Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İçimizdeki beyinsizler yüzünden...

02 Nisan 2015

Bir bünye yok edilmek istendiğinde, onu içerden yıkmak gerekir. Bu kaide her yerde geçerlidir.

Her bünyenin dışarıya karşı bir savunma mekanizması vardır. Gücüne göre onu kullanır. Kendisi yok olsa da en azından karşı tarafa zarar vererek onu zayıflatır. Kuvvetli ise karşı tarafı etkisizleştirir.

Kuvvet kullanımı ve savunma mekanizmaları özelden genele hep aynıdır.

Bir kavgada kol kırılırsa, bu a’raz tedavi edilir. Sarılır sarmalanır ve bir müddet sonra normal fonksiyonlarını icra etmeye başlar. Dış darbe içeriye nüfuz ederse, eğer hayati yerlere isabet etmemişse o da bir müddet sonra düzelir. Eskisi gibi olmasa da, bünye faaliyetlerine devam eder. Darbe kalp, beyin gibi hayati organları tahrip ederse; o zaman kurtuluş olmaz. Hayat ölüm ile son bulur.

Hastalık bünye içerisinde olur ve bünye de zayıf olursa, direnç düşer ve tedavi edilmezse sonuç ölümdür. Kanser hücreleri gibi tedavisi mümkün olmayan mikroplar vücudu istila ettiği zaman kısa veya uzun vadede akıbet kaçınılmazdır. Yani ölüm.

Devletler de aynen bünye misalidirler. Devletleri oluşturan milletler sağlam olursa dış tehlikelere karşı kendilerini savunabilirler. Güçlü olurlarsa, kendilerinden zayıf olan milletleri hâkimiyetleri altına alırlar. Hatta yok ederler. Bu güç ve kudret de zamanın bilim ve tekniğine sahip olmakla mümkündür.

Günümüz dünyasına kapitalizm hâkim olduğu için, insanlar köleleştirilmekte ve güçlülerin hizmetkârı olmaktadırlar. Yani güçlü devletler sömürgeler kurarak, zayıf devletleri kullanarak güçlerine güç katmaktadırlar. Dünya genelinde sömürülen ise mâlesef İslâm devletleridir.

Yeryüzünde yüz otuz altı İslam devleti olduğu söyleniyor. Fakat bu devletler kağıt üzerinde var. Güç olarak yok. Hemen hepsi de başlarına kapitalist dünyanın getirdiği kukla idareciler tarafından sindirilmiş durumda. Allah’ın lütfettiği maden ve petrol zengini ülkeler hep müüslümanlar olmasına rağmen. Bu nimetlerden azami derecede faydalananlar ise Hristiyan ve Siyonist dünyadır.

İslam dünyası neden bu durumlara düştü ve neden kendisine gelemiyor?

Bu sorunun cevabı çok basittir. İslâm’ı gereği gibi yaşamamak. Tarihî gerçekler böyle söylüyor.

Bugün Müslümanlara hükmedenler, tarihte Müslümanlardan medet bekliyorlardı. Dünya gündemini müslümanlar belirliyordu. Hatırlayacak olursak, bugün dünyanın en belalı milleti olan yahûdîler, varlıklarını Müslümanlara borçludurlar. Onları yok olmaktan kurtaran Osmanlılardır. 15. Asırda Avrupa ve bilhassa İspanyollar, yahûdîlerin kökünü kazıyacaklardı. II. Bayezid döneminde İspanyolların ellerinden kurtarılıp İstanbul’a yerleştirildiler. Müslümanların ekmeğini yiyip palazlandılar. Zamanla gelişip güçlendiler ve bugün amansızca Müslümanları katlediyorlar. Aynen bünyedeki kanser mikrobu gibi zamanla geliştiler, güçlendiler ve Müslümanların başına bela oldular. 20. Asırda Almanlar ve Ruslar da Yahûdîleri katlettiler. Ancak Almanlar ve Ruslar bugün güçlü devletler oldukları için yahûdîler onlara ses çıkaramamaktadırlar. Ne garip bir durum değil mi? Kendilerini katledenlere ses yok, kendilerini koruyup himaye edenlere gelince; onlara karşı arslan kesilip katliâm yap. Tam yahûdî karakterine uygun bir durum.

