Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İSLÂM-ÎMÂN ve İHSÂN NEDİR?

18 Aralık 2014

Dîn’in aslı olan bu üç kelimeyi herkes konuşur, söyler fakat çoğu ne olduğunu bilmez, bilenler de genellikle başkalarına havale eder.

Bu üç kelimenin geçtiği sözü, hadîs âlimlerimiz “Cibrîl Hadîs-i” olarak adlandırmışlardır. İşte bu yazımızda “Cibrîl Hadîs-i” ni değerlendirmeyi uygun gördük. Buna sebep olarak da müslüman toplumlardaki İslâm’la uzaktan yakından hiç alakası olmayan fakat “İslâm” yaftası yapıştırılan sapıklıklardır.

Hadîs-i Şerîf, Hz. Ömer (RA) tarafından rivayet edilmiş olup, hadîs tekniği açısından “Haber-i Vâhid” olmakla birlikte meşhur rivayetler arasında yerini almıştır. Bunda Hz. Ömer (RA) gibi büyük bir sahâbîden rivayet edilmiş olması en büyük âmildir.

Hz. Ömer (RA) şöyle anlatıyor:

“Bir gün Resûlullah (SAV)’ ın yanında otururken bir adam çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı ve üzerinde herhangi bir yolculuk alâmeti yoktu. Üstelik aramızda onu tanıyan da yoktu. Adam Hz. Peygamber (SAV)’ in yanına gelip oturdu. Dizlerini Hz. Peygamber (SAV)’in dizlerine dayadı, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve dedi ki:

-Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat!

Peygamber (SAV) şöyle buyurdu:

-İslâm: ‘Allâh’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allâh’ın elçisi olduğuna şahitlik etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman ve eğer gücün yetiyorsa haccı yerine getirmendir.’

Bu sözler üzerine adam:

-Doğru söyledin, dedi.

Biz ise adamın hem soru sorup hem de onu tasdik etmesine şaşırdık. Sonra:

-Bana îmânı anlat! Dedi. Resûlullâh (SAV):

-Îmân: Allâh’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve iyisiyle/kötüsüyle kadere inanmandır. (Diye cevapladı)

Bu sözler üzerine adam yine: ‘Doğru söyledin’ dedi ve arkasından:

-Bana İhsân’ı anlat! Dedi. Hz. Peygamber (SAV) de:

-İhsân: Allâh’ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir. Buyurdular.

Daha sonra adam: ‘Bana kıyameti anlat’ dediğinde Resûlullâh (SAV):

-Bu konuda kendisine soru sorulan kimse, soruyu sorandan daha bilgili değildir, dedi. Adam:

-Öyleyse bana kıyametin alâmetlerini söyle! Deyince, Resûlullâh (SAV) şunları saydı:

-Câriyenin efendisini doğurması ve yalın ayak, çıplak, fakir sürü çobanlarının yüksek binaları yapmada yarıştıklarını görmendir.

Hz. Ömer (RA) der ki: Bunun üzerine adam gitti. Bir süre sonra Hz. Peygamber (SAV) kendisine soru soranın kim olduğunu bilip, bilmediğimi sordu. Ben de ‘Allâh ve Resûlü en iyisini bilir’ dedim. Bunun üzerine Resûlullâh (SAV) şöyle buyurdular:

-O Cibrîl idi. Size Dîninizi öğretmeye gelmişti.” (Buhârî, Îmân, 37)

Hadîs-i Şerîf’e dikkat edildiğinde soruların gayet düzenli bir şekilde sorulduğu görülüyor. Önce amellere dönük olarak “İslâm” sonra da kalbe dönük olarak “İmân” ve onun kemâl noktası/zirvesi olan “İhsân” sorulmuştur. Resûlullâh (SAV) bu sorulara gayet güzel cevaplar vermiştir. En dikkat çekici olan soru ise kıyametle alakalı olandır. Çünkü kıyamet zamanını ne soran biliyor, ne de sorulan yani Hz. Peygamber (SAV). Bu konudaki bilgi tamamen Allâh’a (CC) aittir ve İlâhî sırlardandır. Herkesin, her şeyi bilemeyeceğinin kesin bir izahıdır. Bu sebeple zamanımızın en büyük gaflet eserlerinden biri olan “Benim efendim her şeyi bilir” palavralarının cehaletten başka izahı yoktur. Ayrıca herhangi bir soru veya konuda bilgisi olmadığını söyleyen de kınanmamalıdır. Hadîs’in son bölümü bu konuyu çok güzel anlatıyor.

İslâm’ı anlat denildiğinde Resûlullâh (SAV), dînin temel esasları olan amelleri zikrediyor. Bu amelleri yerine getirmeyenin iyi bir müslüman olamayacağı zımnen anlaşılmış oluyor.

Îmân konusuna gelince; amellerin kaynağı olan inanca vurgu yapılıyor.

Hadîs’te geçen: “Allâh’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmendir” ifadesi “Allâh’ı görüyormuşçasına amel etmendir” şeklinde yorumlanmıştır.

Amel ve îmân bütünlüğünün en kemâl noktası olan “İhsân” ile insan, “Hak” ve “Halk” katında yüceliklere ulaşabilmektedir. Zaten Allâh (CC) katında yücelmiş bir mü’mini, Allah (CC) da yarattıklarının arasında yüceltir.  

Bütün işlerini Allâh (CC) görüyormuşçasına yapmaya çalışan bir mü’min, her halinde Allâh’ın denetiminde ve gözetiminde olduğunun bilinciyle “Müttakî” takvâ sahibi olur. Müttakî’liğin diğer adı da bu manada “Muhsin” dir. Muhsin ise, sâlih amellerin en güzelini yapan kimse demektir.

Kıyametle ilgili olarak zikredilen alâmetlere gelince, bu konuda birçok yorumlar yapılmıştır. Konuyu güncel olarak düşündüğümüzde maalesef ana-babalar evlatlarının kölesi durumundadırlar. Her şey çocuklara göre planlanmakta ve âilenin gidişatını çocuklar belirlemektedirler. Tamamen dünyevî maksatlar, makam ve mevkîleri için her şey çocuklara feda edilmektedir. Allâh’a ve âhirete îmân konusunda ise görmezden gelinmektedirler. Bunun sonucu daha dünyada iken ana-babalara felaket olarak geri dönmekte ve maalesef ya huzur evlerinde ya da kendi evlerinde son demlerinde sefâlete mahkum olmaktadırlar.

Ana-babalar, bu Hadîs-i Şerîf’in rehberliğinde, çocuklarına köle değil ebeveyn olmak için çalışmalıdırlar. Hem dünya ve hem de âhiret saâdetleri için gayret gösterirlerse, o zaman hem kendilerini, hem de çocuklarını kurtarmış olurlar.

Kıyamet alâmetleri ki artık izaha bile gerek yok. Geçmiş milletleri helâk eden her şenâat günümüzde kendini göstermektedir. Gazab-ı İlâhî’yi çekecek her türlü rezâlet sıradan hale gelmiştir.

İnsanların evlerinden mü’min olarak çıkıp, kâfir olarak dönecekleri bir zaman dilimini yaşıyoruz. İnsanlığın gidişâtı bu vehâmeti gözler önüne seriyor.

Çoook dikkatli olmak lazım.

 

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X