Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Kulluk bilinci

07 Şubat 2014

Kul kelimesinin aslı Arapça “ABD” kökünden gelmektedir.

ABD: Köle olmak, hizmetine girmek, boyun eğmek, samimiyetle bağlanmak demektir.

İnsan yalnız Yaratıcıya köle olmalı, O’na boyun eğmeli ve samimiyetle O’na bağlanmalıdır. Kısaca insan Allâh’tan başkasına kulluk etmemelidir.

Bilinçli ve şuurlu bir kulluk ise ancak Kur’ân ve sünneti hayata geçirmekle mümkündür.

Kulluk şuuruna erebilmek için müslümanın öncelikle kendisine şu soruları sorması ve yaşayarak cevabını vermesi gerekmektedir.

Allâh (CC) beni niçin yarattı? Nereden gelip nereye gidiyorum? Benim ibadetlerime Allâh’ın (CC) ihtiyacı mı var? Âhiret hayatı, cennet ve cehennem benim için neyi ifade etmektedir…?

Yüceler Yücesi olan Rabbimiz bizi niçin yarattığını Zâriyât sûresinin 56. Âyetinde çok açık bir şekilde şöyle bildirmektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Bir başka âyette ise: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 67/2)

Yaratılışımızın tek sebebi sadece ve sadece Allâh’a kulluk etmektir. Peki, nasıl bir kulluk istenmektedir. Sadece farz ibâdetleri yerine getirmek kulluk için yeterli midir?

Kulluğun bilincinde olmak için ne yapılması gerekir? Kur’ân’da emredilenleri yapmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak ve amelî işlerde Hz. Peygamber (SAV)’i şuurlu bir şekilde taklîd etmek gerekir. Zira Kur’ân’ın hükümleri Hz. Peygamber (SAV) tarafından uygulamaya konulduğu için âzâmî derecede sünnete uymak mecburiyeti vardır.

Farz ibâdetler denilince akla ilk gelen namazdır. Namazın önemi üzerinde Kur’ân ve sünnette çok durulmaktadır. Hatta diğer ibâdetlerin makbûliyeti için namaz bir barajdır denilebilir.

Namaz, Kur’ân-ı Kerîmde iki kategoride değerlendirilmektedir. Birincisi her kötülükten alıkoyması,(Ankebût, 29/45)  ikincisi ise gaflet içersinde kılınan namaz.(Mâûn, 107/1-7) Bundan maksat, namazda gelen vesvese değildir. Namaz kıldığı halde haramlardan çekinmemektir. Yani şeklen kılınan huşû ve ihlâstan uzak bir namazdır ki; böyle bir namaz kılınmamış hükmündedir. Buradan anlaşılan farz ibâdetler de olsa ihlâs ve samimiyetten uzak bir kulluğun makbul olmadığıdır.

Âbid: İbâdet eden demektir.

Ubudiyyet: Bütün ibâdetlerin huşû içersinde edâ edilmesi ve böylece Allâh’ın (CC) Rubûbiyyetine ilticâ etmektir. Yani Allâh’ın (CC) razı olduğu biçimde O’nun terbiyesine sığınmaktır.

Ubûdiyyet, Kur’ân-ı Azîm’üş Şân’da ihlâs ile ifade edilmektedir, şöyle ki: “(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dîni Allâh’a hâs kılarak O’na kulluk et. İyi bilin ki, hâlis dîn yalnız Allâh’ındır…” (Zümer, 39/2-3)

İHLÂS: Samimiyet demektir. Kulluğun bilincinde olmak samimiyeti gerektirir. Allâh’a (CC), Resûlü’ne ve bütün yaratılanlara karşı samimi olmak gerekir. Bunları yaparken kalbinin desteklemesi zorunludur. Kalbin desteklemediği işler görünüşte iyi de olsa münafıklık alâmetidir.

İhlâs aynı zamanda ilkeli, prensipli olmaktır. Yaratıcıya kulluktan taviz vermemektir. Bu meâlde Âlemlere Rahmet Peygamberi Efendimiz (AS) şöyle buyururlar: “Dîn nasihattir, samimiyettir (buyurdular). Kime karşı (samimiyettir) Ey Allâh’ın Resûlü diye sorulduğunda: (Resûlullâh (SAV) Allâh’a, Kitabına, Peygamberine, müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara (diye cevap verdi).” (Müslim, Îmân 95)

Kulluk bilincinin zirvesi “İHSÂN” mertebesidir. Îmân ve İslâm’ı anlatan Cibrîl Hadîsinde İhsân’ın, Allâh’ı görüyormuşçasına kulluk etmek olduğu şöyle anlatılr: “… İhsân: Sanki Allâh’ı gözlerinle görüyormuşsun gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor…” (Müslim, Îmân 1)

İhsân aynı zamanda salih amellerin bütünüdür. Buna “MUHSİN” denilir ki; ilgili âyette şöyle açıklanır: “Hayır öyle değil! Kim ihsân derecesine yükselerek (Allâh’ı görür gibi ibâdet etmek) özünü Allâh’a teslim ederse, onun mükafatı Rabbin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

Her müslüman ihsân derecesinde kulluk edemeyebilir fakat bunun için gayret sarfetmelidir. Tam burada şunu da vurgulamakta fayda var. Kendi samimiyetsizliğini örtmek için başka Müslümanları karalamak ve: “Benim ibâdetim yok ama kalbim temizdir” gibi çok tehlikeli bir söz insanı dinden çıkarır. İsrâiloğulları böyle dedikleri için Allâh (CC) onları küfürlerile lânetlediğini şöyle bildiriyor: “Kalplerimiz muhafazalıdır (sağlamdır) dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allâh onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az îmân ederler.” (Bakara, 2/88)

Kulluk bilincinin tezâhürü îmân ve sâlih ameldir. Sâlih amel, îmânın fiiliyâta geçirilmiş şeklidir. Sâlih amel ne kadar çoksa, îmân da o kadar kuvvetli demektir.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X