Ali Günaydın

Ali Günaydın

​ŞİDDET SADECE KADINA MI?

14 Ağustos 2014

Genel olarak şiddet konusu insanlık tarihiyle başlamıştır. Daha ilk zamanlarda Hz. Âdem’in iki oğlu arasında cinâyetle son bulan bir mücadeleden bahsedilir. (Mâide, 5/27)

Kadına şiddet konusu son zamanların ilk gündem maddelerinde yerini almaya başladı.

Önceleri genelde töre cinayetleri ile kadın gündeme gelirdi. Söz sahibi olanlar, birkaç yaldızlı cümleyle konuyu geçiştirirlerdi. Sonuç değişmezdi. Yeni cinayetler silsilesi devam ederdi. Kadına yönelik şiddet konusu da sadece gündem oluşturmaktan başka bir şeye yaramamaktadır maalesef.

İnsan, kadın ve erkeğiyle en mükerrem varlık ve mahlukatın en şereflisidir. Sevgi ve saygıda en üstün pâyeye sahiptirler. Hal böyle iken ne oluyor da kadınlar öldürülüyor? Arada sırada erkekler de öldürülüyor. Aslında bu soruyu insanlar neden birbirlerini öldürüyorlar diye sormak daha isabetli olsa gerek.

Şiddet ve cinayetlerin sebepleri araştırıldığında genel olarak maddiyat söz konusu olmaktadır.

Maddecilik putlaştırılınca onun esiri olanların yapmayacağı şenâat yoktur. Daha bu satırları yazarken, kendisine para vermediği için oğlu tarafından öldürülen bir babanın haberi veriliyordu. Büyük bir şaşkınlıkla beraber adeta kanım dondu. Bu gidişat hiç iyi değil. Nereye gidiyoruz. Yakın zamana kadar büyüklerinin yanında sırf saygısından dolayı varlığı bile hissedilmeyen gençliğimize ne oldu. Babasını öldüren bu cânî kendi eşine ve başkalarına ne yapmaz…

Kadına şiddet konusu olabildiğince güncelliğini korumaktadır. Mesele biraz da cambaza bak mantığıyla gündeme getirildiği için bu konuda mağdur olan erkekler arka plana itilmektedir.

Günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde atalarımız hiçbir resmiyet bile olmadan yani kanûnî mecburiyete dayanmadan bir ömür boyu aynı yastığa baş koymuşlar ve hatta birbirlerinin arkasına kalmadan beraber ölmek için dualar etmişlerdir. Onlar da mutlaka âilevî huzursuzluklar yaşadılar. Âilevî şiddetler yaşandı mutlaka. Fakat hiçbir zaman ölüme götüren şiddet olmamıştır. Nâdiren de olsa belki boşanmalar vuku bulmuştur.

Günümüzde ise çoğu âile kurumu daha başlamadan bitmekte ve maalesef kalıcı düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu kin ve düşmanlıkların tezahürü de genel olarak cinayetlerle kendini göstermektedir. Ölen mezarda kalan da hapislerde çürümektedir. Peki değer mi bunlara? Elbette hayır. Fakat işin vehâmeti de ortada…

Meseleye sağduyu ile bakmak mecburiyetimiz vardır. Ne kadın ve ne de erkek masum. Birisi fitili ateşlemekte, diğeri de o ateşi körüklemekte. Neticede her ikisi de hatta kendileriyle beraber yakınlarını da yakmaktadırlar.

Durup dururken yoktan yere şiddet ortaya çıkmaz. Mutlaka şiddeti besleyen etkenler var ve bu etkenler çok çeşitli şekillerde kendini göstermektedir. Birkaç tanesini zikredelim.

1-   Şiddeti körükleyen bizzat devletin kendisi olmuştur. On yıllarca üniversite kapılarından herkesçe malum olan ipe sapa gelmez bahanelerle gözü yaşlı olarak çevrilen ve istikballeri çalınan genç kızlarımız ve aileleri. Bütün emek ve gayretleri hebâ edilen bu âilelerin rûh sağlığı bozulmuş olduğundan, bu bozukluk daha sonra kurulan yuvalarda kendini geçimsizlik olarak göstermiştir. Şiddet şiddeti doğurur kâidesi kendini göstermiştir.

