KONUŞUYORUZ AMA ANLAŞAMIYORUZ - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
KONUŞUYORUZ AMA ANLAŞAMIYORUZ
İbrahim Çetin
  • İbrahim Çetin

  • 02.01.2017 16:06

Grup Vitamin’in 90’lı yıllarda söylediği bir şarkı vardı. “Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz, konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz”. Aslında bugünler için bestelenmiş bir şarkı. Neden mi? Yazının ilerleyen bölümünde bunu net bir şekilde ortaya koyacağız. Ama önce yılbaşı gecesi yaşanan o hain terör saldırısı.

2017 Yılına biran önce girmek isterken 2016 yılını mı arayacağız?

2016 yılından bir an önce 2017 yılına girmek için saatler sayarken bir anda yeni yılın ilk dakikalarında terör gerçeği ile tekrar yüzleştik. Pek çok kimse 2016’yı unutmak isterken umarım 2016’yı arayacak günler yaşamayız. Terörün her türlüsünü lanetlerken kukla olan terörü ve kuklacı olan terörün arkasındaki uluslararası güçleri lanetleme gibi bir edemi taşımanın da ne kadar önemli olduğunu yaşanan son terör olaylarından sonra daha iyi anlıyoruz. Bugünlerde maalesef birbirimizi suçlamaktan daha ziyade çözümler üzerine konuşsak daha güzel işler yapmış olacağız.

Celbedilmiş Toplumsal Söz Yitimi (Afazi) 

Prof. Dr. Sinan Canan'ın Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler [1] kitabında ifade ettiği "Celbedilmiş Toplumsal Söz Yitimi (CTSY)"  ya da diğer adıyla “Afazi” kavramı aslında bugün ülkenin yaşadığı en büyük sorun. Peki ne demek CTSY? 

CTSY, “yazılışı ve okunuşu aynı olan ancak kişiler tarafından kullandıkları kelimelere muhtelif bağlamlara göre farklı anlamlar yüklendiğinde, ortaya çıkan iletişimi engelleyen özel bir söz yitimi" olarak tanımlanıyor. Birçok kavramın ve terimin bu anlamda net tarifi yapılmadığı  (yahut kasıtlı olarak net bir biçimde tanımı yapılmaktan kaçınıldığı) için, en basit konular bile kavga nedeni haline gelebiliyor [2].

Peki hangi kelime ya da kavramlarda CTSY yaşıyoruz?

Aslında pek çok kavram ve kelime var üzerinde anlaşamadığımız. “miliyetçilik”, “laiklik”, “şeriat”, “irtica”, “aydın” ve bununla birlikte “basın özgürlüğü”, “akademisyen özgürlüğü” ve “ifade özgürlüğü” kavramları bunlardan bir kaçı.

İletişim kurarken kelimelerin anlamları üzerindeki belirsizlikler zaman zaman toplum olarak bizi karşı karşıya getiriyor.  Şimdi yukarıda saydığımız bu kelime ve kavramları nasıl anladığımıza ilişkin örnekleri sunacağım.

Kimine göre insanları herhangi bir kıstasla ayırmaksızın vatan ve vatandaşlık bağlamında öncelikli görmek milliyetçilikken, kimine göre bu terim sadece belli bir kafatası çapına sahip insanların yaşadığı topluluğu ve bu topluluğun paylaştığı coğrafi alanı sevmek anlamında kullanılabiliyor [3]

Bir diğer kavram “laiklik”. Laiklik kavramı kimilerine göre din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak anlaşılırken kimileri tarafından devletin her dine ve dini yapılara (cemaat, mezhep) eşit mesafede olması ve kişilerin inançlarını özgürce yaşamasının sağlanması olarak anlaşılıyor. Bu arada benim de kafam karıştı. Eğer laiklik devlet ile din işlerinin birbirine karışmaması ise neden dini bayramlar nedeniyle devlet kurumları tatil olur? Ya da eğer ki devlet, kişilerin inançlarını özgürce yaşamasını garantisi ise neden İslam dininin kesin emri olan başörtü konusunda kaynağının dinden alan bu özgürlüğünü yaşamak isteyenlere bu hak tanınmadı?

Yine birilerine göre başörtü yasağı, başörtü ile uğraşmak gericilik iken neden birilerine göre başörtü takmak gericilik ya da yobazlık sayılıyor?

Kimilerine göre şeriat “Allah’ın koyduğu buyruk ve emir, yol” olarak tanımlanırken kimilerine göre kahrolsun şeriat denilecek kadar kötü bir anlam yüklenebiliyor bu kelimeye.

Başında titri olan her Profesör, Doçent ya da Yrd. Doçent aydın olarak kabul edilip söyledikleri her söz akademisyenin ifade özgürlüğü bağlamında mı değerlendirilmeli?

Gazetecilerin hangi söylemleri basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir?

Gazeteci olmak her şeyi ulu orta söyleyebilmek midir?  Vatana ihanet suçu sayılabilecek bir durumda bile neden uzlaşı sağlanamaz?

Son olarak terör kavramı. Ne zaman terör kınanacak bir durumdur ne zaman kınanmadan terör hükümeti dövme aracı olarak kullanılmalıdır? Hangi olaylar terör kabul edilip terörist lanetlenmeli hangi olaylarda teröriste dil uzatmadan, terörü lanetlemeden ilk hükümete sövülmeli?

Bu kavramlar üzerinde toplumsal mutabakat sağlanmadan arpa boyu yol almamız mümkün değil. 

Peki Ne Yapmalı?

