Ali Günaydın

Ali Günaydın

​SÂLİH MܒMİNE HER GECE KADİR’DİR

01 Ağustos 2013

Rahmet ayı Ramazan’ın Cehennem’den kurtuluş günlerine yaklaşmış bulunuyoruz. Başının rahmet, ortasının mağfiret ve sonunun da cehennemden kurtuluş olduğunu asırlar öncesinden Muhbir’i Sâdık (AS) müjdelemişti.

Dînî kültürümüzde Ramazan Ayı’nın 27. Gecesi  Kadir Gecesi olarak ihyâ edilmeye çalışılmaktadır. Gece hakkında ihtilaflar olduğu için ilim ehlinin birleştiği ortak nokta, bu mübârek ayın her gecesini kadir bilip değerlendirmeye çalışmaktır.

Kâinât Kitabı olan Kur’ân-ı Mûciz’ül Beyân M.610 yılında Mekke’de Hira dağında, Ramazan Ayı’nın 27. Gecesinde , Arş-ı Âlâ’dan Dünya semâsı’na ve son nokta Âlemlere Rahmet Peygamberi’ne indirilmeye başlanmış ve bunu bizzat Kelâmı ile Yüce Rabbimiz adını alan sûrede şöyle bildirmektedir:

“1- Şüphesiz biz onu (Kur’ân-ı) Kadir gecesinde indirdik. 2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! 3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. 4- Melekler ve Rûh Cebrâil) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. 5- O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadir, 97/1-5)

Kadr: Yücelik, azâmet, ululuk, güç, kudret ve şeref gibi manalara gelir. Dâimâ üstünlük ifade eder ve bu yüceliğin kaynağını Kur’ân’dan alır. Eğer bu üstünlük bir geceye izâfe edilirse bu yücelik Kur’ân’dandır. Gecenin olduğu ay, bu şerefi Kur’ân’dan alır. Kur’ân ile yaşayan ise yaşamayanlara göre dâimâ üstündür ve bu üstünlüğünü en muannit/inatçı olana muhaliflerine Allâh (CC) îtirâf ettirir.

Kur’ân’ın indirilişi hiç şüphesiz, insanlık tarihinin en büyük hadisesidir. Her şeyden önce O, hiçbir peygambere verilmeyen en büyük mucizedir. Daha indiği tarihten îtibâren insanlığın gündemine oturmuş ve kıyamete kadar da gündem belirlemeye devam edecektir.

Kur’ân-ı Azîm’üş Şân’ın indirildiği gece, en yüce olma şerefini nasıl Kur’ân’dan alıyorsa elbette böyle bir gecenin ihyâsı da Kur’ânla olmalıdır. Bu da şuursuz bir şekilde okuyup geçmekle değil, okuyup anlamak ve üzerinde tefekkür etmekle mümkündür. Zira bizden bunu bizzât Kur’ân istemektedir ve şöyle buyurulmaktadır.

“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var.” (Muhammed/Kıtâl, 47/24) Yani Allâh’ın muradı okuyup anlamayı, onunla yaşayıp yaşatmayı emrediyor.

Kadr Sûresi’ndeki bir inceliğe dikkat çekmekte fayda var. O da; Cebrâil (AS) ve meleklerin peyder pey yeryüzüne indikleri meselesi. Bu husus aklımıza şunu getirmektedir. Kadir gecesi haricinde  böyle bir durum söz konusu değildir. Yani Cebrâil (AS) ve diğer melekler büyük bir merâsimle Kur’ân-ı Kerîm’i göksel âlemde Levh-ı Mahfûz’dan alıp Hz. Peygamber (SAV)’e getirmişlerdir.

Tarihte her önemli olayın yıldönümleri kutlanarak yâd edilir. Her sene’i devriyesinde Kur’ân’ın nüzulü de aynı şekilde yâd edilmektedir. Şüphesiz ki bu kutlama mü’min için bir değer ifâde etmektedir. 14 asrı aşkın zamandan beri bu muazzam gecenin yâd edilmesi, mü’minlerin gönlünde engin ufuklar açmaktadır. Kur’ân’a olan bağlılığı onu mânen arzdan arşa yükseltmektedir. Çünkü Kur’ân aynı zamanda yine kendi beyanıyla Allâh’ın ipliğidir. Bu ipliğin bir ucu bugün bizde ise, bir ucu da Arş-ı Âlâ’dadır. Yüce Rabbimiz bize bu konuda şöyle emretmektedir:

“Hep birlikte Allâh’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allâh’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allâh size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmrân, 3/103)

Hablullâh: Allâh’ın ipliği demektir. Bununla kastedilen de Kur’ân’dır. Kur’ân okuyup anlamayan insan nasıl amel edecek ve yüceliklere erecek. Günümüz İslâm dünyasının hali pür melâli ortada. Kur’ân okunup anlaşılsa ve Hz. Peygambar en büyük müfessiri/açıklayıcısı olarak bize ne tebliğ etti ise onu hayata geçirmiş olsaydık, bugünkü ciğerlerimizi yakan hadiseler meydana gelir miydi. Hem Yüce rabbimiz öyle sıradan değil, sımsıkı ona sarılmamızı emrediyor ki güçlü, kudretli ve de şerefli olabilelim. Dünya gündemini ancak o zaman Müslümanlar belirleyebilir. Parçalanıp bölünmeyin emriyle de zımnen güç ve kudretin birlik ve beraberlikten geçtiği vurgulanıyor.

Allâh’ın size olan nimetini hatırlayın emriyle Yüce Rabbimiz, insanı insan yapan ve iki cihan saadetinin teminâtı olan İslâm kardeşliğini vve onun neticesi olan yeryüzü hakimiyeti ve cennet mükafatını müjdeliyor.

Fazla uzatmadan söyleyecek olursak, gece ve gündüzlerin zaman itibariyle birbirinden farkı yoktur. Ancak bazı zaman dilimlerini Yüce Rabbimiz engin lüfundan bizlere bahşetmiştir ki kendimizi hesaba çekelim. Hayatımızın muhasebesini yapalım. En azından dünyevi çıkarlarımız kadar âhiret için de çalışalım. Bir olalım, diri olalım. Allâh’a, Peygamberine, En yüce din islama ve bütün mü’min kardeşlerimize samimi olalım. Yoksa bir gecelik hatırlama ve mânevî derinlikten yoksun geçireceğimiz gecelerle hiçbir yere varamayız.

Kur’ân samimiyet ister. Din samimi olmayı gerektirir. Allâh’ın (CC) her ân denetiminde olduğumuzu unutmamayı gerektirir. İşte o zaman her gecemiz bir Kadir gecesi hüviyetinde değer kazanır.

Bütün Ehli İslâm’ın Leyle-i Kadr’ini kutlarken, İslâm âleminin uyanışına, dirilişine vesîle olmasını Zât-ı Zülcelâl’den niyâz ediyorum.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • muhtar tunç

    duru akıl olmanın farkı bu olmalı kadir gecesini bu kadar hiç izah eden olmamıştı aklınıza yüreğinize sağlık hocam

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X