Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Onursuzların onur yürüyüşü

02 Temmuz 2015

Aslında onursuzun yürüyüşü de onursuzdur.

İslâm âleminin duygularının iyice tavan yaptığı, her yönüyle mânevî havanın nefeslendiği bir rahmet ayını yarılamış hatta geçmiş bulunuyoruz.

Mü’minler Allâh’a (CC) ne kadar yakın olmaya çalışıyorlarsa, Allâh düşmanları da o kadar uzaklaşma ve de uzaklaştırmaya çaba sarfetmektedirler. Anlayacağınız şeytan âvânelerine ahlâksızlıkta zirve yaptırmayı başarmış durumda.

Dünyanın her tarafında Müslümanlar akıl almaz zulüm ve katliamlara maruz kalıyor ve bizler duâ etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Allâh (CC) zâlimleri Kahhâr İsm-i Celîl’i ile kahreylesin.

Mübârek Rahmet Ayında her kötülüğe iyilikle mukabelede bulunmak hepimizin şiârıdır. Mü’minlik alâmetidir. Aslında her zaman için bu hüküm geçerli olmakla beraber, oruçla birlikte daha da bir anlam kazanmaktadır.

Bütün azalarımızla oruç tutacağız. Nefsânî arzulara gem vuracağız. Şehvetlerimize engel olacağız. Kötü söz söylemeyeceğiz. Kötü söz dinlemeyeceğiz. Kötü söz söyleyenlerden uzak olacağız. Kötü söz söyleyenlere mukabil, önce nefsimize, sonra da karşımızdakine oruçlu olduğumuzu hatırlatacağız… Bütün bunlar bizi Allâh (CC) ve yarattıkları karşısında değerli kılar, derecelerimiz artırır. Ancak bir mesele daha var ki; onun karşısında alacağımız tavır ve davranışlar, bütün iyiliklerimize zirve yaptırır. Îmânımızın kemâlâtını gösterir. O mesele de “Hak edene hakkını vermektir.”

Kim neyi hak ediyorsa, onun layıkıyla mukabelede bulunmak dinimizin temel esaslarındandır. Ahlâkî erdemliliklerdendir. İyiliğe iyilikle mukabelede bulunmak. Kötülüğe iyilikle mukabelede bulunmak böyledir.

Toplumda fesat çıkararak edepsizlik yapmak, mukaddesata küfretmek, ahlâksızlığı özgürlük adı altında meşrulaştırmaya kalkışmak ise asla iyilikle karşılanacak bir durum değildir. Bu tür yaratıklara anladıkları dilden konuşmak da güzel ahlâkın gereğidir. Âlemlere Rahmet Peygamberi (AS) buyuruyor ki:

“Sizden kim hoşa gitmeyen bir durum görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin/kin tutsun. Bu durum îmânın en zayıf halidir.” (Müslim, Kitabü’l Îmân, 20)

Onur yürüyüşü adıyla ortaya çıkan bir takım soysuzlar gürûhu, inançlarımızı hiçe sayarak piyasaya çıkıp arzı endâm eylemişler. Benzer bir yürüyüş de Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin bir kısım öğrenci kılıklı it soyları tarafından yapılmış.

Müslümanlar uysal koyun olmamalıdır. Fazla mübareklikten maraz doğar diye bir atasözümüz var. Hoşgörü bir yere kadar. İş mukaddesata geldiği zaman değişir. Bu cennet vatanımızın her karış toprağında şüheda kanı vardır. Bu vatanı bize eli Kur’ânlı, göğsü îmânlı ecdadımız bıraktı. Günümüzdeki bu tür soysuzların ceddi ile savaşılarak Anadolu’da kalabildik.

Toplum içersinde fesat çıkaran kim olursa olsun, hiçbir aklı selim buna rıza göstermez. Allah’tan (CC) korkmaz, kuldan utanmaz insan kılıklı bu aşağılık yaratıklar hakkında yine bir hadis-i şerif’te şöyle buyurulur.

“İnsanların ilk nübüvvetten beri bütün peygamberlerden duyduğu sözlerden biri; UTANMAZSAN DİLEDİĞİNİ YAP” sözüdür. (Buhârî, Kitâbü’l  Enbiiya,7)

Ar, utanma duygusu insana mahsus yüce bir duygudur. Bu duygusu olmayan şeklen insan gibi görünse de hakikatte hayvandan aşağıdır.   

Geçmişte nice milletler ahlâken dibe vurdukları/bozuldukları için helak edilmişlerdir. En açık bir şekilde Lût kavminin helâkını örnek vermek durumundayız ki Kur’ân’da  şöyle anlatılır:

“Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”

“Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır siz haddi aşan bir toplumsunuz.” (A’râf, 7/80-81)

“Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık.” (A’râf, 7/84)

“(Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.” (Hûd, 11/82-83)

Eşcinsellik, homoseksüellik, lezbiyenlik ve benzer ahlâksızlıklar hiçbir zaman hoş görülemez. Bir müslüman olarak böyle insanların ıslâhı için duâ ederiz fakat aslâ edepsizliklerine de rıza gösteremeyiz. Çünkü bu tür davranışlara müsâmahakâr davranmak intihâr anlamına  gelir.

İlâhî gazaba uğramamak için bu haddini bilmezlere gereken tepkiyi derhal vermek her müslüman üzerine bir vebaldir.

Her ne kadar; “Hak edene sövmek sadakadır” denilse de, bu durum söverek geçiştirilecek bir durum değildir.

Toplumda fesat çıkararak, ahlâksızlığı meşrulaştırmaya çalışmak, en başta Allâh’a (CC) ve Resûlüne harp açmak demektir. Bunların cezasını ise Kur’ân şöyle beyan eder:

“Allâh ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmalari, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (Mâide, 5/33)

Yüzde doksanların üzerinde müslüman bir halktan bahsedilen ülkemizde adı ne olursa olsun her türlü ahlâksızlığa mutlak surette tavır konulmalıdır. Yoksa: Hak sillesinin sadâsı yoktur. Bir vurduğunda da devası yoktur.

Allâh’ın (CC) gazabından engin rahmetine sığınıyoruz.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X