Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İKİ BABANIN MİRASI

13 Haziran 2013

Evlenmek, çoluk-çocuk sahibi ana-baba olmak insanın fıtratında var olan duygulardandır. Yine her ana ve baba çocuğunun en iyi olmasını isterler. Bunun için gayret sarfederler. Her şeye rağmen bilerek veya bilmeyerek yapılan hatalar sonucu istenilen netice elde edilmez ve hayırsız evlât dediğimiz kimseler ortaya çıkar.

İnsanın genel sorumluluklarını dînimiz altı esasta belirlemiştir. Bunlar:  1-Nefsi (canı) muhafaza 2-Aklı muhafaza 3-Dîni muhafaza 4-Irz’ı (Nâmus)muhafaza 5-Nesli muhafaza 6- Hakkı (adâleti)muahafaza.

Nesli muhafaza, kaliteli nesil yetiştirmenin temelinde sevgi ve şefkat yatmaktadır. Büyüklerin takdir edilmeye ihtiyacı ne ise, çocukların da sevgi ve şefkate ihtiyacı daha da fazladır. Sevgi ve şefkat çocuğun sosyalleşmesinin temel gıdasıdır. Nasıl yetişirse o da çevresine karşı yetişme şeklini yansıtacaktır. Ya sevecen olacaktır, ya da geçimsiz olacaktır. Başta kendi âilesi olmak üzere her yerde problem oluşturacaklardır.

Başta ana-baba olmak üzere çevresinden sevgi ve merhamet görmeyen çocukların kendilerine olan güvenlerini yitireceği, büyüklerine karşı hırçın, kavgacı, yalancı, hırsız... olacakları kesinlikle sabittir.

Günümüzde sosyal hayatın çeşitliliği ve nafaka teminindeki sıkıntılar sebebiyle çoğu ana ve babalar çocukları ile yeteri kadar ilgilenememektedirler. Bunun sonucu olarak da çocuk, ruhundaki açlığı başkalarını kendine model alarak gidermeye çalışmaktadır. Model aldığı kişiler de problemli iseler o zaman çocuk büyük ölçüde kaybedilmiş demektir.

Kur’ân ve sünnette çocukların ayrıca imtihân vesilesi oldukları da vurgulanmaktadır. Ana-babalar bu imtihânı kazanmak için de ellerinden geleni yapmakla mükelleftirler. Geçim temîni için çalışan ebeveynler bazen ellerinde olmadan çocuklarını ihmâl edebilmektedirler. O zaman çocuklar hiç değilse ehil kurumlara gönderilerek gereken eğitim ve terbiyelerini almaları sağlanmalıdır.

Ebeveyne (ana-baba) yüklenen sorumluluklar arasında çocuğun istikbâlini/geleceğini kazanmasını sağlamak ve evlendirmek vardır. Bir başka ifâdeyle çocuklarının mürüvvetlerini görmek her ana-babanın arzusudur. Daha sonra torun sahibi olmak ve nihayet ölmeden önce neslinin varlığına şahit olmak her insanın hayalidir.

Helâlinden kazanıp, çocuklarını helâl rızıkla geçindirmek ve güzel nasîhatlarda bulunmak da yine en önemli bir sorumluluktur. Mayası helâl rızıkla yetiştirilen ve kalıcı güzel nasîhatlarla yetiştirilen bir çocuk kolay kolay harama yönelmez.

Bazı ebeveynler, çocuklarına bol harçlık vermek sadece her istediğini yapmak suretiyle iyi ana-baba olduklarını zannederler. Bu büyük bir aldanıştır. Zira böyle bir çocuk, hayatın hep kendi istediği şekilde devam edeceğini zanneder. İstediği gibi olmayınca da hırçınlık yapar. Başkalarının hakkına tecâvüz eder. Haramlara bulaşır ve mahvolur gider. Her iyi niyetin, iyi sonuç vermeyeceği de ortaya çıkmış olur. Bu hususa çok dikkat etmek gerekir.

Konuyu fazla uzatmamak için, A.Şerif İZGÖREN’den bir ibretâmiz ve örnek bir hâtıra ile bitirmek istiyorum. Başlık şöyle:

İngiliz hocaların haftalarca verdikleri dersleri 5 dakikada öğreten taksici.”

“Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimâlim var. Bindim taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki taksi parası 9.75 tl tuttu. Ben 10 tl. uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya; taksici, üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak.

Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı. “Üstü kalsın kardeşim”dedim. Döndü bana doğru:”Vaktin var mı ağabey?”dedi. Evet! Dedim. Tek ayağım hâlâ dışarıda. Dörtlülere bastı. Trafik dört şerit akıyor. İndi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya. Bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 kuruş uzattı. Belli ki para bozdurmuş. “Birâder!”dedim. 9.75 değil, 10.50 yazsa, ister miydin benden? Ne alacağım ağabey 50 kuruşu! Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın? Üstü kalsın demiştim. Döndü bana, attı kolunu arkaya: Vaktin var mı ağabey? Var! Çek kapıyı o zaman! Muhabbetçi bir taksiciyle karşı karşıyayız. 5 dakika konuştuk.

İngiltere’de profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey! Biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi. Günlük yevmiyeye giderdi. İnşaat falan bulursa çalışır gelirdi. Bulamamışsa, biz eve gelişinden; yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince bababm bize; “Durun,kalkmayın!” derdi. Önce duâ ederdik. Sonra babam bize sofrada konuşma yapardı. “Aha!”dedim. “Bizim meslek, seminerci!”

-Ne anlatırdı baban?

-Hayatta nasıl başarılı olunur?

O gün inşaata çağırmazlarsa, eve para getiremiyor, çocuklara hayatta başarı dersleri anlatıyor.

Babam işe gidince, büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi. Delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp: “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın!” diye anlatırdı. Biz de gülerdik. Annem kızardı. “Babanızla alay etmeyin, o hem dürüst, hem de çalışkandır!”derdi.

Yan evde iki kardeş var. Onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor ama adamda her numara vardı. Kumar falan oynatırdı.

Bizim, yeni hiçbir şeyimiz olmadı. Hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken 5 kardeş ayağa kalkardık. Çünkü bahşiş verirdi.

Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire!

Ağabey! Biz babamı kaybettik. Altı ay içinde, yandaki baba da öldü.

Yandaki baba, iki çocuğuna 5 katlı apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı.

-Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?

-Ne bıraktı?

-Bakkal veresiyesi ve komşularını bıraktı. “Evlâdım! İşinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın!” falan filan.

Aradan 15 yıl geçti. Diğer iki kardeş ceza evindeler. Ne ev kaldı, ne birahane… Ailesi dağıldı.

Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: “Asıl mirâsı bizim baba bırakmış!” Hepimiz ağladık.

5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu dahi evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allâh’a şükür.

Çok duygulandım. Vedâ ettim. Tam ineceğim.

Dur ağabey, asıl bomba şimdi!

-Nedir bomban?

-Nerede oturuyoruz biliyor musun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz!

Evlâdınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir mîrâs. Sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da çocuklarına değer kavramları bırakmışlar.”

Âlemlere Rahmet Peygamberi (SAV) hakîkatı ne güzel ifâde etmişler. Buyuruyor ki: “Hiçbir baba çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir mîrâs bırakamaz.” (Tirmizî, Birr 33)

Ali GÜNAYDIN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X