Bence Meclis Uzlaşı Komisyonu’nun öncelikle bu kavramların anlamları ya da özgürlüklerin sınırları üzerine bir çalışma başlatması toplumun bütün fertlerinin bu kavramları ya da özgürlüğün sınırlarını aynı anlayacağı şekilde bir toplumsal uzlaşı sözlüğü ortaya konmalı. Gazeteci İsmail Kılıçarslan’ın sosyal medya paylaşımında ifade ettiği gibi “Terörü bir şekilde atlatırız. Endişem -mahalle ayırmadan söylüyorum- her saldırı sonrası ortaya çıkan korkutucu aptallığın, kutuplaşmanın kalıcı olması.” [4].  En büyük sorun her patlamadan sonra daha fazla kutuplaşmamız ve bizim hassas noktalarımızı bilerek terörün bunu kullanması. Şunu da unutmayalım ki terörü ister lanetleyin isterseniz es geçin ama unutmayın ki başka vatan yok. Tek vatanımız var. O da Cennet vatan Türkiye.

Meselenin Çözümünde Eğitimcilere Düşen Görev Nedir?

Meselenin eğitim boyutuna gelince. Bir eğitimci olarak eğitim kısmına değinmeden geçemeyeceğim. Gerek 15 yaş öğrencilerinin girdiği uluslararası sınavlar (PISA, TIMSS) gerekse yetişkin becerilerini ölçen sınavlar gösteriyor ki maalesef okuduğunu anlama becerimiz çok çok gerilerde. [5] Öncelikle okuduğunu anlama, birbirimizi dinleme ve farklı yaşamlara saygı becerilerimiz geliştiremedikten sonra terör bu ülkede daha çok iş yapar. Bu nedenle farklı yaşama ve çok sesliliğe saygı konusunda yol almak ve daha itinalı bir iletişim becerisine sahip olmak zorundayız.  Özellikle okullara ivedilikle “farklı yaşamlara saygı” adlı uygulamalı bir ders konulmalı ve bu dersler yoluyla öğrencilere farklı ırk, düşünce, mezhep ve din mensubu kişilerle ortak paydada buluşma adına etkinlikler düzenlenmeli. Ayrıca hayata dair pek çok sorunun farklı çözüm yolları olabileceği, kişinin kafasındaki çözümün tek, diğerlerinin çözümünü ise “aptallık” ya da “ihanet” olarak algılamadan aynı meselenin farklı çözümlerinin olduğu günlük hayat problemlerine sınıf içi uygulamalarda yer verilmeli. 

2017 yılının terörle mücadele konusunda konsept değişikliğinin olduğu, teröre ilişkin en ufak şüphenin bile gözden kaçırılamayarak değerlendirildiği ve birbirimizi daha iyi anlayabildiğimiz bir yıl olması dileğiyle.

Günün Sözü : Kuklayı değil kuklacıyı görüp hep birlikte kuklacıyı suçlayabildiğimiz gün bu ülkede terörün bitmeye başladığı gün olacaktır.

[1] Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, Prof. Dr. Sinan Canan, 2015,  Tuti Kitap.
[2], [3] Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, s.25,  Prof. Dr. Sinan Canan, 2015,  Tuti Kitap.
[4] https://twitter.com/kilicarslan_is/status/815550103582871552?lang=tr
[5]http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2016/12/PISA2015_Ulusal_Rapor1.pdf, s.23.

YORUMLAR

  • ERDOĞAN

    ERDOĞAN

    farklı yaşamlara saygı dar kapsamlı bir içeriğe sahipolacağını düşünüyorum.Bu daha çok bir konu olabilir.Bize ilkokul 1. sınıftan itibaren Değerler eğitimi de değil direkt adı AHLAK OLAN BİR DERS lazım.Haftada 5 saat olabilir OFE gibi.İnsani değerler belki de anlatılmamalı, uygulanmalı, uygulatılmalı öğretmenlerce,müfredatca.
    İbrahim Çetin

    İbrahim Çetin

    Evet sadece farklı yaşama saygı değil, tahammül, farklı bakış açısı içerikli farklı dersleride olabilir. Ancak din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde din değil de kültürü, ahlak değil de bilgisi öğretilince maalesef olay kültür ve bilgi boyutunda kalıyor.
    Öneriler güzel. Toplum olarak bu meseleye daha çok kafa yormamız gerekiyor.
  • kadir

    kadir

    bütün iş siyasilere düşüyor. insanlar oturup çok güzel anlışıyor aslında ama işe siyasi düşünce değişiyor. laik üzerinden söylemler bir an önce son bulmalı, bu ülke nin kazanımlarından biri olan laiklik asla konuşulmamalı,
  • kadir

    kadir

    cübbeli satrançı yasaklamış doğru mu? bundan sonra ne yapacağız.
  • Eğitim Uzmanı

    Eğitim Uzmanı

    Dinlemeyi ve kapsayıcı konuşmayı beceremiyoruz.Ortak değerlerimize saygı,hoşgörü gosteremiyoruz.Doğruları sadece doğru olduğu için değil,cemaate göre doğru,sendikaya göre doğru ya da maddi,menfaatler için doğru diye ayırıyoruz.Doğru olmak bedel ister,bedeli göze alamayıp gücün doğrusunu doğru kabul ediyoruz,sözün dogrusu kimden gelirse gelsin ayrım yapıp otekilestiriyoruz,onyargilarimizdan dolayı DINLEMEYIN değil,kontra-konuşmayı yegliyoruz.Bu maalesef toplumumuzun bütün kesimlerinde böyle maalesef.Acı ama GERÇEK.
Öne Çıkan Haberler!X