrupa’da namus diye bir kavram yoktur. 18 yaşına giren hayvanlar gibi istediği ile yaşar. Birbirlerinin sözde karıları-kızları ile tatile çıkmaları normaldir. Âile kavramı olmadığı için yine 18 yaşına giren bağımsız olur, ana-baba kardeş vs. tanımaz. Tamamen bencil ve hayvanlar gibi yaşar. Bir Müslüman için bunlar ölüm sebebidir.

Onlarda idam cezası vardır fakat bize gelince insan haklarını ihlal sayılır, yasaklanması istenir. Yani adam her pisliği yapsın, sonra da bir takım hafifletici sebebler bulunup dışarı çıksın ve cinayetlerine devam etsin.

Onlarda Hıristiyan milliyetçiliği, Siyonist milliyetçilik olsun fakat Müslüman milliyetçiliği olmasın. Her tarafta güzel seslerle Kur’ân okunsun fakat onunla amel edilmesin. Kendileri tahrif edilmiş/bozulmuş Tevrat ve İncil’le yaşasınlar ama Müslümanlar Kur’ân ile yaşamasınlar. O zaman Siyonist ve Hıristiyan dünyası için Müslümanlar problem olmaz. Çünkü hayatında Kur’ân ve sünnet ahkâmı olmayan Müslümandan onlara zarar gelmez, hatta kendileri gibi olur ve bu tür sözde Müslümanları köleleştirip her dâim hizmetlerinde kullanabilirler. Esasen şuursuz Müslümanın İslâm’da da yeri yoktur.

İçinde bulunduğumuz 1435. Üç aylar mevsiminde dünyayı Kur’ân ve sünnet dürbünüyle görmeye çalışmalıyız. İslâm kardeşliğinin tesisi için kendi duygularımızın değil, Allâh’ın (CC) istediği gibi kardeş olmalıyız.

Kur’ân ve sünnet ahkâmını anlamak için üç ayları yeni bir fırsat bilip çalışmalıyız. Unutulmamalıdır ki; Hak ve halk katında yücelmek ancak Hak’kın istediği gibi bir kul olmaktan geçmektedir.

1435. Üç ayların Müslümanların uyanmasına, dirilişine ve güçlenmesine  vesîle olmasını sonsuz güç ve kudret sahibi Allâh’dan (CC) niyâz ediyorum.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X