Ali Günaydın

Ali Günaydın

​MERAM CENNETİNDE İLİM ZİYAFETİ

23 Mayıs 2014

1996 yılından beri birkaç meslektaş ile haftalık bir oturum başlattık. Zaman su gibi akıyor derler ya, sudan da hızlı aktığını yaşayarak gördük. Çabukça 18 yıl geçmiş. Nereden nereye gelmişiz.

İki kişi ile başlattığımız oturum proğramları bugün 15 kişiyle devam ediyor. Meram bölgesinde birçok arkadaş ve meslektaşın katıldığı oturum proğramları sürekli büyüyerek ve gelişerek devam ediyor. Toplantılar Cuma grubu diye tanınmaya başlandı.

Oturumların Cuma/cumartesi akşamları yapılmasının da önemli bir sebebi vardı. Çünkü ilerleyen zamanlarda ilim adamlarını çağırmak planlanmıştı. Eğer bir sonraki gün tatil olursa ilim adamlarının mesâî bahanesi ortadan kaldırılmış olacaktı. Böyle bir karar almakta ne kadar isâbet edildiğini zaman göstermiş oldu.

Oturuma katılan arkadaşlar sürekli okuyan, araştıran, düşünen ve üretenlerden oluşan kaliteli bir topluluk. Topluluğun çekirdeğini “Dîn Gönüllüleri” oluşturmaktadır.

Dîn gönüllülerinin gayesi ise, temsilcisi olmaya çalıştıkları Peygamber makamının hakkını verebilmek, dîn adamları hakkında bilinçli ve kasıtlı olarak oluşturulmuş kötü duygu ve düşünceleri ortadan kaldırmak, halkı ilim ve irfân ile aydınlatabilmektir. Allâh’a (CC) sonsuz hamd’ü senâlar olsun ki bu hususta çok önemli mesafeler katedilmiştir.

Oturumları başlatma gayesi, bütün zamanlara hitab eden Kur’ân ve sünnet’i güncelleyerek hizmet sunmaktır. Bu sebeble arkadaşlar nerede bilimsel bir toplantı varsa (konferans, seminer, sempozyum vb.) takip ederler ve herkes notlarını getirir, anladıklarını ortaya koyar ve değerlendirme yapılarak ortak bir kanaata varılır. Yeni düşünceler üretilir.

İlk zamanlarda bir konu belirlenir ve herkes o konu hakkında değişik kaynaklardan çalışarak gelir ve herkes bildiğini ortaya koyar, tartışmalar yapılır, yeni fikirler ortaya çıkar ve neticede herkes bilgi dağarcığını biraz doldurmuş olarak yeni haftada buluşmak üzere ayrılırdı.

Zamanla grup kabına sığmaz oldu. Artık dışardan sahasında uzman bilim adamlarıyla oturup, onlardan faydalanma yoluna gidildi. Gerek Diyânet’den ve gerekse İlâhiyât câmiâsından birçok ilim ve fikir adamı davet edildi ve kendilerinden âzâmî derecede istifâde edildi.

Toplantıların neticesinde görüldü ki; sadece ilmihâl bilgileriyle topluma bir şey verilemeyecek, faydalı olunamayacaktı. Daha doğrusu bilgi birikimi arttıkça insanın o kadar bilgisizliğinin, cehaletinin de farkına varmasıydı. Bilgisiz bir insan, sadece taşımış olduğu dîn adamı sıfatıyla, toplum nezdinde saygın olamazdı ve bunun sayısız örnekleri de görülmektedir.

“Farklı fikirlerin çatışmasından hakikat ortaya çıkar.”

Fikirlerin çatışmasının kaynağı ilim olunca, bundan elde edilecek netice doğruya ulaşmaktır. Nitekim hiçbir zaman kırıcı bir durum oluşmamıştır. Bunun temelinde öğrenme aşkının etkisi vardır.

Kırıcı olmak, dediğim dedik tarzı yaklaşımlar zaten kişinin hafifliğini ve cehâletini, bir o kadar da ahmaklığını açığa çıkarır. Ahmakla tartışma olmaz. Onun için bilginler“Ahmağa cevap sükûttur” demişlerdir.” Yani haddini bilmeyen ahmaklarla muhatap olmamak, onlara verilecek en güzel cevaptır.

İlerleyen zamanlarda cuma toplantılarına katılan ilim ve fikir adamlarıyla genel bir toplantı yapmak fikri ortaya atıldı. Bu güzel bir fikirdi. İttifâkla kabul edildi. Ancak bu nasıl yapılabilirdi? Samîmî olunca Yüceler Yücesi Rabbimiz hemen kapıları açıyordu. Bir dostumuzun Meram’daki bahçesi vardı. Tereddütsüz bahçeyi kullanabileceğimizi söyledi. Bu bizim için zirve demekti. 10 yılı aşkın bir zamandır, baharla beraber işte o bahçede birkaç defa zirve toplantılar yapılmaktadır.

Başlıkta kullandığımız “Meram Cenneti” işte o bahçedir. Zaten Kur’ân’a göre mü’minler; cennet nimetlerini gördükçe: “…Bunların benzeri bize önceden verilmişti…”derler.

Bahçede, kış mevsimi boyunca haftada bir oturduğumuz değerli ilim ve fikir adamlarını bir araya getiriyoruz. Normal mesâîde bir araya gelemeyen bu güzîde şahsiyetler, hem yorgunluklarını atıyorlar, hem de birbirleriyle hoş sohbetler ediyorlar. Onlara kulak verenler de dimağlarını dolduruyorlar. Hem mideler, hem de beyinler doyuma ulaşıyor. Masrafla ise tamamen fedâkâr ve vefâkâr dîn gönüllüleri tarafından karşılanıyor. Bunu en içten ve samimiyetle yapıyorlar. Kendilerine teşekkürü borç biliyorum. Allâh (CC) sayılarını artırsın.

19 Mayıs 2014 Pazartesi günü bu dönem ilki yapılan toplantı “Soma Maden Fâciâsı”nın gölgesinde geçti. Anlaşılacağı üzere; Müslümanlar İslâm’ın neresinde? Sorusunun cevabı arandı.

Dînî konularda, mâlesef bilenlerden ziyade bilmeyenlerin çok konuştuğu ve bu yüzde de muazzam bir bilgi kirliliği ve sonucunda da problemlerin artarak devam ettiği gerçeği bir kez daha anlaşılmış oldu.

Câhiller kadar âlimlerin de konuşması gerektiği zarureti hep gündemde zaten. Ancak toplumun ilmî seviyesinin düşüklüğü, âlimlerden çok cahillerin etkin olduğunu gösteriyor. Bu durum İslâm’la bağdaşmayacak vahim bir gerçek.

Proğramın yıldızı, İHL’den arkadaşım Dîn İşleri Yüksek Kurulu Üyesi ve Ankara İlâhiyât Fakultesi Dekan yardımcısı Prof.Dr. Bünyamin ERUL idi. Bu genç âlimimiz hücrelerine kadar ilim dolu. Kendilerinden çok müstefîd olduk. Bu değerli ilim adamı hakkında müstakil bir yazı yazacağım. Bunu fazlasıyla hak ediyor.

Biiznillâh birkaç hafta sonra yapacağımız toplantımızda konuyu tekrar gündeme alacak ve ilmî paylaşımda bulunacağım.

Allâh (CC) ümmetin Kur’ân ve sünnetle tekrar haytlanıp dirilmesi en büyük temennimizdir.

Ali GÜNAYDIN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X