Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Kutluluğun 1442. Yılı

18 Nisan 2013

Ülkemizde 1989 yılından beri Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) in dünyaya teşrifleri Diyanet İşleri Başkanlığınca tertip edilen “Kutlu Doğum Haftası” olarak yâd edilmektedir.

Peygamberler içersinde doğum tarihi en net ve kesin bir şekilde belirlenmiş olan Âlemlere Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (SAV)dir. Kesin tarih: 20 Nisan 571 Pazartesi sabaha karşıdır.

Hz. İsâ (AS) ın dünyaya teşriflerinden yaklaşık 6 asır sonra, O’nun Havarilerine “Ahmed” olarak müjdelediği  “Âlemlere Rahmet Güneşi” kıyamete kadar insanlığı aydınlatmak üzere, hiç sönmemek üzere doğmuştur.

Dünyaya teşriflerinden günümüze kadar O, Risâletiyle hep gündem belirleyicisi olmuştur. Bütün beşeriyet onu tanımaya, anlamaya çalışmış ve çalışacaktır da. Çünkü O, inansın inanmasın herkesin peygamberidir. Bütün diller anlatabildiği kadar onu söylemeye çalışmaktadır. Hakkında sayısız eserler te’lif edilmiştir. Ülkemizde, yazılı ve görsel medyada işin ehli olan herkes en güzel bir şekilde onu anlatmaya çalışmaktadır. Bunun için, memleketin her tarafında sayısız konferanslar, seminerler, paneller ve sempozyumlar düzenlenmektedir. Belli ki O’na, O’nu anlamaya her zamankinden daha çok muhtacız. O’ndan ne kadar uzak kalmışlığımızın idrâkini yaşıyoruz. Millet olarak bu durum bizim için büyük bir kazançtır.

İnsanlar, insanlıktan çıktığı, dalâlet bataklığına saplandıkları zaman Yüce Allâh (CC) onları bu bataklıktan kurtaracak elçilerini göndermiştir. Rivayetlerde bu elçilerin sayısı 124 bin olarak bildirirlmektedir.

Hz.Peygamber (SAV) 124 bin halkalı zincirin son ve en büyük halkasıdır. Zira kendinden önceki peygamberler belirli zaman ve kavimlere gönderilmişlerdir. Hz.Muhammed (SAV)  ise Kur’ân’ın beyanıyla “Âlemlere Rahmet” olarak gönderilmiştir.(Enbiyâ, 21/107)

Hz.Peygamber (SAV) yaşadığı asır haklı olarak “Asr-ı Saâdet” olarak zikredilmektedir. Halbuki Resûlullâh (SAV)’in risâeti 23 yıldır. Yani çeyrek asır bile değildir. O’nun dünyaya teşrif buyurdukları dönemde, can, mal ve nâmus güvenliği yoktu. Güçlüler zayıfları eziyordu. İnsanlar köleleştirilmişti. Su gibi içki tüketiliyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Savaşlar hiç eksik değildi. İnsanlık adeta canavarlaşmıştı. Hz.Peygamberin de aralarında bulunduğu pek az kişi bu vahşetin dışında idi. İşte böyle bir ortamda Hz.Peygamber (SAV) ıslâhı mümkün görünmeyen bir topluluktan, her biri bir millete bedel örnek şahsiyetler yetiştirmiştir.

“Kutlu Doğum” Diyanet İşleri Başkanlığınca bu sene “İnsan Onuru” olarak belirlenmiştir. Tam isabet. Zira günümüz insanlığının da câhiliyye döneminden pek farkı kalmamıştı. Yeryüzünün her tarafında, başta Müslümanlar olmak üzere, zayıf ve güçsüzlerin kanı akmaktadır. Güçlüler zayıfları ezmektedir. Kul hakkı kavramı sadece sözde kalmaktadır. “Asr-ı Saâdet”ten sanki “Asr-ı Felâket”e doğru gelinmiştir.

Hz.Peygamber (SAV) daha risâletinden önce, insanlıktan çıkmış cahiliyye arapları tarafından “Muhammed-ül Emîn” diye anılıyordu. Kendi hanımına, çoluk çocuğuna güvenmeyenler, ona güveniyorlar ve en değerli eşyalarını ona emanet ediyorlardı. Yani O (SAV) risaletinden önce de insanlığın en onurlusu idi.

O’nun risaletini Müşrikler, Yahûdî ve Hristiyanlar çok iyi biliyorlardı. Özellikle Yahûdî ve Hristiyanlar sırf inatları ve menfaatleri pahasına O’nu inkâr ediyorlardı. Bu hususu Kur’ân-ı Kerîm şöyle anşatır: “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir kısmı bile bile gerçeği gizlerler.” (Bakara, 2/146). En’âm Sûresi 20. Âyet’inde de şöyle buyurulur: “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıklar gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar, O’na inanmazlar.”

Günümüzde ne yazık ki Hz. Peygamber (SAV)’i anlamak da, anlatmak da ayrı bir problem oluşturmaktadır. Bunun sebebi de, 15 asırlık bir dönem içersinde Müslümanların fetihleriyle islâma girenlerin, kendi kültürlerini de taşımalarıyla beraber ortaya çıkan bid’ât ve hurâfeler, diğer taraftan Müslümanların bizzat Kur’ân ve sünnetten kısmen de olsa uzaklaşarak ortaya çıkardıkları bid’ât ve hurafelerdir. Birinde aşırı yüceltmecilikle Hz. Peygamberi (SAV) insan olmaktan çıkarıp, her tarafını mucizelerle donatıp, hâşâ Allâh (CC) ile eşdeğer bir yere oturtmak vardır. Diğerinde ise, Hz.Peygamberi sadece Kur’ân’ı tebliğ etmiş, görevi bitmiş, sıradan bir insanmış gibi dışlama gayretleri görülmektedir. İkisi de doğru değildir. Hz. Peygamber (SAV)'i en güzel anlatan, onu insanlık içinden seçen bizzât Yüce Yaratıcıdır, yani Kur’ân-ı Kerîm’dir.  O, beşeriyete her konuda en güzel misâldir ve Kur’ân’ın beyanıyla: “Andolsun, Allâh’ın Resûlünde sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)

Hz.Peygamber (SAV) bütün iyilik ve güzelliklerde beşeriyete en güzel örnektir. Zira O, “Güzel ahlâk üzere” (Kalem, 68/4) gönderilmiştir.

İnsanlık tarihi O’nun gibisini ne görmüş, ne de görecektir.

O’nun en büyük mucizesi, Kur’ân ve Sünnetidir. İspâtı ise yetiştirmiş olduğu ashâb-ı kirâmıdır.

Ne mutlu O’nunla onurlanıp, iki cihânda kurtuluşa erenlere.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X