Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler

29 Ocak 2015

Tevekkül: Gerekli tedbirleri aldıktan sonra neticeyi Allâh’a bırakmaktır. Mü’mindeki îmânın kemâlâtını/olgunluğunu gösteren alâmetlerdendir.

Her konuda olduğu gibi tevekkül konusunda da Hz. Peygamber (SAV) en güzel örnektir. Hicret sırasındaki teslimiyyet ve tevekkülü herkesin malumudur. Yol arkadaşı Hz. Ebûbekir (RA)’in endişelerini “Korkma! Allâh bizimle beraberdir” diyerek gidermeye çalışmıştır. Konu ile ilgili olarak Kur’ân’da da şöyle buyurulur:

“Eğer siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allâh yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, ‘Üzülme! Çünkü Allâh bizimle beraber’ diyordu. Allâh da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz bir takım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Alllâh’ın sözü ise en yücedir. Allâh mutlak güç sahibidir. Hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/40)

Allâh’a (CC) tevekkül etmek, O’na güvenmek ve güzel netice beklemek; âyette işaret buyurulduğu üzere, Hz. Peygambere yardım etme şartına bağlanmıştır. Bir başka âyette de bu durum doğrudan Allâh’a yardım etme şartına bağlanmıştır ki; ilgili âyette şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allâh’a yardım ederseniz (emrini tutar, dînini uygularsanız) o da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammed, 47/7)

Allâh (CC) ve Resûlü’ne yardım etmek demek, Kurân ve sünnet ahkâmıyla yaşamak ve de Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmak demektir. İşte o zaman mü’minler ne kadar çaresizlik içersinde olurlarsa olsunlar, Allâh (CC) düşmanların kalplerine korku salar ve mü’minlerin gönlüne de huzur ve güven verir. Ayrıca bizim göremediğimiz ordularla da onları helak eder.  Târihte bunun misalleri de çoktur. Meselâ:

Kendisine ve ordusuna çok güvenen “EBREHE” namındaki firavunun, Kâbe’yi yıkmak üzere geldiğinde nasıl helâk edildiği malumdur. Çünkü Mekke’liler onun karşısında duracak güce sahip değillerdi. Abdulmuttalib’in riyâsetinde sadece Allâh’a (CC) sığınmışlardı. Merak edenler “Fil Sûresi” nin tefsirlerine bakabilirler.

Ebrehe misalinde olduğu gibi, günümüzde de birçok Ebrehe’ler her taraftan müslümanlara ve mukaddesatına saldırmaktalar. Alay etmekteler. Kendilerine çok güvenmekteler. Ne de olsa çok üstün teknolojiye sahipler. Müslümanlar kendilerine hiçbir şekilde karşı çıkamazlar. Bu tür kuruntularla kendilerini kandırmaları doğrudur. Ancak bilmedikleri tek gerçek var. O da Allâh’ın görünmez ordularıyla kendilerini helâk edeceği gerçeği.

Aslında böyle bir beklenti içersine girmek doğru mudur? Diye bir soru akla gelebilir. Cevaben deriz ki neden olmasın. Burada müslümanların tek eksiği var, o da gereği gibi dinlerini bilip yaşamamalarıdır. Bu sebeble de beklenen sonuç gerçekleşmemektedir.

Allah’ü Zü’l-CELÂL arzî ve semâvi musibetlerle kâfirlere uyarılarda bulunmakta ve çok güvendikleri sanayi ve tekniklerinin bir hiç olduğunu, o yüce kudretinin karşısında hiçbir şeyin duramayacağını göstermektedir. Ansızın patlayan yanardağlar. Tsunami felaketleri. Şiddetli fırtına ve soğuklar, ortalığı kasıp kavuran sıcaklar karşısında teknolojik güç hiç bir şey ifade etmemektedir. Buna işareten yine Kur’ân’da şöyle buyurulur:

“Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.”

“Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.” (Yâsîn, 36/28-29)

Tarihte nice milletler hep benzer tavırları yüzünden helâk edilmişler ve bu helâk durumları kendilerini ansızın yakalamıştır. Kendilerine çok güvenen ve inananları aşağılayanlar, sonsuz kudretin sahibi olan Alllâh (CC) tarafından birden kuşatılıverince, hiçbir şey yapamamışlardır.

Küfür dünyasının, haçlı ve Siyonist eşkıyanın gücü karşısında müslümanlar aslâ ümitsizliğe kapılmamalıdırlar. Allâh’ın da emri gereğince sadece Allâh’tan korkmalıdırlar. Bunun  için de kâmil îmân sahibi olmak gerekir. İşte o zaman tedbir alınmış, tevekkül edilmiş olur ki; buna işâreten de Hz. Mûsâ’nın (AS) dilinden şöyle buyurulur:

“Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allâh’a îmân etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin.”

Hülâsâ: Zâlimin zulmü varsa, mazlumun da Allâh’ı vardır.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X