Son Dakika Haberler

Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İşi ehline vermek

16 Ocak 2014

Yüce Dînimiz İslâmın evrensel ilkelerinden biri de ne olursa olsun işi ehil olana bıramaktır. Ehil olmayana yaptırılacak bir iş devamlı problem demektir.

“Emânet zâyi olduğunda kıyameti bekleyiniz” hadîs-i şerîfi bu çok elzem hususu dikkatimize sunmaktadır.

İşi ehline yaptırma konusunda özel dostlukların, karşılıklı çıkar ilişkilerinin, siyâsî görüşlerin mutlaka devre dışı bırakılması gerekir. Yoksa yaptığımız ve yapacağımız işlerden pişmanlık duymamız kaçınılmazdır.

“Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” atasözümüzde olduğu gibi, bir işi ehline yaptırmak kadar, o işte kararlı olmak da lazımdır. Karasızlık da başarısızlığı netice verir ki o zaman iş “”Eline yüzüne bulaşır” a dönüşür. Neticede lüzumsuz meşguliyetler ve bu esnadaki zaman israfı ile birlikte ömrün boşa geçmesidir.

İslam dünyasının en büyük sıkıntılarından birisi de emaneti ehline vermemek, işi ehline yaptırmamaktır. Esasen işin ehlini de yetiştirmemektir. Netice koca bir hüsrân.

Ticaretten anlamayanı bir şirketin genel müdürü yapmak, tedavi için doktor yerine efsuncuya gitmek, sadece dindar diye birini ehil olmadığı halde idareci yapmak…vs. Hep insanları hayal kırıklığına uğratmıştır. Zira yapılan ve yaptırılan her iş aynı zamanda bir emanet durumundadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de “Emânet” kavramı, “Adalet” kavramıyla birlikte zikredilmektedir. İlgili âyette şöyle buyurulur: “Allâh size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allâh, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allâh her şeyi hakkıyla işiten ve görendir.” (Nisâ, 4/58)

Emanetin ehline verilmiş olması, adaletin ortaya çıkmasına vesile olur. İnsanların birbirlerine her işte şüphe ile bakmalarını engeller. Huzurlu bir toplumun tesisini sağlar.

“Adalet mülkün temelidir.” Adaletin olmadığı yerde emanetten de bahsedilemez. Küfürle idare edilen sistemlerde adalet olabilir. Zulümle yönetilen toplumlarda ise adaletten bahsedilemez.

İslam toplumlarında da işler ehline verilmediği için zamanla müstebit, zorba idareciler maalesef halkları zulümle yönetmişler v e adalet ortadan kalkmıştır. Kitleler sefalete mahkum edilmiştir. Küfür dünyası yalan ve hilelerle dünyaya nizamat verirken, islâm dünyası hakikatların üzerinde derin bir gafletle yaşamaktadır. Sebeb; emanetin zayi edilmiş olmasıdır. Bir yönüyle de müslümanların kıyametinin kopmasıdır denilebilir.

Emanete sahip olmak, işi ehline vermek; emanetle beraber adaletin tesisi için gayret sarfetmek sâlih bir insan olmayı gerekli kılar. Salih insan ise faydalı işler gören, sulh yapan, anlaşan, vazifelerini tam ve doğru olarak yerine getiren, yeterli ve düzenli' gibi mânâlara gelmektedir.. İyi amel sahibi olmaları, makbul ve güzel işler yapmaları böyle kimselerin ayırt edici vasıflarıdır. Sâlih kulların duygu, düşünce, his, şuur ve iradeleri sağlamdır. İlmî hayatları sistemli, iş ve davranışları güvenilirdir. Nefsanî arzuları karşısında mukavemetlidirler. Sâlih kullar, yeryüzünde sulh ve sükûnun temsilcisidirler.

Emanet ve  adaletin tesis edilmesine öncülük eden ve yaşayan insanlar hizipçilik yapmazlar, adam kayırmazlar. İltimastan hoşlanmazlar. Maddî-mânevî meseleleri ıslah etmenin yollarını ararlar. Efkârı umumiyenin huzur ve saadeti için çalışırlar. Hakkın ve halkın yanında îtibar sahibidirler.

Bu yönleriyle hakkaniyetten ayrılmayanlar yeryüzünün gerçek mirasçılarıdırlar. Bu vasıflarını kaybettikleri takdirde, miras, hak sahibi olmayan kimselere kalır. Bu kimseler, meşru mirasçı olmak bir tarafa, doğrudan doğruya bu mirası gerçek hak sahiplerinden gasp ve talan etme peşindedirler. Nitekim son birkaç asırda yeryüzü bu kimseler tarafından maddî-mânevî değerleriyle sömürülmüş, toplu katliamlara sahne olmuş, sömürülen coğrafyalardaki insanlar bir dilim ekmeğe muhtaç hâle getirilmiştir. Hz. Peygamber (sas) ve Sahabe-i Kiram (ra), Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde dünya, sâlih kulların elinde îmar edilmişken, son birkaç asırdır yeryüzü mirası hak sahibi olmayan kimselerin eline geçmiştir.

İçinde bulunduğumuz zaman süreci içersinde biiznillâh islâm dünyası yeni bir kıyametin, şahlanışın ve dirilişin arefesindedir.

Geçmişte olduğu gibi tekrar aslî hüviyetine dönerek emanete sahip çıkacak, adaletin hakimiyeti için çalışacak ve insanlık huzura kavuşacaktır.

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın. Yeter ki her şuurlu müslüman kendisine düşen görevini bihakkın yerine getirsin.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X