Ali Günaydın

Ali Günaydın

​BU NASIL BİR ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI?

06 Haziran 2013

Önce, gezi parkı denilen yerde ağaçlar kesilecekmiş de onu engellemeye çalışıyorlarmış. Böyle bir şeyin olmayacağı ortaya çıkınca da sudan bahaneler ve neticede özgürlük mücadelesi adı altında akla ziyan tahrîbâtlar. Trilyonları aşan maddî zararlar da işin bir başka vehâmeti.

Önceki köşe yazımda gazetemizin (Yeni Konya Gazetesi) 65. Kuruluş yıldönümü münasebetiyle, son aylarda barış sürecine girildiğini, ancak dış düşmanlar ile, içerdeki şer odaklarının boş durmayacaklarını, ülke kalkınmasının önüne geçmek ve huzuru bozmak için ellerinden gelen ne varsa yapacaklarını yazmıştım. Bu konuda haklı çıkmayı aslâ istemedim. Ne yazık ki yaşadığımız gerçekler hep bu yönde tecelli etmiştir.

Memlekette bir şeyler yolunda gitmeye başladığında hep ne idüğü belirsiz birileri çıkıp halkı provoke ederek huzuru bozmayı başarmış ve milletimiz çile ve ızdırâplara mahkûm edilmiştir. İşin asıl tuhaf tarafı ise halkın huzurunu bozanlar da mâdur olmuşlardır. Çünkü bu ve benzer gruplar hep birileri tarafından kullanılmış ve kullanılmaya da devam etmektedir. Son olayları iyi tahlil ettiğimizde bu gerçeği çok iyi görebiliriz. Meselâ: Eylemler sırasında ezan okunuyor ve bir anda ezana saygı gerekçesiyle duruyor. Ezan bitiyor eylemler devam ediyor. Şimdi eylemcilere sormak lazım. Emri verenler de acaba ezan okunurken saygı duyuyorlar mı? Cevap tabiî ki hayır olacaktır.

Ezana, bayrağa, millî ve mânevî değerlere birazcık olsun saygısı olanlar memleket ekonomisine bu kadar zarar veremezler. Bu kadar tahrîbât ancak âidiyetini yitirmiş olanların işidir.

Maskeli yüzsüzler: Çok sık duyduğumuz haberlerin başında, “Yüzleri maskeli bir grup tarafından” polise taşlarla saldırı düzenlendi. Esnaf ve iş yerlerinin camları indirildi. Kamu kurum ve kuruluşlarına saldırıldı. Birçok araç ve işyeri kundaklanarak tahrip edildi… Ortaya çıkan maddî hasar milyonlarla ifade edilen ağır bilanço. Peki bu zararı kim karşılayacak? Tabiî ki millet. Bunun neresi özgürlük? Haklı bir talebiniz varsa, o zaman neden yüzlerinizi gizliyorsunuz. Meşrû talepler göğsünü gere gere ve açık alınla istenmez mi? Meselenin hak talebi değil, ülkenin birlik ve beraberliğine, vatandaşın huzuruna kastetmek olduğu alenen ortadadır.

Siyâset ve siyâsî gündemden uzak durmaya çalışan bir vatandaş olarak, şu değerledirmeyi yapmadan geçemeyeceğim. Bu değerlendirmem, ne hükûmeti savunmak, ne de muhâlefeti yermek… Sadece bir tespitten ibârettir.

Mesele nedir? Efendim hükûmet baskıcı politikalarla halkı yıldırmıştır. Kendi yandaşlarını zengin etmiştir. Vatandaş mâdûr durumdadır… Eğer bu iddâlar doğru ise, bunun yeri sandık değil mi. Eğer memlekette bir dikta varsa, birileri haksız kazanç sağlıyorsa, çıkarsınız vatandaşı iknâ edersiniz. Sandıkta da herkes hak ettiğini bulur. Fakat meselenin üzüm yemek olmadığı gayet açık. Oligarşik güçlerin, şer odaklarının eğer güçleri yeterse, bir kaos/huzursuzluk ortamı oluşturup son bir hamle ile geçmişte olduğu gibi iktidârı al aşağı edip kendi saltanatlarını kurmaktan ibârettir. Bu memleket ne çektiyse hep darbelerden ve koalisyon hükûmetlerinden çekti. Ne zaman tek parti iktidarları döneminde biraz güçlendiyse, hep entriklarla ve provakatif eylemlerle engellenerek ülke kalkınmasının önüne geçildi.  

Gezi parkında ağaçların kesilmesine karşıyız denilerek başlatılan ve daha sonra da bunu ülke geneline bir anda yayarak âdetâ bir ayaklanmaya dönüştürmenin ve ülke ekonomisine milyonlarca TL. zarar vermenin iyi niyetle ve güncel siyâsetle uzaktan yakından hiçbir alâkası yoktur. Eğer söylendiği gibi, biriken bir tepki patlaması varsa o da sokaklarda serkeşlik yapmak değil, sandıktır.

Demokratik haklar, başka hakları tahrip ederek elde edilmez. Son olaylar kesinlikle demokratik hak değil, tam tersine iç ve dış mihrakların tahrikiyle ülkenin geriye gitmesi, gücünü kaybetmesi ve Amerika başta olmak üzere, Avrupa ve İsrâil’in jandarmalığını yapacak uydu bir devlet olmasını beklemekten başka bir şey değildir. Zîrâ Amerika, Avrupa ve İsrâil’in elllerini ovuşturmaları ve Türk baharı gibi söylemlerle ortaya çıkmaları, son olayları kimin ve kimlerin tertiplediğini ortaya koymaktadır.

Polis, orantısız güç kullanıyormuş. Ne olacaktı yani. Ne idüğü belirsiz gözü dönmüş provakatörlerin kendisini öldürmesini mi bekleyecekti. Yahut muhtemel cinâyetleri seyir mi edecekti. Polisin davranışı her türlü takdirin üzerindedir. Hatta polis tahrik edilerek, provakatörlerin sebeb olduğu cinâyetler bile üzerine yıkılmaya çalışılmış fakat oyunları yine polisin sağduyulu davranışı sayesinde bozulmuştur.

Ülkenin geriye götürülmesine fırsat vermeyerek oyunu bozan MHP ve BDP’ye de teşekkür etmek gerek.

Geçmiş darbelere baktığımızda hep aynı senaryolar ortaya konulmuş ve mâlesef tutmuştur. Vatandaşın kesinlikle uyanık olması lazımdır. Her darbe sonunda mâdur olan hep vatandaş olmuştur. Darbeciler ve yandaşları ise vatandaşı köle gibi kullanarak saltanat sürmüşlerdir. Amerika ve benzerleri de, bizim çocuklar başardılar diye hep sevimişlerdir. Sahneye konulan oyun aynıdır. Bu filmleri ülkemiz insanı çok seyretti. Bu sebeple artık birlik ve beraberliğimizi bozacak hadiselere prim vermeyecektir.

Başkalarının haklarını gaspederek hak elde edilemeyeceğini herkes çok iyi bilmelidir. Özgürlük herkesin hakkıdır. Başkasının özgürlüğünü sınırlandırmamak ve meşru olmak şartıyla.

Ülkemizin birlik ve bütünlüğü için her zamankinden daha uyanık ve barış içinde yakaladığımız süreci devam ettirmeliyiz.

Ali GÜNAYDIN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X