Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Kadınlar eşdeğerdir

27 Kasım 2014

Millî ve mânevi değerlerimizin çöküş alametlerinden birisi de kadın, daha doğrusu âiledir. Bu konu ile ilgili hemen her gün yazılar yazılmakta, kitaplar yayınlanmakta ve proğramlar yapılmaktadır. Her şeye rağmen problemler artarak devam etmektedir.

Teknolojik gelişme ve ilerlemenin bir ürünü olan iletişim tekniği sayesinde dünya nerede ise tek millet haline gelmiş durumdadır. Yeryüzünün en ücra bölgesindeki bir hadise, bir anda her yerde duyulmaktadır. Kadın merkezli haberler ise bırakın dünyayı, kendi ülkemizde hep ilk sıralarda yer almaktadır. Bu haberler genelde kadın cinayetleri ve aldatmalar şeklinde gündeme gelmekte ve kadınların masumiyetinden dem vurulmaktadır.

Mâdur olanlara millet olarak hep acırız. Merhamet duygularımız tavan yapar. Kısa sürede de unutur gideriz. Benzer olaylarla da sürekli karşılaştığımızdan el sallar geçeriz. Hiç kimse de problemin sebebleri üzerinde durmaz. Görünüşte madur olana bir iki âh vâh, madur edene de bir iki küfür ederiz ve böylece görevimizi yerine getirmiş oluruz. Tabîî ki bu gidişât hayra alâmet değil. Cinayetler de, âile fâciâları da maalesef artarak devam etmektedir. İşin daha da kötü tarafı, âileyi korumaya yönelik yasaların çıkarılması da problem çözmek yerine, işin içinden çıkılamaz hale getiriyor sorunların artmasına yol açıyor. Herkes hak peşine düşünce, haksızlar çoğalıyor.

Ortalıkta dolaşan doğru bir söz var: “Gündemi belirleyemeyenler, o gündemin parçası olurlar.”

İslâm Âlemi ne yazık ki takriben dört asırdan beri gündem belirlemeyi kaybettiğinden bugün mâlesef modernitenin bir parçası olmuş durumdadır.

Kur’ân ve sünnetin belirleyici olduğu âile ve sosyal hayatımızda problemler mahallinde çözülür ve kimse bilmezdi. Âile mahremiyeti diye bir kavram vardı. Şimdilerde ise bu kavramın yerini Batı kaynaklı eşitlik ve özgürlük aldı. Kur’ân ve sünnetin belirlediği ilkeler evrensel olduğu için ortaya çıkan sorunlar da yine Kur’ân ve sünnetin rehberliğinde çabuk çözülüp tatlıya bağlanırdı. Şimdilerde ise Holywod kaynaklı kadın proğramları ve Batı’nın mimsiz medeniyetinden devşirme yasalarla bütün mahremiyetler rafa kalkmış olup, yerine ahlâksızlık ve zorbalık hakim olmuştur.

Âile ve kadın konusuna Kur’ân ve sünnet kadar değer veren bir sistem tarihte mevcut değildir. Mesela bir âyet-i kerîme meâlinde şöyle buyurulur: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm,30/21)

Âyet’in işaret ettiği mana şudur: İnsan, evlilikle beraber eşini huzur ve mutluluk kaynağı olarak görürse huzur bulur. Sevgi ve merhametle de bu huzur hiçbir zaman bozulmaz.

Dîn’in belirleyici konumda  olmadığı bugünün âile yapısında, hazcılık madde pereslik ön plana çıktığı için sürekli ihtiyaçlar üretilmekte, sınırlı gelirlerle sınırsız giderlere doğru hareket edilince sıkıntılar da kaçınılmaz hale gelmektedir.

Birçok âile problemleri ile karşılaşıyoruz ve bu problemlerin İslâm’a göre hükmü soruluyor. Hayatında İslâm’ın belirleyicisi olmadığı bir konuda, İslâm’a göre nasıl bir cevap verilebilir ki…

İçimizdeki Batı cazgırlarının savunduğu eşitlik ve özgürlük yaygaraları ve bunların etkisiyle çıkarılan yasaların kadın ve âile sorunlarını artırdığı ortada iken, bilinçli bir şekilde bu mesele kaşınmaya çalışılmaktadır. Tâ ki bizim dînimizden gelen en kutsal değerlerimizden biri olan âile mefhumu ortadan kalksın. Gidişat da bu yöndedir. İşin üzücü tarafı da budur.

Kur’ân ve sünnete inananlar olarak bu kötü gidişin karşısında durmak en büyük cihâdlardan biridir.

Hiçbir zaman kadın erkekle eşit olamaz. Namus ve ahlâk fukaralarının gayretleri boşuna.

İlk olarak zaten fiziksel açıdan yaradılışları farklıdır. Bir erkek anne olamayacağı gibi, bir kadın da baba olamaz. Ancak böyle bir rolü savunmuş olmaları sadece avunma olur.

Erkeğin üstün olduğu yerler vardır. Kadının üstün olduğu yerler. Yüce Dînimize göre kadın ve erkek birbirlerinin üstünü değil, eşiti hiç değildir. Ancak ve ancak birbirlerinin eşdeğeridirler ve de birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Görünen o ki bu konu ile ilgili sürekli çalışma yapmak ve yazmak gerekiyor. Ne pahasına olursa olsun, âile hayatımızın genetiğinin bozulmasına asla fırsat vermemeliyiz. Âile toplumun çekirdeğidir. O bir çürütülürse, her şey biter. Ne millet kalır, ne de devlet.


 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X