Ali Günaydın

Ali Günaydın

​ÇAĞDAŞ FİRAVUNLAR

15 Ağustos 2013

Yüce Allâh (CC) yeryüzüne hakim/halîfeler olarak insanoğlunu yaratmıştır. Yaratılış öyküsünde insanoğlunun meleklerden öte bir yüceliğe erişebileceği gibi, hayvandan aşağılara düşebilecek bir özelliğe sahip olduğu bildirilmektedir.

İlk insan ve peygamber Hz.Âdem’in (AS) onuncu ve onbirinci çocukları Kâbil ve Hâbil olayından îtibâren, iyi ve kötünün, hakkın ve bâtılın mücadelesi başlamış ve Allâh’ın (CC) muradı doğrultusunda bu mücadele büyüyerek ve gelişerek günümüze kadar devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Yanlış anlaşılmasın, burada Allâh’ın muradı derken sanki Allâh (CC) böyle istedi demek değildir. Bu sadece kullarının ne yapacakları bilgisinin kuşatıcılığıdır. Allâh (CC) kullarının seçimine göre tecelli eder ve sonucu yaratır.

İnsanlık tarihi boyunca genel olarak zalimlerin yeryüzüne hakim oldukları ve zulümleriyle dünyayı inanmışlara zindan ettikleri görülmüştür. Mü’minlerin hâkimiyetleri hep kısa bir zaman sürmüştür. Sonra zalimlerin zulmü insanlığı inletmeye devam etmiştir. İnsanlar fir’avnlaşmışlardır.

Peki neden böyle olmuştur?

Gerçek bu sorunun cevabındadır. Her şeyin yaratıcısı olan Yüce Rabbimiz, hiç şüphesiz yarattıklarını en iyi bilen olduğu için insanlığı saâdet veya felâkete götürecek yolları da bizzat peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle ve peygamberlerin şahsında yaşatarak insanlığa göstermiştir. Asıl güç ve kudretin, üstünlüğün sarsılmaz bir îmânda olduğunu şöyle beyân buyurmaktadır:

 “Bu (Kur’ân),  insanlar için bir açıklama, Allâh’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidâyet ve bir öğüttür.” “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) îmân etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân, 3/138-139)

Hidâyet: Gerçek hakikat demektir. İnsanı en doğru olana götüren yol demektir. Aslâ şaşırmayan rehber demektir. Hiç şüphesiz bu rehber de Kur’ân’ın ta kendisidir. Yine Kur’ân bu gerçeği şöyle bildirir: “Gerçekten bu Kur’ân en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfât olduğunu müjdeler.” (İsrâ, 17/9)

Dikkat edilirse bütün insanlık için Kur’ânın bir açıklama, takvâ sahipleri için doğruyu gösteren bir rehber ve nasihat olduğu vurgulanıyor.

Kur’ân’ın rehberliğinde Hz. Peygamber ve güzîde ashabının en kısa zamanda yeryüzünde  nasıl bir üstünlük sağladıkları târihen sabittir. Müslüman toplulukların ilk asırda nasıl fetihler yaptığı ortadadır. Bugün Müslümanlara zulmeden milletlerin çoğunun hayatını müslümanlara borçlu olduğu da bilinmektedir.

Şimdi ne oldu da, dün Müslümanların kölesi durumunda veya onların himâyesi altında yaşayanlar bugün müslümanlara karşı bir güç oldular ve heryerde zulüm kusuyorlar. Dünyanın her yerinde Müslüman kanı dökülüyor. Müslümanlar inim inim inliyor. Bir şeyler yapamamanın çaresizliği hep yüreğimizi burkuyor.

