Ali Günaydın

Ali Günaydın

​ZAMAN SÜRECİ ve HÜSRÂN…,2013, 2014,…

26 Aralık 2013

Malum olduğu üzere önümüzdeki hafta Çarşamba günü 1 OCAK 2014 Biiznillâh yeni bir Mîlâdî yıla daha gireceğiz. Konu ile ilgili leh ve aleyhte söylemler başladı bile…

Yılbaşı demek, kaybedilen bir yıllık ömür demektir. Ölüme bir yıl daha yaklaşmak demektir. Yaratıcıya layık bir kul olarak geçirilmemişse tamamen hüsrân demektir. Esas kayıp da zaten beyhude geçen bir ömürdür. Buna binâen Yüce Rabbimiz konu ile ilgili bir sûre indirmiştir. O sûrede kimlerin zarar ve kârda oldukları çok veciz ve kesin bir şekilde beyân buyurulmaktadır.

Hepimizin bildiği “Asr Sûresi”nin meâl ve tefsiri herkese hissesini en güzel biçimde vermektedir. Şimdi sözü Mûciz’ül Beyâna bırakalım da hissemizi alalım.

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyân içindedir. Ancak îmân edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. (Onlar ziyân içinde değillerdir)  (Asr, 103/1-3)

Bu SÛre hakkında İmâm Şâfiî şöyle der: “Eğer insan bu sûre üzerinde derinlemesine düşünürse, onun hidâyet ve kurtuluşu için yeterlidir.”

Taberânî’nin rivâyetine göre: “Ashâb-ı Kirâm’dan iki kişi birbirleriyle karşılaştıkları zaman, bu Sûre’yi okumadan ayrılmazlardı.”

Sûrede dört sınıfın kurtuluşa ereceğine dikkat çekilmektedir. Bunlar:

                     1-Îmân edenler.

                     2-Sâlih amel işleyenler.

                     3-Birbirlerine hakkı tavsiye edenler.

                    4-Birbirlerine sabrı tavsiye edenler.

Dikkate değer bir husus da, Sûre’ye yeminle başlanmış olmasıdır. Burada mutlak manada zamana yemin edilmiştir. Bunun anlamı şudur: “Başlangıcından günümüze zamanın insanının büyük bir kayıp ve hüsrân içinde olduğuna ve ondan ancak yukarıdaki dört özelliğe sahip olanların kurtuluşa ereceği gerçeğine şahit olmasıdır.”

Zaman: Geçmişten günümüze süregelen canlılık ve faaliyetlerdir. Geçen her süre, geçmişe dahil olarak devam etmektedir.

Sûre’nin başındaki yemin hem geçmiş ve hem de şimdiki zamana hitâb etmektedir. Geçmiş zamana hitapla, surede anlatılan dört zümrenin dışında kalanların hüsranına, felâketine zamanın şahit olmasıdır.

Şimdiki zamana edilen yemin ile de, her bir insan ve millete, dünya ile beraber âhiretini de kazanmak için çalışmasına fırsat verildiğine dikkat çekilmektedir.

İnsan kelimesi cins isim olarak kullanılmış olup, bütün insanoğlunu içine alır. Sûre’de anlatılan dört özellikten yoksun olan kim olursa olsun hüsrandadır. Yani birbirini batıla teşvik edenler, heva ve heveslerinin peşinde koşanlar, kötü iş yapıp küfür üzere yaşayanlar hüsrandadırlar.

HÜSRÂN: Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime “KÂR” yani kazanç ve “FELÂH”(kurtuluş) kelimesinin zıddı olarak kullanılmış olup, sürekli kayıp ve zararda olmayı ifade eder.

Kur’ân’daki “FELÂH” düşüncesinin, dünya ile beraber, âhiret saâdetini de içine aldığı gibi; “HÜSRÂN” düşüncesi de, dünya ile beraber âhiretteki kayıp ve zararları da içine alır.

HAK: Bâtılın zıddı olup iki manada değerlendirilebilir.

1-Doğruya, adâlete uygun ve gerçek sözdür. İster îtikâdî, ister dünyevî meseleler olsun aynıdır.

2-İnsanın yerli yerince yapması yapması vacip olan amellerdir. Bu, Allâh’ın (CC), insanların ve nefsinin hakkı olabilir.

Hakkı tavsiye etmek demek, mü’min bir toplumun, bâtılın yayılmasına seyirci kalmayacak kadar duyarlı ve mücadeleci olması demektir. Bir toplum, ahlâkî düşüklükten ancak topyekûn mücadele ile kurtulabilir. Bir toplumda bu rûh yoksa, o toplum hüsrandan kurtulamaz.

Ferdî olarak, hak üzerinde bulunanlar toplumun bozulmasına seyirci kalırlarsa, o zaman kendileri de hak üzere kalamaz; hüsrandan kurtulamazlar. Bir mü’min bu hususta “Nemelâzım”cı olamaz ve olmamalıdır da.

SABIR: Bütün zorluk, meşakkat ve musîbetler karşısında dik durmak ve metânetle yılmadan mücadele etmektir. Bu şuurla hareket ettiği zaman Allâh’ın (CC) yanında olduğunu bilmektir. Mü’minler birbirlerine sebâtla sabrı tavsiye ettikleri müddetçe cesur ve mücadeleci olurlar. Çünkü sabır tavsiyesi birbirlerinin cesaretini artırır.

Müslüman bir toplumda bu anlatılanlar ışığında yılbaşı ve buna benzer kutlamalar yapılmalı mıdır sorusunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bir mü’min ömrünü Allâh’ın (CC) ve yarattıklarının kendisinden râzı olarak geçirdiğine emîn ise buna sevinmeli ve daha iyisini yapabilmek için de kendisini muhasebe etmelidir. Bu durum kendisinin doğum günü de olabilir. Zira bir yılı geride kalmıştır. Bir sonraki yıla ulaşabilme garantisi yoktur. Âhiret yolculuğunda îmân, sâlih amel, hakkı ve sabrı tavsiye ederek geçirilen bir ömür sahibine ne mutlu. İstediği kadar kutlamada bulunsun.

Hayatı batıllarla geçen bir ömür sahibi zaten hüsrân ve zarar içinde olduğundan, his ve heveslerinin telkinleriyle yaptığı kutlamalarla ancak felâketini unutmaya çalışır ki kendisine yazık etmiştir.

Yüce Rabbimiz cümlemiz ve tüm ehli îmânın geleceğini geçmişinden dâimâ hayırlı eylesin ve kendisinin râzı olacağı hayırlı işlerle ömrümüzü tamamlamayı ve âhiret saâdetini kazanmayı nasîb etsin. ÂMÎN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • aytekin ulukan

    ağ zına sağlık hocam güzel konulara değinmişsin eline koluna sağlık.

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X