Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Ne kadar ahlaklıyız?

27 Şubat 2014

Doğumdan ölüme doğru sürüp giden hayat yolculuğumuzda en çok şikayet ettiğimiz konulardan biridir ahlâkî zaaflarımız.

Aldatmalar, adam kayırmalar, kişinin makamına-zenginliğine göre îtibâr göstermeler, zalimin karşısında maymun, mazluma gelince arslan kesilmeler, sadece söylemden ibâret olan kuru dîndârlık (ki aslında buna “Dîni dârlık” demek daha doğru olur) erdemli davranışlar sergilemek yerine hep başkalarından beklemek, sahabenin örnekliğindeki islâm kardeşliği yerine menfaate dayalı dostluklar vs. hemen herkesin dert yandığı konulardır.

Öyle durumlar oluyor ki, bazen İslâm Hukuku açısından görünürde problem yok fakat ahlâkî değildir demek zorunda kalıyoruz. Meselâ işçisinin hakkını vermeyen fakat diğer tarafta bir hayır işi yapanın durumuna baktığımızda, o yaptığı hayır işi, hakkını vermediği işçisinin üzerinden sağladığı kazançla meydana gelmektedir. Burada savunma şu şekilde oluyor: “İşçiye çalışma ücretini baştan söyledim, o da kabul etti. İşine gelmezse çalışmasın.” Bu durum görünüşte doğrudur. Fakat o işçinin çaresizlikten dolayı çalışmak zorunda kaldığı hiç düşünülmüyor. Çaresizliğin getirdiği sonucu haklı imiş gibi savunup dürüstlükten dem vuruluyor. Bu ve buna meselelere genel olarak ahlâkî zafiyetler diyoruz.

Problemin kaynağı Hukuk’un yanında ahlâk’ın gözardı edilmesidir. Bu durum ya ahlâk’ın bilinmediğinden, ya da önemsenmediğinden kaynaklanmaktadır. O halde nedir ahlâk?

AHLÂK: Arapça’da “Hulk” kelimesinin çoğulu olup, huy, seciye, karakter ve tabiat manalarına gelmektedir. Diğer taraftan insanın bedensel yaratılışına “Halk” rûhî yaratılışına da “Hulk” denilmektedir.

Bazen ahlâk kelimesinin yerine “Edeb” veya “Âdâb” tabirleri de kullanılır. Bu kelimeler genelde günlük hayatın çeşitli alanlarında mesela; yeme, içme, sohbet etme, yolculuk yapma gibi alanlardaki görgü kurallarını ifade etmektedir. Yine bunlarla ilgili kibarlık, nezaket ve terbiyeli davranış biçimleri de edeb’le dile getirilir. Bu kurallarla ilgili yazılmış kitaplara da edeb veya âdâb denilmiştir.

Güzel ahlâk’ın kaynağı hiç şüphesiz Kur’ân ve sünnettir. Bu iki kaynaktan ortaya çıkan güzel ahlâk’a İslâm Ahlâk’ı demek daha doğrudur. Her şeyde en güzel örnek ve rehber olan Hz. Peygamber (SAV) güzel ahlâk’ın da zirvesidir. Hz. Peygamberi (SAV) âlemlere rahmet olarak seçen ve gönderen Yüce Rabbimiz onun ahlâkını şöyle methetmektedir: “Sen ancak yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Hz. Âişe (R.Anhâ)’ya Hz. Peygamberin ahlâkı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Siz Kur’ân okumuyor musunuz. Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” (Müslim, Müsâfirîn 139)

Hz. Âişe validemizin bu beyanından anlıyoruz ki güzel ahlâk sahibi olmak ancak Kur’ân’ı yaşamakla mümkündür. Kur’ân’sız hayatın güzellikleri sadece boş kuruntulardan ibarettir. Hal böyle olunca İslâm Ahlâkı’nın da Kur’ân ve sünnetle başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer öyle olmasaydı cahiliyye dönemindeki insanlık dışı rezaletleri nereye koyacaktık. Bu sebeble olsa gerek; Kur’ân’ın indiği ve Resûlullâh (SAV) tarafından uygulanmaya başlandığı zamana saâdet asrı denmektedir.

Kur’ân’ı Kerîm’de bir çok âyeti kerimede ahlâkî davranışları içine alacak şekilde Sâlih amel vurgusu yapılmıştır. Ayrıca güzel ahlâk’a konu olan “Tezkiye, (nefsini temize çıkarma) birr, (iyilik) takvâ, (kötülüklerden sakınmak) hidâyet, (hakkı bulma) sıratı müstakîm, (dosdoğru yol/islâm üzere olmak) sıdk,” (doğruluk)… gibi sıfatlar kullanılmıştır. Çirkin veya kötü ahlâk’a genel adıyla ahlâksızlığa örnek olarak da; “İsm, (günah) fahşâ, (kötülüklerin genel adı) bağy (aşağılık/ âdîlik) dalâl, (sapıklık) seyyie, (kötülük) isrâf, (sorumsuzluk) fısk, (bozgunculuk)… sıfatları zikredilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de genel ilke olarak iyi ve kötü ahlâk hakkında şöyle buyurulur: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/9-10)

Ahlâkî bozulmaların tarihte bir çok milletin yıkılıp yok olmasına sebeb olduğunu unutmamak lazım. İnsanlığa güzel ahlâkın hâkim olması da ancak güzel ahlâklı insanların varlığıyla mümkündür. Bu da ancak fertlerden başlar ve topluma yayılır.

İnsanlığa güzel ahlâk’ın tesis ve hâkimiyeti müslümanların Allâh (CC) ve Resûlü’nün koymuş olduğu kuralları her şeyin üstünde tutmasıyla mümkündür. Bunun için her müslümanın iyi bir iş yaptığında gönlünün huzur duymasına ve istemeyerek de olsa kendisinden bir kötülük vuku bulduğunda vicdanen huzursuz olması ve derhal kötülüğünü bir iyilikle gidermesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki her musibetin temelinde insanın kendi zaafları yatmaktadır. Bu fâni hayatın bir de bâkî tarafını düşünerek her müslüman, ahlâkî erdemliliğini yüceltmek için çalışmalıdır. Yoksa uçurum kaçınılmazdır.

Allâh bütün ehli islâmı her türlü felaketlerden muhafaza buyursun.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X