DOLAR : 44,30₺
EURO : 50,62₺
STERLİN : 58,64₺
GRAM : 7.260,78₺
ÇEYREK : 11.981,75₺
CUMHURİYET : 47.563,93₺
Güncel

Ortadoğu’da gerilim tırmanıyor: Epic Fury bölgesel savaşa mı dönüşüyor?

Eklenme: 14.03.2026 - 17:31 Güncelleme: 14.03.2026 - 17:51

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı “Operation Epic Fury”, Ortadoğu’da askeri bir operasyonun ötesine geçerek küresel güç dengelerini sarsan yeni bir kriz dalgası yarattı. İran’ın misillemeleri, enerji piyasalarındaki sarsıntı ve bölgesel güvenlik riskleri, savaşın kısa sürede sona ermeyeceğine dair kaygıları artırıyor.

Ortadoğu’da gerilim tırmanıyor: Epic Fury bölgesel savaşa mı dönüşüyor?
Reklam alanı

Ortadoğu, 28 Şubat’ta başlayan “Operation Epic Fury” ile yalnızca yeni bir savaşın değil, küresel sistemin kırılganlığını ortaya koyan bir kriz zincirinin içine girdi. ABD ve İsrail’in İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i ve rejimin üst düzey kadrolarını hedef alan saldırıları, askeri bir başarı olarak sunulsa da bölgedeki gelişmeler uluslararası ilişkiler teorisyenlerinin en karamsar senaryolarını doğruluyor.

İki haftadır süren operasyon, Ortadoğu’yu sadece bir çatışma sahasına değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin test edildiği bir “jeopolitik laboratuvara” dönüştürmüş durumda. Sahadaki tablo ise açık: Çıkış stratejisi olmayan bir bölgesel yangın.Güvenlik Dilemması ve Realizmin Sert Yüzü
Uluslararası ilişkiler teorisinde neo-realist yaklaşımın en temel kavramlarından biri olan “güvenlik dilemması”, bugün bölgede tüm çıplaklığıyla yaşanıyor.

İsrail, saldırıları önleyici bir güvenlik hamlesi olarak tanımlarken İran bunu varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Bu algı farkı ise hızla tırmanan bir karşılık döngüsüne yol açtı.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Brent petrol fiyatlarının 2022’den bu yana ilk kez 100 doların üzerine çıkması ve Kuveyt’ten Dubai’ye, Erbil’e kadar uzanan füze saldırıları, güç dengesi bozulduğunda bedelin sadece taraflar tarafından değil tüm uluslararası sistem tarafından ödendiğini gösteriyor.

“Rejim Değişimi” Gerçekçi mi?
İsrail kaynaklarının da dolaylı olarak kabul ettiği bir gerçek var: Sadece hava saldırılarıyla yaklaşık 90 milyon nüfuslu bir ülkede rejim değişikliği beklemek oldukça riskli bir varsayım.

İran’da dini liderliğin fiilen Mücteba Hamaney’e devredilmesi ve Devrim Muhafızları’nın saldırılara kesintisiz devam etmesi, rejimin beklenenden daha dirençli olduğunu ortaya koyuyor.

İnşacı (constructivist) bir perspektiften bakıldığında ise Batı’nın “özgürleştirme” söylemi İran toplumunda beklenen etkiyi yaratmış görünmüyor. Aksine bombardıman altındaki toplumlarda sıkça görüldüğü gibi dış tehdide karşı ulusal dayanışma refleksini güçlendirmiş durumda.

Bombalar altında yaşayan bir halkın sokağa çıkıp rejimi devirmesini beklemek, birçok uzmana göre sosyolojik gerçeklikten kopuk bir varsayım.

Nükleer Kabus: 440 Kilogramlık Kritik Eşik
Savaşın nihai sonucunu belirleyecek unsur askeri kayıplardan çok İran’ın nükleer kapasitesi olabilir.

Uzmanlara göre yer altındaki tesislerde bulunan ve yaklaşık 10 nükleer başlık üretimine yetecek 440 kilogram zenginleştirilmiş uranyum, savaşın gerçek stratejik göstergesi.

Eğer çatışma İran’ın nükleer altyapısını tamamen ortadan kaldırmadan veya uluslararası denetime açmadan sona ererse, ortaya çıkacak tablo İsrail için bir “Pirus Zaferi” anlamına gelebilir: büyük maliyetle kazanılmış ama stratejik olarak kaybedilmiş bir zafer.

Türkiye’nin Üçlü Güvenlik Çıkmazı
Bölgesel krizin merkezinde bulunan Türkiye için üç kritik risk senaryosu öne çıkıyor.

1. Göç Baskısı:
İran’daki istikrarsızlık, geçmişte Suriye’de yaşandığı gibi Türkiye’ye doğru yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebilir.

2. Enerji ve Ekonomik Şok:
İran doğalgazının kesilmesi veya enerji hatlarının risk altına girmesi, zaten kırılgan olan enerji piyasalarını daha da sarsabilir.

3. Sınır Güvenliği Riski:
ABD’nin İran’a karşı bazı Kürt grupları (PJAK/PKK hattı) üzerinden yeni bir strateji geliştirmesi ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.

Liberal Düzenin Sessiz Çöküşü
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi çok taraflı kurumların krize etkili müdahale edememesi, uluslararası sistemin kurallara dayalı düzeninin giderek aşındığını gösteriyor.

2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) fiilen ortadan kalkması ise liberal kurumsalcılık teorisinin temel dayanaklarından birinin daha çöktüğü yorumlarına yol açtı.

14 Mart 2026 itibarıyla dünya düzeni birçok uzmana göre yeniden güç siyasetinin hakim olduğu bir döneme giriyor.

Başka bir ifadeyle: Kuralları artık kurumlar değil, güç dengeleri belirliyor.

Savaş Başlatmak Kolay, Bitirmek Zor
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi savaşın kısa sürede sona ereceğini savunuyor.

Ancak Ortadoğu tarihi farklı bir gerçeğe işaret ediyor: Bu bölgede savaş başlatmak çoğu zaman siyasi bir karardır; fakat bitirmek uzun ve karmaşık bir süreçtir.

Bu nedenle “Operation Epic Fury”nin gerçekten ne zaman sona ereceği sorusu hâlâ cevapsız.


Kaynak: Haber Merkezi

Reklam alanı

Son dakika gelişmelerden anında haberdar olmak için WhatsApp haber kanalımıza katılın.

Kanala Katıl

Gelişmelerden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz? Google News’te KONHABER'e abone olun.

Abone Ol
Yasal Uyarı: Yayınlanan haberler, köşe yazıları, fotoğraflar, yazı dizileri ve her türlü eserin tüm hakları Mirajans Medya İletişim Reklam Haber ve Prodüksiyon A.Ş.'ye aittir. Kaynak gösterilerek bile olsa eserin bütünü veya bir kısmı özel izin alınmadan kullanılamaz.

⚡ BU HABERE EMOJİYLE TEPKİ VER!

👏 0
❤️ 0
😊 0
😡 0
👎 0
😂 0
😢 0
😲 0
Toplam 0 tepki

Yorum Yap