Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İslamdan uzaklaşmanın bedeli

09 Nisan 2015

Bir atasözümüzde: “İki karpuz bir koltuğa sığmaz” denilmiştir. Benzer şekilde bir gönülde de iki sevgi barınamaz diyebiliriz. Hem müslüman olup İslam’ı seveceksin, hem de İslam’ın hoş görmediği şeyleri seveceksin. Bu imkansızdır ve aldanmadan başka bir şey değildir.

Yeryüzünde bugün yaklaşık iki milyar müslüman bulunmaktadır. Dünyada buğu yedi milyar insan olduğu düşünülürse, bu mevcudun beşte ikisi müslüman demektir. Bu kadar büyük bir kitle olmasına rağmen müslümanların bir kıymeti harbiyesi yok? Neden her yerde müslümanlar aşağılanmakta, zulme maruz kalmakta ve kendilerini savunacak bir güçleri dahi bulunamamakta? Neden müslümanlar birbirlerine arslan kesilip, düşmanlara karşı maymun olabilmektedirler? Soruları çoğaltabiliriz. Bu tür sorular ne kadar çok olursa olsun, cevabı tektir. O da “İslam’dan uzaklaşmaktır.”

Halk arasında mürekkep yalamış denilen, az çok okumuş yazmış herkes aynı fikri dile getirmektedir. Aklı selim olan ilim ehli ise, her yerde bu sorunu dile getirmektedir. Başımıza gelen her kötülüğün sebebi “İslam’dan uzaklaşmaktır.”

Asr-ı Saâdetten günümüze doğru bir bakacak olursak ilk dönemlerde İslam yaşandı, son dönemlerde ise İslam yaşanmadı anlatıldı. Zamanımızda anlatanlar çok, yaşayanlar az. Dört asırdan beri böyle sürüp gelmektedir. Gerçek manada İslam’ı yaşayanların azlığı durumu değiştirmemektedir. Hiç yaşanmasa zaten kıyamet kopar.

İnsanlığı madde ve mana planında yüceltecek olan tek yol İslam yoludur. Yani Kur’ân ve sünnettir. Bu ana yoldan tâlî yollara bir sapıldı mı, çıkmaz sokaklarda kaybolup gitmek mukadderdir. Bugün asıl problemimiz budur.

Kur’ân kardeşliğini rafa kaldırdığımız, Hz. Peygamberin (SAV) rehberliğinden uzaklaşıp, fırkalar halinde hurafeleri din edindiğimiz için fitneler üzerimize yağıyor. Hayatımızı İslama göre yaşamak yerine, İslamı hayatımıza uydurmaya çalıştığımız için iki yakamız bir araya gelmiyor. Her şeyimize riya karışmış.

Allâh’a (CC) ve Resûlüne (SAV) dil uzatanlara karşı sesimiz çıkmazken, ister dînî, ister siyasi olsun efendilerimize laf edenlere karşı hemen kahraman kesiliriz. Bu gafletimiz de hak kılıfına sokup kendimizi mücahid zannederiz. Allâh (CC) ve Resulünün (SAV) önüne geçirdiğimiz sahte değerlerimiz yüzünden amellerimizin boşa gittiğinin farkında bile olmayız. Gerek dînî, gerekse siyasi kavgalarımızın hatta çatışmalarımızın, düşmanlarımızın ve şeytanın ne kadar işine yaradığını ve onları memnun ettiğini aklımıza hiç getirmeyiz.

Hemen her yerde dahili ve harici düşmanların bizi bölmek, parçalamak ve yok etmek istediğini dile getiririz de, bunlara karşı ne yapılması gerektiğini düşünmeyiz.

İslamın ilk emrinin “OKU” olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ancak bizim gündemimizde ise okumak yoktur. En fakirimizin evinde bile değeri 300 – 500 TL. olan LED ekran tv. cep telefonu vs. bulunurken, bir ilmihal kitabı bulunmaz. Kur’ân’ı Kerîm için bir şey demiyorum. Çünkü o bir şekilde bedavadan temin edilmektedir. Ramazanlarda sadece hatim için veya bir cenaze vukuunda Yâsin okumak için vardır. Bu merasimler bitince de hayat dedi kodu ve boş işlerle devam etmektedir.

Hanelerinde küçük çaplı da olsa bir kitaplık bulunmayan ümmet olduk. Kur’ân’ın “OKU” emri sanki bize değil de bilim ve teknikte ilerlemiş milletlere mahsus hale gelmiş.

Dünya milletleri arasında söz sahibi olabilmek için bilim ve teknikte güçlü olmak kadar, zamanın silahlarına da sahip olmak gerekir. Bunlar ise ancak ve ancak ilim ile, bilimsel çalışmalarla elde edilir. Biz ise ümmet olarak asırlardır bilime yatırım yapmadık. İlim adamı yetiştirmedik. Ucuz yollardan cenneti garantilemeye çalıştık. Allâh (CC) bu ümmete yeryüzünü mescit kıldığı halde, biz mescit yapımını her şeyin üzerinde tuttuk. Mescitlere servetler harcadık fakat içini şuurlu cemaatlerle dolduramadık. Mescitlerimiz topluca Allâh’a (CC) yaklaşma vesilesi olacakken, fitne fesat merkezleri haline geldi. Burada sakın ha mescit yapımına karşı olduğumuz zannedilmesin. Elbette olmalı fakat bunları yaparken de bir ehem – mühim sırası gözetilmeli. Bir müslümanın evi de iş yeri de mescittir. Yeter ki değerlendirmesini bilelim.

Mühim olan her zaman ilme yatırım olmalı. Keşke ümmet olarak bunu yapabilseydik ve kendileriyle övündüğümüz Mevlânâ’lar, Gazzâlî’ler, İbn-i Sînâlar gibi gönül ehli ilim adamları yetiştirebilseydik bugün nerelerde olurduk acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

Okumanın, ilmin olmadığı bir yerde edep ve ahlâkın, hak ve adaletin tecellisinden söz edilemez. Allâh’ın (CC) rızasına uygun bir dînî hayattan hiç bahsedilemez. Zira ilmin olmadığı yerde ölçü de yoktur.

En doğru ölçü, en sağlam terazi Kur’ân ve sünnet üzere yaşamaktır. Zararın neresinden dönülse kârdır prensibiyle hareket edip, mutlaka Allâh’ın (CC) ipliğine sarılmamız gerekmektedir. Yoksa birbirimizi yemeye devam ederiz de, iki cihanda da zarara girenlerden oluruz maâzallâh.

Fırsatlar elde iken Kur’ân ve sünnetle hayatlanmak için çalışmayı her şeyin önünde tutmalıyız. Yoksa içimizi de dışımızı da Allâh (CC) çok iyi bilmektedir.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X