Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Malın garantisi zekat!

03 Temmuz 2014

Yüce Dînimiz İslâm’ın ana esaslarından biri olan zekât ibâdeti, muhtaçların korunup gözetilmesi ve zengin ile fakir arasında bir köprü olması açısından yaratılışın daha ilk zamanından itibaren farz kılınmıştır.

Genel kural olarak Allâh’ü Teâlâ kendi Zât’ı ULÛHİYYET’inden bütün yarattığı mahlûkâtı ve de özellikle insanoğlunu birbirine muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bu ihtiyacın giderilme yollarından birinin de zekât olması  hasebiyle Kur’ân-ı Kerîm’de bu mâlî ibâdetin geçmiş ümmetlere de farz kılındığına işâreten şöyle buyurulur:

“Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.”

“Halbuki onlara, ancak dîni Allâh’a hâs kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.”(Beyyine, 98/3-4)

Zekât, temizlenme ve arınma olduğuna göre aslında her nimetin bir zekatı olduğu anlaşılmaktadır. Mesela, aklın zekatı denilince; aklın kullanılması ve düşünce üretilmesi… İlmin zekatı denilince; bilgi üretme ve rehberlik etme, ilim adamı yetiştirme… Sağlığın zekatı, çalışmak ve üretmektir.

Görüldüğü üzere zekat konusu biraz geniş anlamlı düşünüldüğünde nimet paylaşımı olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani herkes birbirine muhtaç iken, aynı zamanda birbirlerini tamamlamak üzere yaratılmıştır.

Bir insanın elinde bol nimet olması, onun Allâh katında çok değerli olduğunu göstermeyeceği gibi, yine bir insanın fakirliği de onun Allâh katında değersiz olduğu anlamına gelmez. İnsanın sahip olduğu bütün nimetler aslında bir imtihan vesilesidir. Allâh (CC) katında değerli olmak ise, ancak Allâh’ın (CC) verdiği nimetleri, vermedikleri ile paylaşabilmede yatmaktadır. Zira kişinin arınması, temizlenmesi takvâ ehli olmayı gerektirir ki Yüce Rabbimiz de zaten buna işâreten şöyle buyurur:

“…Allâh katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır...” (Hucurât, 49/13)

Kısa bir tefekkür yapacak olursak, aslında zenginler varlıklarını fakirlere borçludurlar diye bir neticeye varabiliriz. Muhtaç insanlar olmasalardı, zenginler işlerini nasıl görüp de üretim yapacaklardır. Sadece kendi gayretleriyle nasıl servet üstüne servet katacaklardı. Burada kazancın en önemli unsurunun fakir ve muhtaçlar olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu meâl’de günümüz patronlarının yapacağı ilk iş zekât verirken ilk önce çalıştırdığı işçilerinden başlamaktır. Sonra akrabaları… şeklinde olmalıdır.

Resûlullâh (SAV)’in, İslâm’ın beş şartını bildirdiği hadîs-i şerîflerinde zekât da zikredilerek şöyle buyurulur:

“İalâm beş esas üzerine bina edilmiştir. Allâh’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammedin Allâh’ın elçisi olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Müslim, Îmân 21)

Kural olarak şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor: ‘Allâh’ın (CC) emirlerinde bildiğimiz ve bilemediğimiz birçok hikmet vardır.”

Mâlî bir ibâdet olan zekâtta da bu hikmetleri görebiliyoruz. Öncelikle, zekât veren kimse cömertliği öğrenerek şahsiyet kazanmaktadır. Fakir ise, haset gibi kötü duygu ve düşüncelerden arınarak kendisine yardım elini uzatan varlıklı kimseye muhabbet duyacaktır. Böylece ortaya temiz duygu ve düşünceler çıkacaktır. Kur’ân-ı Azîm’üş-ŞÂN’da bu hususa dikkat çekilerek şöyle buyurulur:

“Allâh, vvrilen sadakaları/zekatları artırır.” (Bakar, 2/276)

“Onların mallarından zekât al ki, bununla onları temizleyesin ve arındırasın.” (Tevbe, 9/103)

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr, 59/9)

Resûl’ü Kibriyâ (AS) da zekât ibadetinin hikmetlerini muhtelif vesîlelerle dile getirmiştir. Birkaç misal vererek meseleye nokta koyalım.

“Mallarınızı, zekât vererek koruma altına alınız.” (Beyhâkî, Sünnen’ül-Kübrâ, III, 542)

“Allâh, zekâtı ancak mallarınızın kalan kısmını temizlemek için farz kıldı. Mirâsı da, sizden sonrakilere kalması için fartz kıldı.” (Ebû Dâvud, Zekât, 32)

“Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur.” İbn Mâce, Sıyâm, 44)

“Salih insanlar  için temiz mal ne kadar da güzeldir.” (İbn Hanbel, 4, 197)  

“Altın, gümüş ve güzel elbiselerin kulu olanlara yazıklar olsun.” (Buhârî, Rikâk, 10)

“Allâh güzeldir. Ancak güzel olan şeyleri kabul eder.” (Müslim Zekât, 65)

“Zekât/sadaka vermek, maldan hiçbir şey eksiltmez.” (Müslim, Birr, 69)

“Zekat/sadaka vrmek, suyun ateşi söndürdüğü gibi, hataları  yok eder.” (Tirmizî, Cumâ 79)

Veren el olabilmek ne güzel bir şeref. Her şey bize emânet. Emânetin hakkını verebilmek ne güzel bir îmân. Allâh (CC) bütün ehli îmânı namerde dahî muhtaç etmesin. Ederse de ehline muhtaç etsin.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X