Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Oruçla terbiye olmak!

26 Haziran 2014

İslâm Ümmet olarak yeni bir Rahmet Ayı Ramazan’a kavuşmanın heyecanını yaşıyoruz. Recep Ayı ile başlayan heyecanımız zirveye ulaştı. Nihâyet rahmet denizine daldık.

Sâir zamanlarda bir iyiliğe on sevap veren lütfu sonsuz olan Rabbimiz, Rahmet Ayı Ramazan’da bu ikramının tabanını Yedi Yüz’den başlatmakta ve bir sınır koymamaktadır. (İlgili Âyetler: Enâm, 160 Bakara, 261 Zümer, 10)

Yüce Rabbimizin engin rahmetine, sınırsız mağfiretine layık olmak için mutlak surette onun istediği gibi bir kul olmak zorundayız. Bu kulluğun kemâli ise oruç ibadetiyle kendini göstermektedir. Bunun için Allâh (CC) orucu mü’minlere farz kılmış ve şöyle buyurmuştur:

“Ey Îmân edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Âyet-i Kerîme’de işâret buyurulduğu üzere, orucun hedefi, Allâh’a karşı gelmekten ve onun neticesi olan gazabına uğramaktan sakınmaktır. Allâh’ın (CC) gazabını çekecek işlerin temelinde ise kişinin his ve heveslerinin esiri olmak, nefsinin hâkimi değil mahkûmu olmak yatmaktadır. Bu sebeble mü’min, öncelikle nefsine hâkim olacak, onun sebeb olabileceği şerlerden kendini koruyacaktır. Ağzına geleni söylemeyecek, her iştahı çeken şeyi yemeyecek, her eline geçeni kabullanmeyecektir. Yani helal ve haram konusunda titiz olacaktır. Kısaca sabretmesini bilecektir. Sabırlı olmayı kendisine prensip edinecektir. İşte o zaman Rabbimizin vâd ettiği hesapsız ücretleri hak etmiş olacaktır.

Oruç ibâdeti, sadece aç ve susuz kalmaktan ibâret değildir. Bu durum, konunun bedensel yönüdür. Bunda bile sayısız tıbbî faydalar vardır. Zira her hastalığın altında insanın ölçüsüz bir şekilde yeme ve içmesi yatmaktadır. Hele bunlara bir de günümüzde insan oğlunun kendi ürettiği kimyâsallar eklenince her şey zehir olup çıkmaktadır. Oruç sayesinde hiç değilse bedenimiz zararlı gıdalardan bir parça da olsa korunabilmektedir. İşin mânevî yönünü ise Söz Sultanı Âlemlere Rahmet Peygamberi (SAV)’den öğrenelim. İşte dimağlarımıza iyice yerleştirmemiz gereken nebevî misaller:

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın. Ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa ‘Ben oruçluyum’ desin. Bu canı, bu tende tutan Allâh’a yemin ederim ki oruçlunun (açlıktan dolayı değişen) ağız kokusu, Allâh katında misk kokusundan daha hoştur. (Allâh (CC) oruçlu için şöyle buyurur) O, yemesini, içmesini ve cinsel isteklerini benim için terkediyor. Oruç benim içindir. Onun mükâfâtını ben vereceğim. Bir iyiliğe ise on misli ecir vardır. (Buhârî, Savm 2)

Bu Hadîs-i Şerîf’te oruç, kalkana benzetilmektedir. Kalkan ise kişiyi, düşmana karşı koruyan her türlü sığınak demektir. Kişi, oruç tutmakla kendisini hem nefsine, hem de cehenneme karşı korumuş olacaktır. Bu manada oruç bir sabır eğitimidir.

“Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi, içmeyi bırakmasına Allâh’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm 8)

Yalan ile îmân bir arada olamayacağına göre, oruçlu kimsenin bunlara tevessül etmesi zaten düşünülemez. Yoksa sadece aç ve susuz kalmakla kendine eziyet etmiş olur. Burada mü’min bir kuldan istenen, dil, göz, kulak gibi bütün âzâlarına da oruç tutturmasıdır. Buna işâreten Kutlu Nebî (SAV) şu uyarıyı yapmaktadır:

“Oruç tutan nice kimseler vardır ki, oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır. Geceyi ibâdetle geçiren nice kimseler vardır ki, kıyâmdan nasibi sadece uykusuz kalmaktır.” (Müslim, Sıyâm 46)

Ramazan Orucu’nun güzel bir yanı da sahur yemeğidir. Bu aynı zamanda Ehli Kitab’a yani Yahûdî ve Hıristiyanlara muhalefettir. Çünkü onlarda sahur yemeği gibi bir âdet yoktur. Muhtelif vesîlelerle dile getirildiği gibi, sahurdan sonraki zaman, Yüce Rabbimizin dünya semâsına tecelli ederek, duâlara icâbet ettiği vakittir. Hadîs-i Şerîf’te de şöyle buyurulur:

“Sahura kalkın. Çünkü sahurda bereket vardır.” (Müslim, Sıyâm 45)

Sahuru geciktirmek, iftarda da acele etmek Hz. Peygamberin uygulamalarındandır. Akşam namazını kılmadan önce iftar etmek gerekir. Tabi bu arada namazı da geciktirmemek gerekir.

Hz. Peygamber (SAV) orucunu açınca şöyle duâ ederdi:

“Yâ Rabbi! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açtım.” (Ebû Dâvud, Sıyâm 22)  

Hz. Peygamber (SAV) yemek yedikten sonra şu duâyı yapardı:

“Bizi yediren, içiren ve Müslüman yapan Allâh’a hamdolsun.” (Ebû Dâvud, Et’ime 52)

Ramazan Ayı ve onda tutulan oruç sayesinde kalpler rikkate gelip yumuşadığından, nimetlerden mahrum kalmanın sıkıntısı iyice hissedilir ve bu durum zengin fakir arasındaki merhamet duygularının olgunlaşmasını sağlar. Bu yönüyle ramazan orucu mükemmel bir cömertlik eğitimidir. Bu duygularla yapılacak her türlü hayır ve hasenâtın karşılığının bire yedi yüz ve daha fazlası olduğu Kur’ân’ın beyanıdır. Bir fakire yedirilecek iftar yemeği için Rahmet Peygamberi (SAV) şöyle buyurur:

“Bir oruçluya iftar veren, o kişinin sevabı kadar sevap elde eder. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm 82)

Yürek yakıcı bir rivâyetle konuyu bitirelim.

Hz. Âişe Vâlidemiz anlatıyor: “Yoksul bir kadın, iki kızını yüklenmiş kapıma geldi. Ben de kendisine üç kuru hurma verdim. İki kızına birer hurma verdi ve üçüncüsünü de kendi ağzına aldı. Ancak kızları, analarının ağzındaki hurmayı da yemek istediler. Kadın ağzındaki hurmayı da çıkarıp iki kızına pay etti.” Onun bu hali hoşuma gitti ve hemen Hz. Peygambere anlattım. Buyurdular ki:

“Bu hurma hatırına Allâh, ona cenneti vâcib kılmıştır, yahut da bu hurma hatırına Allâh onu cehennemden âzâd etmiştir.” (Müslim, Birr 148)

Zamanımızdaki varlıkla, o zamanki yokluğu düşünerek ne kadar şükretmemiz gerektiğinin farkına varabilmemiz temennîlerimle, Rahmet Ayı’nın, öncelikle mazlum müslümanların kurtuluşuna, İslâm Ümmetinin dirilişine ve insanlığa hâkim olmasına vesîle kılmasını Yüce Rabbimden niyâz ediyorum.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X