Ali Günaydın

Ali Günaydın

​YENİ BİR DÎN Mİ !!!

12 Şubat 2015

İnsanlık tarihi hep iniş ve çıkışlarla doludur. Hiçbir zaman yerinde saymamıştır. 

Yüce Allâh (CC) insanı insanı bizzât yaratıcısını tanıyacak özellikte yaratmıştır. Buna “FITRAT” denilmektedir. Fıtrat’ın ne olduğu da yine sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allâh (CC) tarafından sözlerin en doğrusu ve güzeli olan Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır:

“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Allâh’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allâh’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 30/30)

Sûre ve âyet numarasına bakıldığında muazzam bir tevâfuk/uygunluk görülmektedir. 30.Sûre’nin, 30.Âyeti.

Allâh (CC) insanları fıtrat üzere yarattığı gibi, bunun yollarını göstermek üzere de ilk insandan başlamak üzere önce rehberler/peygamberler göndermiştir. Tâ ki insanlar dosdoğru yol, hidâyet üzere olabilsinler diye.

Âyette işaret buyurulan “…Allâh’ın yaratmasında değiştirme yoktur…” hükmü gereğince insanlar fıtrata yani hak dîne aykırı tavırlar sergileyip, hidayetten ayrıldıkça helâk edilmişlerdir. Ardından peyderpey yeni kavimler yaratılmış ve onlara doğru yolu gösteren peygamberler gönderilmiştir. Neticede Allâh’ın hükmü bâkî, insanların uydurduğu batıllar ise yok olmuştur. Yani Allâh’ın (CC) yaratmasında bir değiştirme söz konusu olamamıştır. Aynı zamanda olamayacaktır da.

Şimdi de yine Rûm Sûresi’nin 31 ve 32. Âyet meâllerine bakalım ne buyuruluyor?

“Allâh’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dîne çevirin. O’na karşı gelmekten sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dînlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dînî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” (Rûm, 30/31-32)

Hak dîn “İSLÂM” dır. Hiçbir akl-ı selîm sahibi müslümanın buna bir diyeceği olamaz. Ancak her şeyi hatta meydana gelecekleri bilen Allâh’ü Zü’l-Celâl “…dînlarini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın.” Îkâzıyla biz kullarına “Tevhîd Dîni- İSLÂM” olmamızı öğütlemektedir. Daha da önemlisi! “…Her  grup kendi katındaki (dînî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” Uyarısıyla asırlar öncesinden dikkatimiz çekilmektedir. Yüce Rabbimizin bize emrettiği ve istediği tek ümmet ve islâm kardeşliğidir.

Asr-ı Saâdetten günümüze doğru müslümanlar arasında öyle bölünmeler olmuş ki; her bir fırka kendini hak bilip, diğerlerini küfürle ithâm etmiştir. Zamanımızda ise bu bölünme ve nifak zirve yapmış durumdadır. Kendilerinde Kur’ân’dan dayanak bulamayanlar işi uydurma hadislerle meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu fitnelerden birisi de ne yazık ki Amerika e İngiliz kaynaklı olup, bunun yanında İsrâil’i de unutmamak lazım.

Son projede dile getirilen bâtıl ise şöyle dile getirilmektedir:

“Nübüvvet sona ermiştir. Risâlet devam etmektedir.” Âyet’i Kerîme’de nübüvvetin sona erdiğinden bahsedilmektedir. Âyet’in meâli şöyledir:

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinizin babası değildir. Fakat o, Allâh’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allâh her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb, 33/40)

Bu görüşün ne kadar cahilce ve bir o kadar da ahmakça olduğu ortadadır. Hemen şunu söylemek gerekir. Bir insan ve toplum “Sırât’ı Müstekîm” den yani dosdoğru yol olan Kur’ân ve sahih sünnetten bir saptı mı artık onu tutacak yoktur. Son durakları ancak esfel-i sâfilîndir.

Bir kere nübüvvet ve risalet birbirini tamamlayan iki yarımdır. Nübüvvetsiz risâlet ise hiç mümkün değildir.

Nebî: Kelime olarak haberci demek olup, dînî manada ise Allâh (CC) dan haber getiren yani vahiy alan demektir. Allâh (CC) vahiy gönderdiği nebîler ise bu manada kendilerine gönderme yapıldığından dolayı Resûl olarak nitelendirilmektedir. Buradan şu hatalı yaklaşımı da hatırlatalım. Genelde bizim dînî kültürümüzde kendilerine kitap gönderilenlere resul, gönderilmeyenlere nebî denilir.

İşte bu hatalı tarif, sahte resullerin iddialarına kapı aralamıştır. Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İsmâil (AS)’e kitap verilmediği halde O’ndan resul diye bahsedilmektedir. İlgili âyet meâli şöyledir:

“Kitap’ta İsmâil’i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi. (Meryem, 19/54)

Dikkat edilirse aslında Hz. Muhammed (SAV) ile nebîlik de resûllük de sona ermiştir. Gerisi tamamen hurafedir.

Mâsum gibi görünen fakat aslında tamamen İslâm’ı tahrif ve ortadan kaldırmaya dönük bir diğer iddia da şöyle dile getirilmektedir:

“Allâh dilerse yeni bir dîn gönderir. Buna da gücü yeter.”

Allâh (CC)’ ın gücünü tartışmak kimin haddine. Fakat maksat başka. Önce zihin bulandırılacak. Sonra da acaba denilmesi sağlanacak. Arkasından da işte yeni resul ve yeni bilimsel dîn denilecek. Çünkü İslâm Dîni cehaletle iç içe geçtiğinden Allâh’ın muradı gerçekleşememiştir. Yeni ve cehaletten arınmış bilimsel bir dîn göndermeye Allâh (CC) muktedirdir.

Öyle yağma yok! Bu şirk ehline Allâh (CC) tarafından asırlar öncesinden cevap verilmiştir. Dikkatlerinize sunulur:

Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa (bilsin ki o dîn) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana urayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/85)

Asıl mesele ne yazık ki müslümanların, hayatlarını Kur’ân ve sünnet ölçlerine göre yaşamamalarından kaynaklanıyor. Hayatımızı Kur’ân ve sahih sünnet ölçülerine göre yaşasaydık, ne cehalet kalırdı, ne parçalanmışlık olurdu. Pusuda bekleyen şirk ehli de zihinleri bulandıramazdı.

Ali GÜNAYDIN

 

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X