Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Cahiliyeden İslam toplumuna sahabe nesli

06 Kasım 2014

1 Kasım 2014 Cumartesi günü Konya’da “Çınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı”nın düzenlediği bir sempozyum düzenlendi. Konu, başlığımızın adını taşıyordu.

Konya Ticaret Odasında düzenlenen sempozyum’a davet edilen çok değerli Bilim Adamı teşrif buyurdular.

Birbirinden değerli tebliğ ve müzakereler sunuldu. Zaten her sempozyum, başlı başına bir ilim fuarı hüviyetini taşıması açısından çok önem arz etmektedir. Önemli olan bu ilim fuarlarına katılmak ve birer ilim hazinesi olan tebliğ ve müzakereleri çok iyi anlamaktır. Ne yazık ki genelde hafta sonları yapılan bu değerli toplantılara katılım çok az olmaktadır. Bu durum çok üzücüdür. Hem okumayız, hem de okuyup araştıranı dinlemeyiz. Konuşmaya geldi mi mangalda kül bırakmayız.

Okumadan âlim,  yazmadan kâtip, gezmeden seyyâh olmayı çok iyi becerdiğimiz için aslında sadece kendimizi kandırmaktan başka bir iş yapmıyoruz.

İlahiyat Fakültelerinin ve özel vakıf ve benzeri kuruluşların düzenlemiş olduğu ilmî toplantılarda, bir kişinin kolay kolay ulaşamayacağı derûnî bilgiler; çok değerli Bilim Adamlarımız tarafından aylarca süren hummalı bir çalışmadan sonra ilim meraklılarının aklına, fikrine arz olunmaktadır. Bu toplantıları takip eden ve zihnine nakşeden bir kişi, gerçek manada hafızasını ilimle doldurup, kendisi de donanımlı hale gelebilir. Bunun ötesi lâf’u güzâf’tan öteye geçmez.

“Cahiliyeden İslam Toplumuna Sahabe Nesli” konulu sempozyum, tam anlamıyla günümüz islam topluluklarının ne kadar islâmî olduğuna neşter vuruyordu. Bilim adamlarımız, Kur’ân ve Sünnet çizgisinden ne kadar saptığımızı ve karşılığında nasıl bir ümmet olduğumuzu çok çarpıcı misallerle ortaya koydular. Burada her bir tebliğ ve müzakerenin özetini anlatmaya kalksak bile en az beş-altı makale yazmamız gerekecek. Bu sebeble sempozyumun ana konusu ile ilgili sunulan birkaç tespiti sunmayı yeterli görüyorum.

Her şeyden önce cahiliye toplumu denilince, sanki hiç okuma yazma bilmeyen, dünyadan habersiz bir kitle anlaşılmamalı. Pekala o toplum, bulunduğu çağ itibariyle, belagat ve fesahatta zirve bir topluluk idi. Çok kuvvetli bir hafızaya sahip oldukları için yazıya fazla gerek görmüyorlardı. Ticaret hayatında gayet başarılı idiler. Diplomatik ilişkilerde kendilerini her alanda kabul ettirmeyi bilen bir topluluk vardı.

Hz. Peygamber (SAV) risaletle görevlendirildiği günlerde putperestlik zirvede idi. Bununla beraber tek olan Yaratıcı- Allâh’a (CC) da inanıyorlardı. Hatta bir çok Âyet-i Kerîme’de bu hususa temas edilerek onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı” diye soracak olsan, hemen: “Allâh” diyecekler şeklinde bilgi verilmektedir. Ancak o topluma “Cahiliyye” denilmesinin bir tek sebebi vardı. O da putperestlik. Allâh’a (CC) inanmakla beraber, hayatlarına Allâh’ı katmadıkları, Allâh’sız bir hayatı seçtikleri için “Cahiliyye Toplumu”denilmiştir.

İkinci önemli nokta, hayatlarında hurafelerin önemli bir yer tutmasıydı. Bunlar genel olarak, uğursuzluk, sihir ve kehanet, yani gelecekten, gaibden haber verme şeklinde idi ve önemli bir sektör olarak çalışıyordu.

Üçüncü önemli nokta, kadınların, güçsüzlerin ve kimsesizlerin ezilmesiydi. Bir zillet olarak gördükleri kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleri de vahşetlerinin boyutunu göstermektedir. Hak ve adalet diye bir kavram yoktu.

Hz. Peygamber (SAV)’in risaletiyle birlikte, kendi menfaat ve saltanatlarının elden gideceğini düşünen müşrikler, şiddetle Tevhîd inancına karşı çıkmışlar ve inkâr yolunu seçmişlerdi. Ancak Hz. Peygamber (SAV)’in rehberliğinde “Vahiy”le yeniden hayat bulan sahabe topluluğu 23 yıl gibi kısa sürede dünyanın en medeni ve saygın toplumu olmuşlardır.

Bugünkü anlayışımıza göre, ıslâhı mümkün olmayacak olan böyle bir toplumdan, Hz. Peygamber (SAV) insanlık tarihinin en seçkin toplumunu, ashabı kiramı yetiştirmişti. Hz. Peygamber (SAV)’ın Kur’ân’dan sonraki en büyük mucizesi de bu olsa gerek.

Hurafe namına ne varsa ortadan kaldırılmıştır. Zulmün yerini, hak ve adalet almıştır. Her hak sahibine hakkı verilmiştir. Kadınlara hiçbir milletin aklından bile geçiremeyeceği değer verilmiştir. Can, mal ve namus güvenliği tam anlamıyla sağlanmıştır. Şirk adına ne varsa ortadan kaldırılmıştır.

Günümüz islam dünyasına gelince, maalesef cahiliye kültürü her yanımızı kuşatmış durumdadır. Yaşadığımız gerçekleri tek tek anlatmaya gerek yoktur. Zira hayatımızı Kur’ân ve Sünnet’e göre  tanzim edemediğimiz için bid’at ve hurafelerle iç içe yaşamaktayız. İslâmî hayatın aktörü olmaktan ziyade, sadece edebiyatını yapmaktayız.

Kısaca İslâm’ın adı var, kendi yok. Bu sebeple de cahiliye dönemindeki insanlık dışı her türlü davranış islam topluluklarında görülmektedir. Ya İslâm’ın arkasına sığınarak, ya da İslâm dışı sözde haklı gerekçelerle müslümanlar birbirlerini alt etme yarışındadırlar.

Tek kurtuluş yolu, Kur’ân ve Sünnet’le hayatlanmaktan geçiyor.

Çınar Eğitim ve Araştırma Vakfı’ndan, sempozyumun kitaplaştırılmasını ve kalıcı olmasını rica olunur.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • Ali HACIHASANOĞLU

    Çok güzel bir değerlendirme. Bu tür kültürel faaliyetler yeteri kadar duyurulamıyor. Birçok kişi günlük meşguliyetlerin içinde hafta sonuna erteledikleri işlerin arasında unutabiliyor. iyi tanıtımın katılımı çok artırabileceğine ve daha çok insanın faydalanacağına inanıyorum.

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X