Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Kimler hain değil ki..?

13 Kasım 2014

Son günlerde yok yere bir tartışma çıktı. Tartışma konusu: “Çerkez Ethem Hain miydi?”

Cumhuriyet’in kuruluşunun ilk yıllarındaki karanlık işlerin aydınlatılması açısından önemsiz gibi görünen, aslında çok önemli bir konulardan biri gündeme gelmiş oluyordu.

Resmî Tarih’in resmî yalanlarının ortaya çıkması bakımından hayra alâmet bir durumdan söz ediliyor. Çünkü bir mesele hakkında soru gündeme geliyorsa o meselede şüphe var demektir.

Daha ortaokul yıllarından başlayarak, İnkılâp Tarihi derslerinde hep Çerkez Ethem’in hain olduğu anlatıldı. Özetle söylersek, ilk zamanlarda kahraman bir Anadolu yiğidi olup, düzenli orduya geçildiği zaman istediği pâyeyi elde edemeyince de ihanet edip Yunanistan’a kaçmış bir hain. Bu ihanetine aslında kendi ailesi sebep olmuş denilerek zımnen de masum olduğu gibi bir durumdan söz edilmektedir.

Aynı soruya birkaç defa ben de muhatap oldum. Hain değildir dediğimde ise, “Fakat Yunanistan’a kaçmış, buna ne diyeceksiniz?” diye ikinci bir soruya cevaben: “Siz olsaydınız ne yapardınız?” Sorusunu sorarak cevap verdim. Bazı sorulara soru ile cevap vermek, uzun uzadıya konuşmaktan daha etkilidir. Muhatabı da düşünmeye sevkedip, lüzumsuz konuşmaktan da alıkoyar.

Siz varınızı yoğunuzu hatta canınızı ortaya koyacaksınız ve bir zaman sonra hakkınızda ölüm fermanı verilecek, ne yapardınız. Kendinizi Çerkez Ethem’in yerine koyun da öyle konuşun…

Bir toplantıdan sonra eve geldiğimde bir tel. geldi. Falan kanalda Yakın Tarih konuşuluyor diye. Hemen tv. ve bahsedilen kanalı açtım. Bir Târih Duâyeni olan Prof. İlber ORTAYLI Hoca konuşuyordu. Tevafuk bu kadar olur ya, proğram sunucusu da tam o anda aynı soruyu sordu: “Çerkez Ethem Hain miydi?” İlber Hoca’nın cevabı kesin ve netti: “Çerkez Ethem’e kimse hain diyemez.”

Resmî Tarih’in, resmî yalanlarına şöyle bir baktığımızda akla hemen konu başlığımız olan şu soru geliyor: “Kimler hain değildi ki..?”

Bilindiği üzere ilk meclis duâlarla açılmıştı. O duâları yapanlar hâin oldular. Çünkü yeni kurulan rejimde mukaddesâta yer yoktu. Mukaddes değerlere sahip çıkıp savunanlar hâindiler. Mesela, İstiklâl Marşı’nı yazan Merhûm Mehmed Âkif ERSOY hâindi. Mısıra gitmek zorunda kaldı. Yokluklar içinde vefat etti. Çünkü gerçek bir mü’mindi. Son Şeyhü’l İslâm Mustafa Sabri Efendi ve Zâhid Kevserî de Mısıra gitmek zorunda kaldılar. Orada öldüler. Osmanlı Hânedânını söylemeye gerek yok.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri hâindi. Çünkü eserlerinde dinsizlik cereyanına karşı îmân hakîkatlerini savunuyordu. Hakkında birçok idam cezası verildi. Sürgünden sürgüne gönderildi. Öldüğünde mezarına bile tahammül edilemedi ve ortadan kaldırıldı.

Tek gayesi Kur’ân-ı Kerîm’in okunması ve okutulması olan Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri de bu yüzden aynı çilelere mâruz kaldı.

Yeni rejimin çıkardığı yasalara karşı çıkan herkes hâindi. Havadan sudan bahanelerle ve düzmece olaylarla ve kurulan sözde mahkemelerce alınan kararlarla idam edildiler. İskilipli Âtıf Hoca’nın îdâmı. Menemen Hadisesi ve Esad ERBİLÎ’nin îdâmı vs.

Ezan’ı Muhammedî’nin tekrar aslına uygun okutulmasını sağlayan Menderes ve arkadaşlarının îdâmı da sözde ihânetin bir gereği idi. Nasıl olur da temelde dinsiz bir devletin hedeflendiği sistemde ezanı Arapça okutur ve İmam Hatip Okulları açarsın.

Ahırlarda, samanlıklarda, varoşlarda ve hâsılı kuytu yerlerde Kur’ân okuyup, okutanlar da haindiler. Çünkü bu tavırlar yeni rejimi yok etmeye yönelikti. Her nerede bulunurlarsa yakalanıp hapse atıldılar. İşkence gördüler. Sözde ihanetlerinin bedelini durumlarına göre ödediler. Halbuki vatandaş tam tersine devletine bağlı, elinin emeğiyle geçinen, kuruşuna kadar vergisini veren, torpil nedir bilmeyen, en sıkıntılı yerlere çocuğunu askere gönderen, gayet masum ve sadece devletinden istediği, inancının gereğini yaşamaktı. Meseleye inanç girince ihanet oluyordu.

Varını yoğunu, canını cânânını bu cennet vatanın kurtuluşu için veren ve cumhuriyet kurulduktan sonra: “Ezanlar susmasın, namusumuza, mukaddesatımıza uzanan düşmanların ellerini kırmak için her şeyimizi fedâ ettik. Şimdi ne oluyor?” diyen herkes hâindi. Çünkü bu tür davranışlar yeni rejim için tehlike arzediyordu. En acımasız bir şekilde cezalandırılmalı ve bu ihanetlerinin bedelini ödemeli idiler.

Fedâkar, vefâkar ve bir o kadar da asil olan insanımız, kendi vatanında garip ve parya durumuna düşürüldü. Sebeb ise tek kelimeyle dindar olmak.

Durun! İhânetler daha bitmedi. Seviyesiz bir politika anlayışına sahip olduğumuz için, iktidardakiler hep haindi. Çünkü memleketi satıyorlardı. Muhalefettekiler hep vatanperverdi. Vatanın tek savunucularıydılar. Hep böyle devam edegeldi. Fakat vatan yerinde duruyor.

Hasılı kelâm, köle olmaya râzı olmayan. Hak ve hakikati savunan ve hakkını arayan herkes hainlikle yaftalandı.

Güneş balçıkla sıvanmaz misali, Resmî Târih’in yalanları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Sâhi! Hain olmayanlar kim? Varın onu da siz düşünün.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • Asım Toprak

    Aynı hain damgası şu an Fethullah Gülen Hocaefendi ve arkadaşlarına burulmaya çalışıyor şimdi bunu kimse anlamıyor ama o dönemlerde Üstadı da kimse anlamamıştı

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X