Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Dün-bugün ve biz

01 Ocak 2015

Bu satırların yayınlandığı sırada 2015 yılına girmiş olacağız.

1 Ocak 2015 Perşembe Mîlâdî yılın ilk günü. 2 Ocak 2015 Cuma ise Mevlid Kandili.

Perşembe günü bir çok müslüman geceden uykusuz kalmanın sıkıntısıyla günlük mesâîsine giderken, tatil olması hasebiyle memur olanlar da gecenin yorgunluğunu gündüz dinlenerek geçirmektedirler. Ne de olsa çok yoruldular. Gece yarılarına kadar yeni yıllarını kutladılar.

Muhtelif yerlerde de alternatif kutlamalar yapıldı. Temsîlî fetihler kutlandı. Gerçek fetihler hayal olduğu için temsillerle teselli bulan ümmet haline geldik. Boşuna söylenmemiş “Uykusuz kalan Peygamberin uyuyan ümmetiyiz” diye. Bu gidişle de temsîlî fetihlerle epey avunacağız anlaşılan. Çünkü gerçek fetihleri yapacak ve de başaracak şuurdan çok uzaklardayız. Bunun sayılamayacak kadar sebebi çoktur. En başta geleni ise Kur’ân ve sünnet ahkâmından uzak sadece kendi kuruntularımızı tatmin edecek bir dîn anlayışının hayatımıza hakim olmasıdır.

İslâm ve Türk dünyası bize bakarken, biz ise birbirimizle uğraşmaktan başımızı kaldırıp da gerçekleri görmekten çok uzaklarda duruyoruz. Gerek siyâseten ve gerekse diyâneten parçalanmışlığın verdiği güçsüzlükle hamâsî nutuklar atmaktan başka iş yapmıyoruz. Başkalarını eleştirmekte üzerimize yok. Eleştirilere ise tahammülümüz yok. Kendimizi müstağni sanıyoruz. Nefsimizin esiri, hislerimizin hizmetçisi olmuşuz da bu gafletimizi görmezden geliyoruz. Konuşurken ise hitabette üzerimize yok. Herkese âyet ve hadîs temelli bol nasihatler ederiz de kendimizi hariç tutarız.

İçinde bulunduğumuz zaman itibariyle yer yüzünde müslümanlar kadar parçalanmış ve birbiriyle uğraşan ikinci bir millet yok. İslama ve dolayısıyle müslümanlara hizmet adına ortaya çıkmış bir sürü cemaat, tarikat, vakıf ve dernek adına ne varsa herkes hakkı kendinde görüp, başkasını dışlama çabasında. Halbuki Kur’ân ve sünnete göre benim davam da haktır denilmesi gerekirken, hak benim davamdır dediği için bütün gayretler kadük/neticesiz kalıyor.

Dîn kardeşliğinin sadece edebiyatı yapılıyor. Bu durum gayretullâha dokunduğu için ehli küfür, ehli islâmdan korkmuyor. Çünkü görüyorlar ki müslümanlar genel olarak kendilerini taklit ediyorlar. Sevinçlerine, kutlamalarına ortak oluyorlar. İçlerinden çıkan sözde ilim adamları da onların yerine geçmişine küfrediyor. Müslümanlar arasına nifak sokuyor. Müslümanlar ise Kur’ân’ın emri olan, doğruyu tesbit edinceye kadar araştırma yapmak gibi bir dertleri olmadığı için sürekli nedâmet duyacakları işlerle meşgul olmaktadırlar.

Perşembe akşamı yılbaşı kutlayanlar, Cuma akşamı da “Mevlid Kandili” için câmilere koşacaklar. Bu ne garâbet Yâ Rabbi! Kandil müslümanı olduk vesselâm. Bir gün önce gavur olacaksın, devresi gün de mü’min. İşte bunun için sürekli gündeme getirme ihtiyacı duyduğumuz mesele budur. Mü’min her anında dünyasını îmâr ederken, âhiret hazırlığını da unutmamalıdır. Ancak hayatın belirleyicisi Kur’ân ve sünnet olmadığı müddetçe gaflet ve dalâlet bataklığında boğulmaktan kurtulamayız.

Allâh (CC) ve Resûlü’nün önüne geçildikçe, Kur’ân ve sünnet dışında hidâyet arandıkça da bütün amellerin boşa gideceği yine Kur’ân’la sabittir.

Dün okuyacak kitap bulamıyorduk. Bahanemiz hazırdı. Hele hele Kur’ân’ı hiç anlayamazdık. Bugün ise bilgiye ulaşmak çok kolay. Üstelik herkesin anlayabileceği şekilde hazırlanmış sayısız meâl-tefsir ve hadîs kitapları mevcut. Fakat bunlarla meşgul olacak müslüman yok. Haydi kitaba para vermeyi düşünmeyenler için söyleyelim; aynı bilgilere internetten ulaşmak da mümkün. Bir de bakıyoruz ki dün Kur’ân ve dînî bilgileri öğrenmenin sıkıntılarından bahsedenler, bugün her türlü imkan olmasına rağmen yemin etmişçesine cehalette ısrar etmektedirler. Bir de moda tabiriyle; bir yerlere bağlandı mı iş tamam. Âhiret de garanti. Yok böyle bir ucuzluk. Ne Yüce Nebî’nin hayatında, ne onun ashabında. Bize düşen o hidayet yolundan yürümektir. En güvenilir yol ancak budur. Bu yolda yürümek kolay değil tabî ki. Maldan, rahattan ve candan fedakarlık ister. Dün ecdadımız böyle idi. Ya biz!

2015 yılı bizim için çok önemli tarihi yıldönümü olacaktır. Neden mi? Çanakkale Savaşları ve bir imparatorluğun yıkılışına sebep olan 1. Dünya Savaşı’nın 100. Sene-i Devriyesin yâd edeceğiz. O zamanlarda da millete tepeden bakan beyinsizlerin sebep olduğu felâketin aynısını bugün de bu millete yaşatmak isteyen hainler var güçleriyle çalışmaktadırlar. Hainlerin batıl davalarına bütün samimiyetleriyle çalıştıkları gibi, müslümanlar da bir an önce uyanıp kenetlenerek hak davalarına dört elle sarılmalıdırlar. Öncelik ise kardeşlik bağlarının sıkılaşmasıdır. Kur’ân ve sünnetin gösterdiği yolda yürümektir. O zaman Çanakkale ruhu bünyemizde yeşerir ve olgunlaşarak bir asır öncesinde olduğu gibi ehli küfrün korkulu rüyası olabiliriz.

Yeri geldiğinde Çanakkale Savaşları ile ilgili yazılar mutlaka elzemdir, yazılacaktır.

Duâlarımız yeni mîlâdî yılla beraber, vatan sathında ve tüm dünya islâm milletlerinde yeni bir Çanakkale ruhunun canlanmasıdır. Temsili fetihler değil, gerçek fetihlerin yaşanacağı bir şahlanışın başlamasıdır. Mehmed Âkif ruhlu şahsiyetlerin çoğalmasıdır.

Önümüzde hepimize düşen görev ecdadımızla övünmek değil, onlar gibi olmaya çalışmaktır. İşte o zaman başımız belki arşa değer.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • halil özoğlan

    sevgili hocam, allah cc sizlere güç ve uuzn ömür versin sizler gibi din adamların çok olması temennisiyle başarılar hocam

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X