Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Milli varlığa düşman cemiyetler 2013

12 Eylül 2013

1789 Büyük Fransız İhtilâli çok uluslu milletlerin parçalanmalarına hatta yıkılmalarına yol açmıştır. Bu devletlerden birisi de Osmanlı Devleti idi.

İhtilâlin ürettiği milliyetçilik akımları azınlıkları harekete geçirmiş ve bu azınlıklar ayaklanarak büyük devletlerin de desteğiyle bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bağımsız olamayanlar da yine sürekli problem çıkararak devletin kalkınma ve güçlenmesini engellemişlerdir. Avrupa’daki sanayi inkılâbının da etkisiyle müslüman milletler sömürgeler haline getirilmişlerdir.

Osmanlı Devleti bu durumdan kurtulmak için çareler aramış, Avrupa’nın ilim ve tekniğini öğrenmek ve ülkeye getirmek üzere talebeler göndermiştir.

1839 Tanzîmât Fermânı’yla beraber Osmanlı Devleti kendisinin de bir Avrupa Devleti olduğunu ilan etmiştir. Bu dönemden sonra hep Avrupaya benzemeye çalışılmıştır.

Avrupa’ya gönderdiğimiz ilim adamları, oranın ilim ve tekniğini getirmek yerine ne yazık ki ahlâksızlığını getirmişlerdir. Âidiyetlerine ihânet edip kendilerini Avrupa’lı saymışlardır. Sultan Abdülaziz gibi devlet ve milleti için gecesini gündüzüne katan padişahlar başta olmak üzere devlet adamları bu Avrupa uşağı olmuş hâinlerce katledilmişlerdir.

Taklitçilikte Avrupa’lı olmuşuz fakat bilim ve teknikte hiçbir şey elde edememişiz. Kuru bir Avrupa hayranlığıyla önce 93 harbi, sonra Balkan savaşları ve nihayet l.Dünya savaşıyla beraber iç ve dış düşmanların işbirliğiyle koskoca devlet “Devlet-i Âli Osman” yıkılmıştır.

23 Nisan 1920 Tarihinde memleketin asıl sahibleri olan ilim ve mâneviyât büyüklerinin katılımıyla tekbir ve duâlarla “Türkiye Büyük Millet Meclisi-TBMM” açılmış ve oradan alınan kararlarla “Kurtuluş Savaşı” organize edilerek, düşman Anadolu’dan atılmıştır.

Vatanın düşmandan temizlenmesi tamamen vefâkâr, fedâkâr ve cefâkâr Anadolu halkının malıyla, canıyla ve de îmân gücüyle gerçekleşmiştir.

Maraş’ta başörtüsüne uzanan mel’ûn elleri kırmakla direniş hareketi başlamış ve ülkenin her tarafına dalga dalga yayılmıştır. Tesettüre uzanan eller kırılacak, ezanlar susmayacak, mukaddesâta sahip çıkılacak anlayışıyla halkımız malıyla, canıyla her türlü imkânsızlığa rağmen direnmiş ve düşmanı vatandan kovmuştur. Kur’ân’sız, ezansız yaşamaktansa ölmek daha iyidir anlayışı ecdâdımızı zafere ve başarıya götürmüştür.

29 Ekim 1923 Târihi’nde Cumhuriyet ilân edildi.

Cumhuriyet: Halkın kendi, kendisini seçtikleri aracılığıyla idare etmesi diye tanımlandı. Yani halk yöneticilerini kendisi seçecek ve yöneticiler de devleti halkın istediği şekilde idare edeceklerdi.

Yeni rejim ne yazık ki daha ilk başta tekbirler ve duâlarla meclisi açanları saf dışı etti. Edemediklerini de bir takım düzen ve tertiplerle ortadan kaldırdı. “Menemen Hadisesi” en belirgin örneklerdendir.

Akla hayale gelmez bahanelerle, mukaddesât namına ne varsa birer birer ortadan kaldırılmaya başlandı. Şapka inkılâbı, harf inkılâbı, Medenî Kanûn’un kabûlü, ezanların Türkçe okunması… Düşmanın yapamadığını ne yazık ki yeni rejimle birlikte içimizden birileri yapmaya çalışmıştır. Hedef, “Muâsır medeniyet” seviyesine çıkmak.

Mukaddesâtına bağlı insanlar gerici sayılmış. Kur’ân okuyan ve okutanlar en ağır işkencelere mâruz kalmış. Başını örtenler örümcek kafalı, yarasalar gibi hakaretlerin muhatabı olmuştur. Yani vatanın asıl sahipleri ne olduğu belli olmayan sözde ilericiler tarafından sürekli aşağılanmışlardır.

2013 yılına geldiğimizde “Muâsır Medeniyet” seviyesine çıkma iddiâsıyla ortaya çıkan ve kendi halkına düşmanlıktan başka bir şey yapmayanların getirdiği duruma baktığımızda, iddiâ sahiplerinin vatan ve millet için değil, sadece ve sadece kendileri ve uşaklığını yaptıkları efendileri için çalıştıklarını görüyoruz.

İstiklâl savaşı yıllarında, “Millî Varlığa Düşman Cemiyetler”in varlığını resmî Târih kitaplarında lisede iken okumuştuk. O zaman birkaç zararlı cemiyetin varlığına karşın, günümüzde bir çok zararlı cemiyetin varlığına şahit oluyoruz. Yani zararlı cemiyetler büyüyerek ve gelişerek günümüze kadar çoğalarak gelmişlerdir. Demokrasî denilen aldatmaca hep onlara yaramış. Azınlık hep çoğunluğa hükmetmiş. Yakın zamana kadar utanmadan sıkılmadan şunu söylüyorlardı: “Halkın seçtikleri iktidâr olabilirler fakat muktedir olamazlar”

Son zamanlarda adına “Gezi Eylemleri” denilen ve tamamen içteki hainlerle, dıştaki düşmanların işbirliği ile gerçekleştiği ve ülkenin talan edilmeye çalışıldığı hadiseler göstermiştir ki; durumumuz “Kurtuluş Savaşı” yıllarından hiç de aşağı değildir. Mesela:

Hak ve özgürlük adına tamamen haklı olarak başörtüsü eylemleri yapıldığında, hiç kimse zarar görmemiştir. Zira başkasına zarar vermeyi İslâm Dîni yasaklamaktadır. Müslüman da buna riâyet eder ve her zaman etmiştir. Oysa tamamen devlete ve millete karşı zarar verme ve tahrib etmeye dönük hareketler tam bir ihanetle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermiştir. Aman Türkiye güçlenmesin. Avrupa, Amerika ve İsrâil’in uydusu olmaya devam etsin. Dünya’da söz sahibi olmasın…

Bu ihânet şebekelerini halkımız iyice gördüğü için isimlerini vermeye gerek yok.

Millet olarak bize düşen, birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara karşı her zamankinden daha çok uyanık olmak ve kenetlenmektir.

Yeni bir istiklâl mücadelesiyle karşı karşıyayız.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X