Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Saptırılmış cihad anlayışı

13 Haziran 2014

Cihad: Arapça’da “Cehd” kökünden türemiş bir kelimedir. Sözlükte, güç ve gayret sarfetmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkanları kullanmak manalarına gelmektedir.

Istılâhî yani dînî manada ise: Allâh’ın (CC) emrettiği şekilde kul olmaya çalışmak, iyiliği emredip kötülükten sakınmak, dînî emir ve yasakları başkalarına da öğretmek, nefis ve dış düşmanlara karşı mücadele etmektir.

Daha özel bir ifadeyle cihada, “Allâh’ın (CC) rızasına uygun yaşama gayreti” diyebiliriz.

Tarifinden de anlaşılacağı üzere cihad, öncelikle dîni öğrenmek ve  yaşamakla başlamaktadır. Yani kişi öncelikle nefsi ile cihad etmelidir. Söylediklerini nefsinde yaşamalıdır. Yaşantısıyla çevresine örnek olmalıdır. Söylediğini yapmayan, yaşamayan bir Müslüman zaten Allâh katında mü’min değildir. Üstelik böyle bir durumun Allâh’ın (CC) gazabını gerektiren bir davranış olduğu Kur’ân’da açıkça belirtilerek şöyle buyurulur:

“Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allâh katında büyük  gazap gerektiren bir iştir.” (Sâf, 61/2-3)

Cihad: Önemine binâen bir çok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf’e konu olmuştur. Burada bazılarını zikretmek konunun daha iyi anlaşılması açısından yerinde olacaktır.

(Ey Muhammmed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir.” (Nahl, 16/ 125)

“Öyle ise kâfirlere itaat etme. Onlara karşı bu Kur’ân’la büyük bir mücadele ver.” (Furkân, 25/52)

“Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allâh mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir. (Ankebût, 29/69)

“Allâh uğrunda hakkıyla cihad edin.” (Hac, 22/78)

“Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın yanında hakkı söylemektir.” (Tirmizî, Fiten 13)

“Mücâhid, nefsiyle cihad edendir.” (Tirmizî, Fezâ’ilü’l cihad 2)

Âyet-i Kerîme’lerde ve hadîs-i şerîflerde cihâdın öncelikle nefsi terbiye ve tebliğ yönü vurgulanmaktadır. Tebliğ için de gerekli bilgi ve donanıma sahip olmak gerekir. Bununla birlikte kafirler karşısında şahsiyetli bir duruş sergilenmelidir. Hz. Peygamber (SAV)’in Mekke hayatı çok iyi bilinmeli ve örnek alınmalıdır.

Kendi nefsine hakim olamayan, onun esiri olan kimse düşmana karşı nasıl savaşabilir. Sabah namazı için rahat yatağını terkedemeyen biri, rahatını bırakıp düşman karşısına çıkabilir mi? Allâh (CC) rızası için hayr’u hasenât yapmakta cimri davranan kimse, canı ve malıyla savaşa çıkabilir mi? Misalleri çoğaltabiliriz.

Günümüzde cihad ile kıtâl yani savaş birbiriyle karıştırılmaktadır. Her ne kadar cihad bazen savaş manasında kullanılmış olsa da, genelde savaştan bahseden âyetler kıtâl ve ondan türeyen kelimelerle ifade edilmiştir. Üstelik savaşmayı konu edinen âyetlerde öncelikle düşman saldırısı karşısında güvenliği koruma ve düşmanlardan emîn olma hedeflenmiştir. Durup dururken sağa sola saldırmak İslâm’ı emrettiği bir durum değildir. Aynı zamanda ismi “BARIŞ” olan dînimizin ruhuna da ters düşer.

Hz. Peygamber (SAV)’in gazvelerine/savaşlarına baktığımızda saldırıya geçenlerin hep müşrikler olduğu görülür.

Müslümanlar, Mekke döneminde müşriklerle savaşabilecek güçte olmadıkları için, bazı sahâbîlerin taleplerine rağmen savaşa izin verilmemiştir. Ne zaman ki Medîne’ye hicret edilip de belli bir güce ulaşıldığında savaşa izin verilmiştir. İlgili âyet meâlleri şöyledir:

“Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allâhın onlara yardım etmeye gücü yeter.” (Hac, 22/39)

“Sizinle savaşanlara karşı Allâh yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allâh aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara, 2/190)

Âyet-i Kerîmede, “Aşırı gitmeyin” şeklindeki ifade, mecbur kalmadıkça savaşa girilmemesine işaret etmektedir. Mecburen savaş olduğunda ise, çocuklara, kadınlara, yaşlılara e savaşla ilgisi olmayanlara zarar verilmemesi, işkence etmekten sakınılması gibi hususlar kastedilmektedir.

“Mü’min kılıcı ve diliyle cihad eder.” (İbn Hanbel, Müsned 3, 456)

“Müşriklere karşı mallarınız, canlarınız ve dillerinizle cihad edin.” (Ebû Dâvud, Cihad 17)

Dil ile cihaddan maksat tebliğ, kılıçtan maksat ise düşmanın silahıyla silahlanmaktır. Bu husus Enfâl Sûresi’nin 60. Âyet’inde açıkça belirtilmiştir.

“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın…”

Savaş atlarından maksat, günümüz şartlarında düşmanların sahip olduğu silahlara sahip olmak demektir. Hatta daha üstün silah gücüne sahip olunmalıdır. Çünkü bu durum düşmanın gözünü korkutur. Müslümanlara saldırma cesaretini kendilerinde bulamazlar.

Müslümanların güvenliğini tehdit eden durumlar karşısında da savaşmak meşru hale gelir. Hayber savaşı örnek verilebilir.

Tarihte ve günümüzde maalesef İslâm topluluklarının içinden çıkan bir takım kendini bilmez şer fırkaları, âyet ve hadislerde zikredilen cihad ve savaşla ilgili konuları gündeme getirip ne yazık ki hep müslümanları katletmişlerdir.

İlim fukarası, şeriat budalası, zeka özürlü ve mücâhid sahtesi bu şer guruplar maalesef günümüzde de hep Müslümanlara zarar vermekte, katliâmlar yapmaktadırlar. Sözde İslâm adına işlenen cinayetler maalesef İslâm düşmanlarını sevindirmektedir.

İslâm adına cihad ettiklerini söyleyen bu fitne şebekelerinin, islâm düşmanlarına karşı yapabildikleri hiçbir şey yoktur. Mâsum müslümanları öldürmekle Allâh yolunda cihad ettiklerini sanan bu gâfiller gürûhu, küfür ehlinin nazarında İslâmın kötülenmesine ve bütün müslümanlara katil, cânî gözüyle bakılmasına sebep olmaktadırlar.

Bâtıl hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır. Yine öyle olacaktır. Allâh’ın (CC) rahmeti sonsuzdur. Allâh (CC) samîmî müslümanların yâr ve yardımcısı olsun.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X