Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Müftü Ahmet Özkan Hoca Efendi

15 Mayıs 2014

İlmiyle âmil, gerçek manada Peygamber vârisi âlimlerimize sahip çıkmak, onlara saygı ve vefakârlık göstermek İslâm Ahlâkı’nın da gerektirdiği bir vicdân borcudur.

Kendisine vefâ borçlusu olduğumuz söz konusu âlimlerimizden birisi de, altı yıldır birlikte çalışmaktan şeref duyduğum pek muhterem müftümüz Ahmet ÖZKAN Hoca efendidir. Böyle bir yazıyı daha önceden yazmayı düşündüm, ancak yanlış anlaşılmalara sebeb olabileceği mülâhazasıyla görevden ayrılışının son haftasında yazmanın daha isabetli olacağı kanaatına vardım.

Müftümüz’e konuyu açtığımda, kesinlikle böyle bir şey yapmamamı istedi. Gerçek âlimlerin zaten övgüye ihtiyaçları yoktur. Önceden gündeme getirdiğim pek muhterem hoca efendiler de aynı tepkiyi vermişlerdi. Biiznillâh bundan sonra yazacağım âlimlerimiz de böyle bir şey istemeyeceklerdir. Madenler içerisinde Altın’ın reklama ihtiyacı olmadığı, tam tersine herkesin altın’a sahip olmak istediği düşünüldüğünde, Âlimlerimiz de bizlerden değil, bizzat rızasını kazanmaya çalıştıkları Allâh (CC)’ tan övgü beklemektedirler. Ancak bizim vefâ borcumuz da âlimlerimizi hayırla yâd etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Bu meâl’de istemediği bir yazıyı Müftümüz Ahmet ÖZKAN Hoca Efendi’nin engin afv ve hoşgörüsüne sığınarak yazmış bulunuyorum.

Ahmet ÖZKAN Hoca Efendi, temsil ettiği “Müftî”lik makamının hakkını veren ender müftülerimizden biridir. Altı yıl boyunca, ülkemizin 55 vilâyetinden büyük olan Meram İlçe Müftülüğü’ndeki takriben 700 kişilik personelin gönlünde hem âmirliği, hem de âlimliği ile taht kurmuştur. Daha yuvarlak bir tâbir kullanacak olursak; Meram Müftülük personeli altı yıllık bir bahar dönemi yaşamıştır. Bu manada yerinin çok zor doldurulacağında şüphe yoktur. Darısı gelecek Müftî’nin başına diyoruz.

Personelin açığını arayıp cezalandırmak gibi küçük işler peşinde koşmamıştır. Dâimâ yapıcı olmuştur. Aylık mutad personel toplantılarında kendileri konuştuğu zaman hiç sıkıcı olmazdı. Konuştuklarını mutlaka sağlam bir temele dayandırır ve öğretici olurdu. Personel, kendisini dinlemekten zevk alır, huzur duyardı. Bir kez olsun birine bağırdığı hakaret ettiği görülmemiştir. Buna binâen suçluluğu sabit olanlar bile korkarak değil, kendilerine bir tesellî bulma ümidiyle makamına girerlerdi. Çünkü Müftümüz, “Yaradılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü” kâidesine göre, herkesin hata yapabileceğinden hareketle âmirlikten ziyâde, âlimliğiyle rehberlik yapıyor ve kimseyi üzmeden problemleri çözüyordu. Bu hususta küllî bir kâideyi uyguluyordu. O kâide ise şudur:

“Başarılı insanlar çözüm üretir. Başarısız insanlar sorun üretir.”

Müftümüzün makamına ne zaman girmişsem, o kadar yoğun prosedürün arasında mutlaka kitap okuyup araştırma yaparken gördüm. Okuyup araştırma şevkini her vesîle ile vurgular ve tavsiye ederdi.

Tahminim odur ki; Müftümüz okuduklarını kaleme alacak olsaydı, birçok eser ortaya koyabilirdi. Zira Arapça’yı ana dili olarak bilmesi ve konuşması sayesinde ana kaynakları çok rahat bir şekilde tedkîk ve tahkik edebilecek dirâyete sahipti. Ancak okuma özürlü bir millet olduğumuzun farkındalığından hareketle, sürekli tebliğ görevini îfâ etmeyi daha uygun bulmuş olacaklar ki, nereden davet gelse hiç bahane bulmadan oraya gider ve ilim irfân ziyâfeti verirdi. Çok yoğun mesâîsine rağmen yine de ilmî toplantılar tertib etmektedir. Kendileri vakit bulamazlarsa mutlaka ehil ilim adamlarını bulup, onlardan halkın istifade etmesini sağlamaktadır. Kendileri, bu hizmetin hayatta olduğu müddetçe devam edeceğini de vurgulamaktadır.

Adının kalıcı olması açısından kendisine yapılan ısrarlı taleplere dayanamayıp, o kadar yoğun mesâîsinin arasında “HAC” ve “TELKİN”risalelerini neşretmiştir. Çünkü Hac ibâdeti ve ölüye telkin konusu sürekli güncelliğini korumaktadır. Özellikle dîn görevlilerinin birer el kitabı hüviyetinde olması bakımından çok önemlidir.

Arkadaşlarla yaptığımız toplantılarımıza teşrif buyurduklarında hâsseten kendilerinden çok müstefîd olduk.

Müftümüz, Şâfiî Mezhebi müntesibi olmakla beraber Hanefî’lik mezhebine de derin bir vukûfiyete sahiptir. Fıkıh, Hadîs, Tefsir ve İslâm Târihi alanında tam bir ehliyete hâizdir.

İslâmî Bilim’lerin yanında Tasavvuf alanında da büyük bir ihtisâs sahibidir. Aynı zamanda bir kanaat önderidir. İlminin derinliğinden dolayı aslâ taassub yoktur. Almış olduğu tasavvufî terbiye ve ilminin derinliğinin etkisiyle herkesi kucaklamakta oluşu, halkın gönlünde taht kurmasına vesîle olmuştur.

Müftümüz Ahmet ÖZKAN Hoca Efendi, 1956 yılında Mardin İli, Midyat İlçesi, Gelinkaya Köyünde doğmuştur.

İlkokulu Köyünde, İmam Hatip Lisesini ADANA’da bitirdi. Ara vermeden Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’ne başladı. 1979 Yılında buradan mezun oldu. Aynı yıl Mardin İli, Ömerli İlçesi Müftüsü olarak memuriyet hayatına başladı.

1982 yılında vatanî görevini tamamladıktan sonra, 1985 yılında Yozgat İli, Şefâatli İlçesi Müftülüğüne atandı.

1999 – 2008 yılları arasında Konya İli, Seydişehir İlçe Müftüsü olarak görev yaptı.

2008 yılında Konya İli, Meram İlçe Müftülüğüne atandı. Bu görevini sürdürürken 5 Mart 2014 tarihinde, tamamen hak ettiği, hatta çok geç kalınmış bir atamayla Şırnak İl Müftülüğüne terfi ettirildi. Gönlümüz daha yüksek makamlara atanmasından yana.

Evli ve 9 çocuk babası olan Müftümüz Ahmet ÖZKAN Hoca Efendi, Pekiyi derecede Arapça, Orta derecede Farsça  ve İngilizce bilmektedir.

Müftümüze bundan sonraki hayatında başarılı çalışmalar ve uzun ömürler diliyoruz. Yüce Allâh (CC) sa’yu gayretlerini artırsın.

 

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X