Ali Günaydın

Ali Günaydın

​ÇANAKKALE’DEN GÜNÜMÜZE…

19 Mart 2015

15 Mart 1915 den 100 yıl sonra 15 Mart 2015 Çanakkale Savaşlarının 100. Yıldönümü.

Cennet vatanımızın her köşesinde Çanakkale Savaşları’nın 100. Yıldönümü büyük bir coşkuyla kutlandı. Yüzbinlerce şehidimiz rahmetle yâd edildi. Rûhlarına hatimler okunup gönderildi. Böyle bir felâketin bir daha yaşanmaması için duâlar edildi. Yazılı ve görsel medyada bilgilendirmeler yapıldı. Gazete ve dergilerde birçok köşe yazısı yazıldı. Her tarafta sempozyumlar, paneller ve konferanslar tertip edildi.

Çanakkale Savaşları her zaman gündemde tutulması gereken Târihî ibret sahneleridir. Eğer kaybedilmiş olsaydı bugün bizler de olmayacaktık. Varlığımızı ecdadımızın her şeyini fedâ ederek bu vatanı bize miras bırakmalarına borçluyuz. Bunun için Çanakkale Savaşları her zaman gündemimizde olmalıdır.

Çanakkale Savaşlarının tarihi sebeb ve sonuçları hakkında hemen herkes az çok mâlûmât sahibidir. Bu sebeple oraya hiç girmeyeceğim. Sadece savaş sonrasından günümüze kısa bir değerlendirme ile yetineceğim.

Her şeyden önce bu savaşların kazanılmasındaki asıl güç, îmân ve îtikâttan gelmektedir. Şimdiki gibi bilgiye kolay ulaşılamadığı gibi, çoğu asker ve vatandaşımızın okuma yazması bile yoktu. Ancak okuma ve yazmakla elde edilemeyecek bir yücelik ve aslâ pes etmeyecek bir îmân gücü vardı. Allâh Allâh nidâları ile bile bile ölüme gitmek herkesin kârı değildir.

Günümüzün ortaokul çağı sayılabilecek yaşta cepheye koşan gençleri göz önünde bulunduracak olursak, o zaman kalplerdeki îmân gücünün dîn ve vatan için ölmenin ve şehâdetle cennete gitmenin hakikatini belki anlayabiliriz.

O zaman için gönüllü sefere yazılmak demek, gönüllü ölüme gitmek demekti. Bu bize Saâdet Asrı’ndaki genç sahâbeleri hatırlatıyor. Hani onlar savaşa katılmak için ya parmaklarının üzerine basıp kendilerini büyük göstermeye çalışıyorlardı ya… Hz.Peygamber (SAV) durumu tespit edip geri göndermeye kalkınca da, bu sefer şöyle diyorlardı:

- Ey Allâh’ın Resûlü! Ben onu güreşte yıkıyorum.

Bedir başta olmak üzere Hz. Peygamber (SAV)’ in bütün gazvelerinin/savaşlarının iz düşümlerini Çanakkale’de görebiliyoruz. Tek gaye: “Dîn, vatan ve millet yani ümmet.”

O yüce ruhlu ulu şâir belki de bunun için haykırıyordu “Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Diye.

Şimdi Allâh korusun böyle bir tarihî tekerrür olacak olsa ne gençlerimiz, ne de halkımız bu şuurdan çok uzak. Anlatılanlar masal gibi geliyor. Hatta daha da ötesi, bazı tuzu kurular çıkıp aslında kendi seviyesizliğini itirâf edercesine oturduğu yerden ahkâm kesebiliyor. Çanakkale Şehitleri nasıl Bedr’in arslanlarına benzetilebilir diye.

Bedir ile Çanakkale tam manasıyla bir Tevhîd mücadelesidir. Olmak ya da olmamak. Karşıda zamanın en üstün teknolojik silah gücüne sahip düşman kuvvetlerine karşı, her türlü yokluk içinde göğsünü siper ederek karşı koymak sadece Bedir ve Çanakkale’de olmuştur. Bu gibi sebeplerle, Tarihteki hiçbir savaş ne kadar büyük çapta olursa olsun, ne kadar büyük zaferler kazanılmış olursa olsun Bedir ve Çanakkale’ye benzemezler.

Bu sözlerimiz sakın ha diğer savaşları ve zaferleri küçümsemek şeklinde anlaşılmasın. Bir Malazgirt, bir İstanbul’un Fethi Târihimizin dönüm noktalarıdır. Fakat bu savaşlar zamanın en iyi orduları ile silah gücüne sahip olmamız ve de düşmanın zayıf olmasının sonucudur. Aslında Allâh’ü Teâlâ (CC) o savaşlarda müslümanlar lehine şartları müsâit hale getirmiştir. Burada tedbir ve tevekkül tamdır.

Şimdi aradan tam 100 yıl geçmiş. Şöyle bir bakalım ahvalimize. Târih aynasında kendimize bakalım. Acaba Çanakkale ruhu bize ne kadar hakim. 100 yıl evvel bu ümmeti yok etmek isteyenler aslında hiç boş durmadılar. İçimizden dışımızdan bizi yok etmek için sürekli çalıştılar ve çalışmaktadırlar. Ne yazık ki dış düşmanların uşakları var güçleriyle cennet vatanımızın yok edilmesi için çalışmaktadırlar.

“Çanakkale Geçilmez” dedirten o ruhu yok etmek için neredeyse bu milletin mukaddesatına küfredildi. Düşmana karşı yekvücut olan milletimizin içinde ne yazık ki bugün ülke üzerine oynanan oyunların figüranları çoğalmış halde. Maneviyat dibe vurmuş. Her şey çıkar üzerine kurulu. Herkes birbirini kandırma derdinde. Gençliğimiz teknolojinin esiri olmuş, neticede benlik ve kimliğini yitirmiştir.

Batı devletlerinde yaşlı nüfus artarken, müslüman gençlik çoğalıyor diye teselli bulmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki geleceğinden korkan batılılar, silahla esir edemedikleri bu Aziz Milleti, gençlerini kendilerine benzeterek yenebileceklerini ümit etmektedirler. Bunda da bayağı mesafe kat etmişe benziyorlar. Çünkü batılıların istemediği milli ve manevi değerlerimizi hiçe sayanlar her yerde boy gösterebiliyorlar. Daha 10 yaşlarından itibaren uyuşturucu müptelası olan, yirmi yaşında hiçbir işe yaramayan, otuzlu yaşlarında ev köy olayım derken daha başta dağılan bir toplulukla maâzallâh hangi savaşı kazanabiliriz.

Allâh’a (CC) ve O’nun vahyine inanıp teslim olan mü’minlerin, her şeyden önce “İslâm Kardeşliği” şuuruna sahip çıkmaları elzemdir. Yoksa gidişât iç açıcı değildir.

Kıymeti bilinmeyen nimetin elden bir şekilde çıkacağı unutulmamalıdır. Zira Allâh’ın (CC) kanunu böyledir.

Yüce Allâh (CC) hiçbir zaman bu ümmete Çanakkale gibi felâketler yaşatmasın.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X