Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Karanlıklardan aydınlıklara...

29 Ağustos 2014

Tarihe baktığımızda Ağustos Ayı’nın hep milat olabilecek değişikliklere sahne olduğunu görürüz. Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Necîb Milletimize açıldığı gibi, 30 Ağustos zaferiyle de yeni Türkiye Devleti kurulmuştur.

2014 Ağustos’una gelindiğinde ise, Ülkemizde daha On Yıl önce hayali bile mümkün olmayan gelişim ve oluşumlar yaşanmıştır.

Son Cumhurbaşkanlığı seçimi ile halkımız bir kez daha şâha kalkmış ve hiçbir etki altında kalmadan (CUMHUR) başkanını seçmiştir. Bu seçimle beraber vesâyet düzeni tamamen ortadan kaldırılamamış olsa da öldürücü darbeyi yemiştir.

Ülkeyi muâsır medeniyet seviyesine çıkarmak gibi güzel propoğandalarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, daha başlardan milleti ile karşı karşıya gelmiştir. Devletle milllet birbirinden ayrılmış ve 90 sene boyunca ancak işgalcilerin yapabileceği zulümler vatandaşa yapılmıştır.

Başa geçen iktidarlar hiçbir zaman muktedir olamamışlardır. Millet hep aldatılmış, kandırılmıştır. Halkın üzerine çöreklenen baskıcı bir zümre, sürekli askerî cuntaları kullanarak çağdaşlık ve medeniyet yalanlarıyla memleketin asıl sahibi olan vatandaş hep sindirilmiştir.

Çağdaşlık ve medeniyet çığırtkanlıkları vatandaşa sadece baskı ve zulüm aracı olarak kullanılmış ve halkın idarecilere olan güveni tamamen yitirilmiştir.

Halkın güvenini kazanan ve gerçekten vatana millete hizmet etmeyi şiâr edinmiş olan, Rahmetli Menderes ve Özal gibi şahsiyetler de dahilî ve haricî ihânet şebekeleri tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

Kendi vatandaşına arslan kesilenler, dışarıda maymuna dönüyorlardı. Dünyada itibarımız hiç yoktu. Güçlü Devletlerin şamar oğlanı gibiydik. Avrupa ve özellikle de Amerika’nın sebeb olduğu nerede bir pislik varsa Kahraman Ordumuz o pislikleri temizlemek üzere göreve çağırılıyordu. Çünkü sözde bir Nato ortağıydık.

Yurt dışındaki vatandaşlarımıza her yerde ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yapılıyordu. Her yerde başımız öne eğiliyordu.

12 Eylül 1980 ihtilalcileri (Amerika’nın bizim çocuklar başardılar dediği askerî cunta) yaptıkları zulümlerle milletin başına PKK gibi bir bela sardılar. Tabiî ki bu durum Amerika ve İsrâil’in bir projesi idi ve bizim satılmış idareciler de bu oyuna hizmet ettiler. Burada Rahmetli Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN ve onun geliştirdiği Millî Görüş Hareketini istisnâ etmek gerekir.

Son On Yıla kadar siyasetçilerimiz hep birbirlerini yalanlarlar, eleştirirler ve iktidar olduklarında sözlerinin tersini yaparlardı. Seviye tamamen sıfırdı. Ekonomi tamamen çökmüştü. Hiç sebeb yokken ekonomik krizler ortaya çıkıyor ve halk açlık ve yoksulluk içinde kıvranıyordu.

Devlet’in adı bağımsız olup, gerçekte tamamen dışarıya bağımlı idi.

IMF denilen ekonomik kuruluşun sıradan bir memuru ülkemize gelecek olsa ki, zaten eksik olmuyorlardı. İdarecilerimiz bu sıradan memurlar karşısında maalesef esas duruşa geçiyorlardı. Ülkeyi bir şekilde ele geçirmiş olan zümre, bu rezillikleri ört-bas etmek için hemen irtica yaygaraları koparıyorlar ve baskılarını devam ettiriyorlardı.

Adâlet kavramı sözden ibaretti. İstenmedik kişilere jet hızıyla hemen aleyhte hükümler verilip uygulanıyordu. Soygunculara, vurgunculara, çetelere, fâili meçhullere gelince hukuk rafa kaldırılıyordu. Adlî vesâyet her tarafta kendini gösteriyordu.

2002 seçimlerine gidilirken, siyasî parti liderleri meydanlarda her zamanki gibi desteksiz atışlarla vatandaştan oy istemeye başlamışlardı. Çünkü vatandaşı enayi yerine koymaya alışmışlardı. Nasıl olsa dün çoktan unutuluyordu. Hatta “Dün dündür, bugün de bu gündür” sözü benimsetilmeye çalışılıyordu.

Masum vatandaşa 90 sene boyunca akla, hayale gelmedik tuzaklar kurulurken, Allâh’ın (CC) da bir tuzağı vardı ve bu tuzak, tuzakların en hayırlısıydı.

Seçim meydanlarında farklı bir lider vardı. Bu lider, sadece yapabileceklerini söylüyordu. Gayet samimi idi. Olmayacak şeyleri vâd etmiyordu. Millet şaşkındı. Acaba olabilir miydi? Evet olabilirdi. Çünkü bu lider, İstanbul Belediye Başkanı iken kendisini ispatlamıştı. Kalplere hükmeden Allâh (CC) gönülleri bu lidere yönlendirmişti.

Türkiye Tarihi’nin karanlık devrini kapatıp, aydınlıklara kapı aralayan bu lider, başta baskıcı zümre olmak üzere dış dünyadaki efendilerini de üzecek şekilde kâhir bir ekseriyetle 363 mİlletvekili ile iktidara yürüyordu. O zamanki yorumcular şunu söylüyorlardı: “Artık vatandaş uyandı. Palavralara prim vermiyor. Boş vaadlerle iktidar olma dönemi bitti.”

Vesayetçiler son bir hamle ile her zaman yaptıklarını yapmaya çalışarak: “İktidâr olurlar ama muktedir olamazlar” demeye başladılar. Hatta kendi uyduruk demokrasilerinin tarifini bile değiştirme gayreti içersine girerek: “Halk, iradesini yetkililer eliyle kullanır” cambazlığına yeltendiler. Sonlarının geldiğinin verdiği telaşla bir kez daha halkı dışlama gayreti içine girdiler.

2002 seçimleriyle beraber artık Türkiye’de yeni bir sayfa açılıyordu. Vatandaş ilk defa kendi iktidarını başa getirmişti. Aydınlık günlerin şafakları doğmaya başlamıştı. Bu şafakları söndürmeye çalışan karanlık mihrakların çabaları boşa çıkartılmıştı.

Muhtar bile olamaz denilen lider biiznillâh önce Başbakan, sonra da Cumhurbaşkanı olmuştu. Zaman yine bir Ağustos Ayı 2014.

Vatana, millete hayırlı olsun.

 

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • onur kara

    ne alakası war ali bey. siz elektrik kaç para bilionuz mu. bizim sokağın lambaları 12 den sonra yanmıyo

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X