Cevap gayet basit: Kur’ân ve sünnetin sadece adı var da ondan. Kur’ân mü’minleri kardeş olarak nitelediği halde, müslümanlar birbirleri ile uğraşarak zaten kendilerinden olmayanların ekmeğine yağ sürmektedirler. İçi tamamen boşaltılmış bir dîndârlık anlayışı hâkim mâlesef. Kardeşliğin adı var kendi yok. Sürüsüne bereket cemâatler, tarikatlar, fırkalar vs. Birbirlerine tavsiyeleri ise Kur’ân ve sünnet üzere yaşamak değil de kime nereye bağlısın şeklinde gelişiyor. Böylece de birbirlerini zayıf düşürerek kâfirin işini kolaylaştırıyorlar. Küfrün tuzağına kolayca düşüyorlar. Sonuç ise yaşadığımız felâketler olarak kendini gösteriyor. Yeryüzünde mevcudu iki milyara yaklaşan Müslümanlar birbirleri ile kenetlenmedikçe de bu felâketler ne yazık ki devam edecektir. Zira Allâh’ın (CC) muradına aykırı hareket ediliyor.

İnsanlıktan nasibini almamış günümüz ye’cüc ve me’cücleri her tür katliâmları yaparlar ve bunda bir sakınca görmezler. Çünkü merhamet diye bir duyguları yoktur. Demokrasi ve insan hakları gibi tamamen şeytânî hilekârlıklarını müslümanlara dayatmaya çalışmaktadırlar. Hak ve hürriyeti mâlesef müslümanlardan öğrendikleri halde geçmişte gazaba uğramış, sapıtmış milletlerin nesilleri ne yazık ki İslâm Dünyası’nın aymazlık ve gafleti sayesinde asırlardır zulümlerini sürdürmekte ve de utanmadan hak ve hukutan dem vurabilmektedirler.

Zâlimin zulmü varsa, mazlumun da mutlaka Allâh’ı vardır. Buna şeksiz şüphesiz inanıyoruz. Hiçbir şeyleri olmayan Hz.Mûsâ ve O’na inananları toptan yok etmek üzere kovalayan Fir’avn ve ordusu nasıl Kızıldeniz’de boğulup yok oldularsa, günümüz fir’avnlarının da helâki yakındır. Yeter ki müslümanlar samîmî olsunlar. Allâh (CC) müslümanların en kalbî niyazlarıyla kâfirlerin tuzakların başlarına yıkacaktır.

Müslümanlar kendi içlerindeki beyinsizleri de çok iyi tanımak zorundadırlar ki güçlerini muhafaza edebilsinler. Gerek ülkemizde ve gerekse bütün islâm milletleri içersinde müslüman görünümlü hâinler çoktur. Kendilerini üç beş kuruşa satan cibilliyetsiz insan görünümlü cânîler hep kargaşa ortamlarında tanınabilmişlerdir. İslâmı yok etmeye çalışanlar kendilerine hep uşak bulabilmişlerdir. Başarıya ulaştıklarında da önce o kullandıkları uşaklarının işini bitirmişlerdir. Sonra da Müslümanların üzerine atmışlardır. Tıpkı Ramazan El Bûtî misâlinde görüldüğü gibi. Rahmetli Âlimimiz belki şerrinden korunmak gayesiyle Sûriye Fir’avn’ına yakın durmaya çalıştı. Sonuç: Öldürdüler ve Müslümanların üzerine attılar. Darısı El-EZHER Bel’âm’ının başına.

Mehmet Âkif Ersoy Mehûm dizelerinde duygularımıza ne güzel tercümân olmuş; şöyle haykırıyor:

Tükürün millleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış tutan kahpelere!

Tükürün Ehl-i Sâlib’in o hayâsız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Şâirimize katılarak diyoruz ki; dayan Müslüman fecr-i sâdık doğuyor. İnsanlık İslâm’a gebe. Kâfirin son çırpınışlarını görür gibiyiz. Ebrehelerin helâki çok yakın. Fir’avnların son çırpınışlarını seyrediyoruz. Bunun için bedel olarak şehîdler veriyoruz.

Allâh’ım Ehl-i İslâm’a yardımını bir ân önce gönder. Ehl-i Küfr’ün üzerine İzzet ve Celâl’in hürmetine “ KAHHÂR” İsm-i Celîl’in ile tecelli eyle.

Bizlere de Kur’ân’ın rehberliğinde, Peygamber (SAV)’in sünneti seniyyesi üzere yaşamayı nasîb eyle. ÂMÎN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X