Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Mehdilik 1

28 Mart 2014

Önceden bu konu ile ilgili bir serî yazmayı düşünmüştüm. Başlık şöyle idi: “Deccâl-Mehdî’nin gelişi-Hz.Îsâ’nın nüzulü-Müslümanların kurtuluşu!!!” Fakat gazetelerde bu tür serîlerin fazla okunmadığını öğrenince buna benzer konuları müstakil olarak yazmayı daha uygun buldum.

Mehdîlik ve buna benzer konular her devirde bir kültür olarak insanlığını zihinlerini meşgul etmiştir. Tabiî ki İslâm Tarihinde de yer bulmuş ve bu yüzden müslümanlar arasında bir Mehdî’nin geleceğine inanan ve inanmayanlar arasında şiddetli kavgalar olmuş, hatta cinayetler bile işlenmiştir.

Bazı fırkalar mehdînin geldiğine inanırken, bazıları da mehdînin âhir zamanda çıkacağını iddia etmişlerdir. Bazı tasavvuf erbabı da kendi Pîr’lerinin, efendilerinin mehdî olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddialara göre bir çok mehdînin geldiği ve geleceği anlaşılmaktadır. Hatta günümüzde bazıları açık açık kendilerinin mehdî olduklarını iddiâ etmektedirler.

Sözü fazla uzatmadan konu ile ilgili en bilimsel araştırmaların ürünü olarak Yüz’ü aşkın Bilim Adamı’nın tetkikinden geçmiş, en sağlam kaynaklarımızdan olan “Bilim Külliyâtı – İslâm Ansiklopedisi”nden özetleyerek aktaralım.

Mehdî: Sözlükte “Doğru yolu bulmak, yol göstermek, rehberlik etmek” anlamındaki “Hüdâ, Hedy-Hidâyet” kökünden türemiş bir sıfat olup, “Hidâyete erdirilmiş, kendisine doğru yol gösterilmiş kişi” demektir.

Mehdî, Mesih inancı büyük dinlerde olduğu gibi ilkel dinlerde de görülmektedir. Bu inanç Târih’te ve günümüzde bazı dînî – siyasî hareketlerin güç kaynağını oluşturmaktadır.

Kavramın içeriğindeki âhir zaman, hükümdarlık, dîni yenileme kurtarıcılık gibi ana özellikleri değişmemekle birlikte içinde bulunduğu dînin karakteristik özelliğine göre ayrıntılarda farklılıklar görülmektedir. Bu kavramı ifade eden kelimeler de  dinlere ve kültürlere göre değişmektedir.

Mesela Avrupalı araştırmacılar, Yeni Gine ve çevresindeki halklarda görülen mehdilik hareketleri için “Kargo Kültü” Kuzey Amerika yerlileri için “Ghost-danc” tabirini kullanmışlardır.

Eski Amerika yerlilerinden “Aztekler” mehdîlerine “Quetzalcoatl” Eski Mısırlıar “Ameni” demişlerdir.

Kavram için Hinduizm “Kalki” Budizm “Maytreya (Maitreya, Metteya)” Mecûsîlik “Saoşyant” Yahûdî ve Hristiyanlar “Mesîh”kelimesini kullanırlar.

Mehdî: Farklı kültür ve dinlere göre dünya târihinin sonunda – âhir zamanda Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilecek ve yeryüzünü hâkimiyetine alacak bir hükümdâr, insanlara doğru yolu gösterecek bir peygamber, dînî bir lider veya Hinduizm’de olduğu gibi bir tanrıdır.

İslâm öncesi Dîn ve inançlarda “Mehdî” kavramının kökleri ve gelişmesi konusunda Batılı araştırmacılar iki görüş ortaya koyarlar. Bunlardan birincisi Mehdî inancının “Sümerler”de doğduğu, “Bâbilliler”de ve “Mısırlılarda” geliştiği ve bu iki kanaldan dünyaya yayıldığı düşüncesidir ki ilk örnekleri “Kral I. Sargon”da (M.Ö. 2350 yılları) ve “Hammurâbî”de (M.Ö. 1728 - 1686) görülmektedir.

İkinci görüş, Mehdî inancının her dînin kendi içinde, kendi târihî, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğup geliştiğidir. Meselâ: Hinduizm’de Mehdîliğin menşei/kaynağı “Tanrı Vişnu”nun “Kalki” ismiyle müstakbel avatarasına  ve Hint zaman tasavvuruna dayanırken İslâmiyette “Hulefâ-yi Râşidîn” devrinin arkasından başlayan iç savaşların târihî, siyâsî ve psikolojik tezâhürleri buna sebep olmuştur.

Dînlerin çoğunda insanların maddî ve mânevî sıkıntılarını sona erdirecek, ictimâî ve dînî hayatı ideal olgunluğa ulaştıracak bir otoritenin geleceği inancı vardır. Geleceği beklenen ideal zamanın vakti ve süresi her dînde merak konusu olmuştur. Genelde bu süreç dünya hayatının sonlarına doğru öngörülmüştür.

Mevcut durumda ideal mutluluğu bulamadıklarına inanan insanlar kendi dönemlerini güz mevsiminin son zamanlarıyla karşılaştırırlar ve hayatın daha da kötüye gideceğinden endişe ederler. Ancak mevsimlerin birbirini takibi, gece ve gündüzün periyodik akışı gibi sosyal bozulmaların da kışı sayılan karanlık devri bir aydınlık baharın ve yazın, yahut karanlık geceyi aydınlık gündüzün takip edeceği düşünülmüştür.

Karanlık süreç tabiî, ictimâî ve dînî hayattaki bozulmalar olarak tasvîr edilir. Mesela Eski Mısırlılara göre “Nil Nehri” ve “Göller” kuruyacak, içindeki balıklar ve etrafındaki kuşlar kaybolacaktır. Güneş kendini insanlardan uzaklaştıracak, günde yalnız bir saat görünecek ve öğle vaktinin olduğunu kimse farketmeyecektir. Sosyal felaketler de yoğunlaşacak, ülkeyi bedevîler ve yabancılar istilâ edecek ve ülkeye karmaşa hakim olacaktır.

Hinduizm’e göre ülke barbarlar tarafından istilâ edilecek, dînin inanç öğretisi yok olacak, barbar hükümdarlar ülkeyi soymaktan başka bir şey düşünmeyecektir. Halkın kıymetli eşyalarını, karılarını kızlarını ellerinden alacaklar, asâletin tek şartı zenginlik olacaktır. Âile bağları çözülecek, kimse evlenmek için bâkire aramayacaktır. Kadınlar kocalarına sadakat göstermeyecek, çocuklarını henüz ana rahminde iken öldüreceklerdir.

Âileye kadın hükmedecek, sayıları erkeklerden çok olacaktır. Hiçbir dul kendini kocasıyla beraber yaktırmayacaktır. Tabiatın düzeni de bozulacak, mevsimlerin âhengi kalmayacak, yağmurlar zamanında yağmayacaktır. Nehirler ve dereler kuruyacaktır. Devrin sonuna doğru ağaçlar otlara dönüşecek, insanlar kıtlık korkusuyla yaşayacaktır.

Hinduizm’deki bu felâket tasvirlerinin benzeri Mecûsîlikte, Yahûdîlikte ve diğer dinlerde de vardır.

Sonraki yazımızda buluşmak üzere Allâh’a emânet olunuz.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X