Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM), Çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutuyla incelenerek koruyucu ve önleyici mekanizmalar geliştirmesiyle çocukların toplumsal yaşama etkin katılmasını sağlamak için kurulan 'Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu' toplandı.
TBMM'de Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Durgut, “Bu Komisyonun temel görevi her çocuğun yaşam hakkını, güvenliğini ve onurunu korumaya katkı sunmak, mağduriyetleri gidermeye yönelik kalıcı ve etkili politikalar geliştirmek ve toplumda adalet duygusunu güçlendirmektir. Dünya genelinde UNICEF, UNODC ve OECD raporları ekonomik dalgalanmalar, göç hareketliliği, pandemi sonrası toplumsal izolasyon, dijital riskler ve madde kullanımındaki artışın çocuk suçluluğunu etkilediğini ortaya koymaktadır. Birçok ülkede okulu bırakma oranlarının yükseldiği, akran zorbalığının dijital mecraya taşındığı, suç örgütlerinin çocukları daha kolay hedef aldığı ve özellikle büyükşehirlerde sosyoekonomik kırılganlıkların çocukları savunmasız bıraktığı görülmektedir. Komisyonumuzun çalışmaları da bu anlayış doğrultusunda, bilimsel veriye dayalı, sahayla temas eden ve çözüm odaklı bir çerçevede sürdürülmektedir” dedi.
‘SUÇA YÖNELMİŞ ÇOCUĞUN YÜZDE 75'İNİN ÖFKE KONTROLÜ DÜZENLEMESİNE İHTİYACI VAR’
Açılış konuşmasının ardından, Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aliye Mavili sunum yaptı. Mavili, “Öncelikle, suçluluğun son dönemde, 2025 yılında 2024'teki istatistiklere göre yüzde 13 oranında artmasının çok ciddi bir problem olduğuna hepimiz inanıyoruz. Burada, bu artış neden bu kadar oldu? Yüzde 13,3 oranında, yani toplam olarak 178 binden 202 bine, ondan sonra da 600 bine ulaşan oranların, 12-18 yaş grubunda, ülkemizde 13 yaşında başlıyor suç çağı olarak kabul edilen davranışın, riskli davranışın, Medeni Kanun'da tanımlanan davranışın suça giriyor olması, 13 yaşında olması bizim açımızdan sıkıntı mı? Bizim açımızdan, sosyal hizmet açısından beni düşündürten çok temel gerçeklik şu; bizim suç odaklı ve mahkumiyet odaklı tedbir kararlarıyla uğraşan bir konumda olmamız kritik ettiğimiz meseledir. Çünkü biz, suça gelene kadar çocuğun konumunda, çocuğun bireyselliğinde, ailesinde ve toplumsal koşullardaki üçlü ekosistem yaklaşımını çok önemsiyoruz. Yüzde 40'a yakın grup ciddi saldırganlık ve öfkeyle uğraşan, yüzde 35'i de tehditle uğraşan bir grup, suça yönelmiş çocuğun yüzde 75'inin dürtü kontrolü, öfke kontrolü ve kendisiyle ilgili davranış düzenlemesine ihtiyacı var. Eğitim Bakanlığının okullardan ayrılan çocukların ciddi anlamda bir risk alanı olarak sokağın çocukları kalma olasılığının önüne geçmesi lazım. Mahalli düzeydeki toplum merkezleri, aile yaşam merkezlerinin klinik odaklı çalışma yapan, müdahale yapan merkezler haline gelmesi lazım. Şimdi, onarıcı adalette ise bizim temel derdimiz, bu grubun önleme, yönlendirme ve ciddi anlamda koruma tedbirleriyle. Önleme-yönlendirme dediğimizde multidisipliner bir çalışma gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘ERKEN UYARI SİSTEMİNE YOĞUNLAŞMAMIZ GEREKİYOR’
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Doç. Dr. Zeki Karataş, sunumunda, “Biz en temelde çocuk koruma sistemini ve çocuk adalet sistemini iki boyuta ayırıyoruz. Bir, erken uyarı alanı; iki, müdahale alanı. Şu anda biz Türkiye'de daha çok müdahale alanıyla aslında suça sürüklenen çocuklara yönelik hizmetleri ya da uygulamaları yürütüyoruz. Türkiye'de tüm risk altındaki çocuklarla ilgili aslında denendi, UNICEF'in öncülüğünde Bursa'da pilot uygulama yapıldı, EU sistemi ‘erken uyarı sistemi’ diye. Bu sistemle, valilikte kurulan bir birimle risk altındaki çocukların takibi sağlandı burada aslında ama daha sonra, Türkiye'ye yaygınlaştırması noktasında birtakım işte bakanlıklar arası koordinasyon konusunda engeller çıkınca tam yaygınlaştırılamadı. Daha sonraki bazı aksaklıklar nedeniyle bu süreç yine yarıda kaldı ama biz eğer çocuk adalet sistemini daha etkili hale getirmek istiyorsak bu alana biraz yoğunlaşmamız gerekiyor. Dolayısıyla, ben Komisyonda özellikle bu alanla ilgili yapılması gereken, Türkiye'deki hem mevzuat altyapısı, hem uygulama modeli önerisi olarak katkı sunmak istiyorum” diye konuştu.
‘GENETİK YATKINLIK SUÇUN KAÇINILMAZLIĞI ANLAMI TAŞIMAZ’
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı bünyesinde öğretim üyesi Prof. Dr. Betül Ulukol ise suça sürüklenen çocukların genetik yatkınlık ve biyolojik faktörler üzerine sunum gerçekleştirdi. Ulukol, “Suç davranışı doğrudan kalıtsal bir şey değil. Çocuğun genetiğiyle doğrudan bire bir etkili bir şey değil. Ancak kalıtsal eğilim gösterebilir. Hangi aracılarla? Dürtüsellikle. Dürtüsellik her zaman eşittir suç değil ama dürtüsellik suçu kolaylaştıran bir şey. Düşük stres toleransı; kimisi var strese girdiği zaman hemen toparlıyor işleri güçleri, bir bakıyorsunuz halletmiş, kimisi var suça yöneliyor, şiddeti artırıyor, agresyon eğilimi. Bazı çalışmalar var, ikiz çalışmaları ve evlat edinilme. İkizlerden birisi bir ailede kalırken diğeri başka bir ailede kalıyor. Bakmışlar ki aslında ikizlerde, tek yumurta ikizlerinde de genetik aynıyken bulunduğu çevrenin etkisiyle çocukların suça sürüklenme oranları değişiyor. İşte, yüzde 30, yüzde 50 oranında çocuğun suça sürüklenme oranı bulunduğu çevreden etkileniyor. Dolayısıyla genetik yatkınlığın suçun kaçınılmazlığı anlamı taşımadığının altını çizmek gerekiyor. Evet, riski artırıyor ama başka faktörlerle” değerlendirmesinde bulundu
Kaynak: DHA
Son dakika gelişmelerden anında haberdar olmak için WhatsApp haber kanalımıza katılın.
Gelişmelerden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz? Google News’te KONHABER'e abone olun.