İslâm dünyası ne yazık ki hakikatler üzerinde uyumaya devam ederken, batı dünyası ve Siyonizm, menfur emelleri için Müslümanlar üzerinde amansız oyunlarını geliştirerek oynamaya devam etmektedirler. Bu oyunların figüranları ise ne yazık ki içimizdeki beyinsizlerden oluşmaktadır.

Batı dünyası ve Siyonizm’in top ve tüfekle yok edemediği bu cennet vatanımızı, onların içimizdeki uzantıları olan uşakları icrâ etmeye çalışmaktadırlar.

Gerek İslâm dünyası ve gerekse Türk dünyasının gözü kulağı bu cennet vatanımızda. Hatta Müslüman olmayan diğer zayıf milletlerin bile umudu bize bağlanmış durumda. İşte batı dünyası ve Siyonizm de bundan korktuğu için; ellerinden geldiğince başımıza çorap örmeye ve iç sorunlarımızla bizi oyalamaya çalışmaktadırlar. Yeter ki güçlü bir Türkiye olmasın. Güçlü bir Türkiye demek, yeni bir Osmanlı demektir. Bu ise bütün ümmetin ayağa kalkması ve dünya hâkimiyetini elde etmesi anlamına gelir. Bunu çok iyi bildikleri için tâ İstiklâl savaşından beri ülkemiz insanını yine içerdeki kuklaları vasıtasıyla sindirmeye çalışmışlar ve başarılı da olmuşlardır.

Kur’ân’ın tabiriyle içimizdeki beyinsizler kimlerdir? Bunu da çok açık şekilde her gün müşahade etmekteyiz. Bu mülletin kalkınmasına kim engel olmaya çalışıyorsa onlardır. Ne zaman bu memlekette Bilim ve sanayide gelişme hamleleleri atılmışsa hep içimizdeki hainler tarafından engellenmiştir. Ne zaman millet milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaya başladıysa içimizdeki beyinsizlerin amansız gayretleriyle ve dışardaki efendilerinin desteğiyle sindirilmiştir.

Karanlığa kurşun atmaya gerek yok. Oturup iç ve dış düşmanlara küfrederk de bir yere varamayız. Bu tavırlar sadece şeytana ve uşaklarına hizmet etmekten başka işe yaramaz. Burada mutlaka beynimize kazımamız gereken bir şeytan tuzağını zikredeyim. Bakın şeytan ne yapmış?

Sadece biraz gevşettim!

Bir kadın ineğini sağmak için, buzağıyı bir kazığa bağlamış. Tam ineğini sağarken şeytan uzaktan gözlüyormuş. Hemen gelip aç olan buzağının bağını biraz gevşetmiş. Tabi buzağı kurtulduğu gibi hemen anasının memesine koşmuş. Bu arada süt dolu kovayı devirmiş. Buna öfkelenen kadın, buzağıya bir darbe vurmuş ve buzağı oracıkta ölmüş. Bunu gören inek de kadına bir tekme sallamış, kadın da oracıkta yığılmış. Duruma şahit olan kadının kocası da tüfeğini aldığı gibi ineği vurmuş. Silah sesini duyan oğlu da manzarayı görünce annesini vurduğunu sanarak o da babasını öldürmüş. Sonra hadiseyi anlamış fakat iş işten geçmiş.

Görüldüğü gibi şeytan burada sadece buzağının ipini biraz gevşetmişti. Gerisini ise sadece memnuniyetle seyretmiştir.

Aynen bu hadisede olduğu gibi, dört bir yanımızda şeytan kılığına bürünmüş hainler çok masum gibi görünen hilelerle, var güçleriyle ülkemizi bölme parçalama ve yok etmeye çalışmaktadırlar. Çok uyanık olmak lazım.

Ülkemiz üzerine oynanan oyunlar çok âşikar. Bu oyunları bozmanın tek yolu Kur’ân kardeşliği ve Peygamber ahlakını hayatımıza hâkim kılmaktan geçmektedir.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X