Kadın tacirlerine caydırıcı cezaların verilmeyişi ve zinanın suç sayılmaktan çıkarılması da maalesef telâfîsi mümkün olmayan yıkımlara yol açmaktadır.

2-   Mâneviyâtsızlık. Mâlesef günümüz müslümanı, içi boş, ruhsuz bir dîndârlık  anlayışına sahip. Allâh (CC)’ın emri ve Resûlullâh (SAV)’in sünneti üzere nikâh akdi yapılıp, bu akdin sözde kalması. Halbuki Yüce Dînimiz İslâm’a göre kadın/erkek birbirinin tamamlayıcısı ve destekleyicisidir.

3-   Cehâlet. Bu konu da aslında dindarlıkla bağlantılıdır. Zira nice yüksek tahsilliler de de âilevî şiddet mevcuttur. Bundan kurtuluşun yolu da yine İslâm’ın temel ilkelerinden olan karşılıklı sadâkat, sevgi ve saygı hâkimiyetidir.

4-   Sorumsuzluk. Hem kadın, hem de erkek için geçerli olan bu durumun sonucu şiddetli geçimsizlik ve boşanmadır.

5-   Özellikle sanki şiddeti körüklemek, yuvaları yıkmak için görsel medyada düzenlenen kadın proğramları. Bu proğramlarda kadın hakları diye diye mâlesef evlerinde geçinip giden kadınların; vay be… biz ney mişiz! Nice haklarımız varmış. Bundan sonra yağma yok diyerek kocalarının başlarına mâlesef bela kesilmeleri. Ne olduğunu anlayamayan erkek de ilk olarak kaba kuvvete başvurmakta ve sonuç iki taraf için de felaket. Bunun sonucu olarak memleketimiz dullar cennetine döndü.

6-   Son zamanlarda çıkarılan sözde âileyi korumaya dönük yasalar. Avrupa uyum yasaları adı altında çıkarılan bu yasalar mâlesef kadınları oldukça şımartmıştır. Hemen her gün karşılaştığımız bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Âile yuvaları sanki mecburen paylaşılan odalar haline gelmiştir. Her şeye ortak olmaya kalkışan kadınlar, ne var, ne yoksa eşlerinden habersiz kendi üstlerine yapmaya kalkışınca olanlar olmaktadır.

Evlenirken şu kadar mal, boşanırken de bu kadar mal anlayışı ne yazık ki kadınlar için bir çıkar kapısına dönmüştür. Hatta bunlarla övünen kadınlara bile rastlar olduk. Bunun karşılığında şu sözleri de duymaya başladık:

“Evlenirsem resmi nikah yapmayacağım. Bütün emeklerimi kadına vermek için hatta kadına esir olmak için yaratılmadım.”

Kanun yapıcılarının buna çok dikkat etmeleri lazım.

Aslında yazmak istediklerimin çoğunu yazamadım. Günlük hayattan misaller vermeyi de düşünmüştüm fakat yazının hacmi dolduğu için, başka bir vesile ile konuuyu ele alacağım.

Yaşananlardan özetle şunu söylemek mümkün:

Erkekler kadınları öldürüyor. Kadınlarsa erkekleri süründürüyor.

Allâh (CC) âkıbetimizi hayreylesin.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • Hüseyin Kavalcı

    Erkekler öldürüyor.kadılar süründürüyor Ha! yüreğine sağlık Ali Hocam.

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
  • Ebubekir SAYDAM

    çok yerinde bir yazı ve tespitler. elinize sağlık, artık ne demeli "klavuzu karga olanın burnu b.ktan kurtulmazmış" (bkz. ab ye gireceğiz diye katledilen türki örf ve hukuk)

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X