Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Karma öğrenci evleri

07 Kasım 2013

Son günlerde hararetli bir tartışmaya şahit oluyoruz. Kız ve erkek öğrenciler aynı evde kalabilir mi, kalamaz mı? Bu bir hayat tarzıdır. Özel hayata kimse karışamaz diyenler olduğu gibi, çok haklı olarak da kâhır ekseriyet buna karşı çıkıyor.

Malum olduğu üzere sosyal yozlaşmanın tavan yaptığı bir zaman tünelinden geçiyoruz. İnsan onurunun hiçe sayıldığı, sırf politika uğruna dün ak dediğimize bugün kara diyebildiğimiz bir zaman sürecinden geçiyoruz.

Bizim kültürümüzde meşhur bir söz vardır: “At, Avrat ve Silah mukaddestir” diye. Yani hayatta en çok sahip çıkılması gereken yüce değerlerimizdir bu söylenenler. Bu üçlü aynı zamanda namus, şeref ve haysiyetimizi temsil ettikleri için bir başkasına emanet olarak da verilemezler. Biraz güncelleyecek olursak kişinin arabası, nikahlı hanımı ve birinci dereceden mahremleri olan hanımlar ve güvenliğini sağlayacak olan vasıtalar.

Meseleye dînî açıdan bakacak olursak, kadınlar kişinin sahip olduğu hazine durumundadırlar. Hazinesinin herkes tarafından bilinip talan edilmesine hangi aklı başında insan razı olabilir. Huzur içinde ulaşması gereken yerlere kendisini götüren arabasını kim hurdaya çıkarmak ister, tam tersine her akıllı insan daha iyi ve modelli arabaya sahip olma çabasındadır. Nefsini ve vatanını müdafa için düşmanın silahıyla hatta daha üstün silahlara sahip olmayı kim istemez.

Ne yazık ki, dînimizden, tarihimizden ve kültürümüzden uzaklaşmaya başladığımız zamandan beri sürekli bir düşüklük içersindeyiz. Buna her şeyden önce tarih şahittir. Dün ne idik, bugün ne olduk. Dün, dünyada sözü geçen ve âleme nizâmât veren bir devlet ve millet iken, bugün düştüğümüz buhrandan kurtulmaya çalışan bir toplum haline geldik. Bu kurtuluş çabalarını da bütün gücüyle engellemeye çalışan benliğini ve kimliğini yitirmiş bir kitle ile karşı karşyayız.

Yakın bir zamanda hep şu söz söyleniyordu: “İslâm Dîni neden erkeklere birden fazla kadınla evlenme izni veriyor da, kadına vermiyor?” Bu ahmakça soruyu soranların seviyesizliğini anlamak için kendilerine sorularının tersinden sormak en isabetli cevab olmaktaydı. “Sen hanımının aynı anda başka erkeklerle nikahlı olmasını ister misin?” Tabiî ki bunun üzerine söyleyecek sözleri kalmıyordu. Zira bu durumu insan fıtratı kabul edemez. Ancak buradaki maksat aslında erkeğin birden fazla evliliği değil, doğrudan doğruya Kur’ân ve sünnet düşmanlığı idi. Yani İslâmiyete olan düşmanlıkları kendilerini öyle beyinsizleştirmişti ki, alçakları cevabın kendilerini nasıl bir çukura düşüreceğini akıllarına bile getiremiyorlardı. Aynı ucube durum şimdi de karma öğrenci evleri şeklinde ortaya çıktı.

Kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmasında bir sakınca yokmuş. Özel hayatın dokunulmazlığına kimse karışamazmış. Avrupa Birliği muktesebâtı bunu gerektiriyormuş. Dînî referanslar ahlâkî kuralları belirleyemezmiş. Modern dünya gerçeği böyle yaşamayı lüzumlu kılıyormuş. Lâik ve çağdaş cumhuriyette yaşadığımıza göre muhafazakar bir hükûmet bu işe karışamazmış.

“Merd-i kıptî şecâat arzederken, hırsız sirkatin söyler” sözü konumuza ne kadar da ışık tutuyor. Aslında bu söz hakkında başlıca bir makale yazmak gerekiyor.

Kıptî:  Mısırlı demektir.

Şecâat: Kahramanlık ve cesâret demektir.

Sirkat: Hırsızlık demektir.

“Mısırlı mert, kahramanlık sergilerken, hırsız çaldığını söyler.” Denilmek istene şu: Mısırlı mert olan kişi, cesaret ve kahramanlığı sayesinde kimsenin zarar görmediğini anlatmaya çalışırken; hırsız da onun karşısında çaldıklarını söylermiş.

Şimdi sıkı durun! Özel hayata kimse müdahale edemez fakat Avrupa müstesna. Yani özel hayata kendi hükûmetimiz karışamayacak fakat Avrupa karışacak.

Hem bunun neresi özel hayat. Devletin yaptığı ve hizmete sunduğu kurumlar ne zamandan beri özel hayatın yaşama alanı oldu. Devlet yapsın ama karışmasın.

Özel hayat, kişinin mahremi olduğu aile hayatıdır. Aile hayatına kimse karışamaz. Devlet kurumları aile hayatı değildir.

Diğer taraftan halkın asıl özel hayatına yıllardır hep karışıldı. O zaman ne Avrupa ne de modern yaşam her ne hikmetse yoktu. Kişinin en tabîî hakkı olan ibadetlerinden tut, yaşam tarzına kadar her şeyine müdahale edilirken bu aklı evveller neredeydiler. Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Maksat insanca yaşamak değil, tamamen ahlaksızlığı millete özümsetmek.

Kaynağını dinden almayan ahlâk yok hükmündedir.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • aali ali

    hocam sizi kutluyorum yazılarınızı okuyorum.allah hizmeytte daim eylesin..

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X