Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Yaz kursları eğitici semineri (Sandıklı/AFYONKARAHİSAR)

09 Mayıs 2013

Diyanet İşleri Başkanlığı 4-7 Mayıs 2013 Tarihi îtibâriyle bu yıl ve bundan sonraki yıllarda ülke genelindeki bütün câmii ve Kur’ân Kurslarında daha kalıcı ve etkin bir şekilde nasıl eğitim ve öğretim yapılabileceğine dair bir seminer düzenlemiştir.

Seminerin gayesi öncelikle eğiticileri/hocaları kalıcı, etkin ve yetkin olabilme konusunda bilgilendirmek, daha sonra bu eğitimi bütün görevlilere ulaştırmaktır. Bunun için Edirne’den Hakkâri’ye bütün illerden seçilmiş 400 Hz. Peygamber Makamı’nın temsilcisi hoca efendi çağırılmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlâhiyât Fakültelerinden konunun uzmanı, birbirinden değerli Bilim Adamları tarafından dört gün boyunca çok önemli konular anlatıldı. Eğer edindikleri bilgileri, hoca efendiler tam manasıyle illerindeki meslektaşlarına anlatabilirlerse ve anlatılanlar uygulanabilirse, müthiş bir eğitim-öğretim patlaması yaşanacağına şüphe yoktur.

Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’ân-ı Kerîm’i güzel ve doğru okuma, anlama konusunda olduğu kadar, Yüce Dînimizi de Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye doğrultusunda yaşama ve yaşatmayı kendisine dert edinmiş ve personelinden de bunu istemektedir. Bu yönüyle Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulduğu tarihten bu yana misyonuna yakışır bir çalışma başlatmıştır. Bu gayretlerinden dolayı en üst kademeden, en alt basamağına kadar bütün Diyânet personelini kutlamak gerekir.

Oturumların başlangıcında birbirinden güzel sesli hafızların, yine seçerek okudukları aşr-ı şerîfler âdetâ insanı asr-ı saâdete götürüyordu. Gerek aşr-ı şerîfler ve gerekse arkasından gelen birbirinden güzel sunumları dinleyince, insan şunu demekten kendini alamıyor: “Asr-ı Saâdetten günümüze, İslâm’ın bayraktarlığını yapmış olan bu millet, düştüğü yerden kalkıyor, şahlanışa geçiyor.” Bu şahlanışta hiç şüphesiz en büyük pay, personeli olmakla her zaman iftihar ettiğim Diyanet İşleri Başkanlığı’na aittir.

Dünya genelinde ilim adamlarını bir araya getirip sempozyumlar (İlim Fuarları) düzenleyerek gündem belirleyen Diyânet İşleri Başkanlığı, hiç şüphesiz İslâm Ülkeleri arasında da birbirinden önemli çalışmalara imza atmaya devam edecektir.

Seminer boyunca, hangi yaştan olursa olsun sevgi ve saygıya dayalı eğitim-öğretim üzerinde duruldu. Tebliğ sunan ilim adamları da fiilen bunu gösterdiler. Bunun tesiri proğramları takip eden hoca efendilerin yüzlerinden okunuyordu. Kendilerinin de aynı şekilde bunu muhataplarına aktaracaklarının ipuçları görülüyordu.

Farklı illerden gelen hoca efendilerin birbirlerini tanımaları ve kişisel maharetlerini aktarmaları da ayrı bir kazanç olmuştur. “Birlikte Rahmet’in tecellisi” bu olsa gerek. Farklı çalışmalarını anlatan hoca efendiler, eğitim-öğretim konusunda birbirlerine usûl açısından birbirlerine rehber oldular. Kalıcı izler bıraktılar.

Câmii merkezli eğitim ve öğretimin önemi üzerinde duruldu ki, bu çok önemli bir meseledir. Zira gerek okulda ve gerekse kur’ân kurslarında sıralarda oturan öğrenciler, câmii havasını teneffüs etmedikçe kalıcı bir ibâdet şuuruna sahip olamamaktadırlar. Şu söz bu gerçeği en güzel bir şekilde ifâde etmektedir: “Yedisinde câmii’de diz çökmeyen, yetmişinde de secde edemez.” Hakîkaten günümüzde câmiilerdeki sandalye ve tabureleri görünce, yukarıdaki sözün ne kadar isabetli söylendiği ortaya çıkıyor.

Bir gerçek daha var ki, o da “Hoca’nın talebe üzerindeki etkisi, babanın çocuğu üzerindeki etkisinden kat kat fazladır.” Bu gerçekten yola çıkarak, hoca efendiler daha azimli ve nümûne-i imtisâl olacak şekilde talebelerini yetiştireceklerdir. Sevgi ve şefkatle öğrencilerine yaklaşacaklardır. Neticede hem dünyada, hem de âhiret hayatında muhteşem kazançlar elde edeceklerdir.

Tam bu noktada birbirinden güzel sunumlar içersinde, DİB. Dîn İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Muhlis AKAR BEY’in her nereden buldu ise, hem kendisinin, hem de dinleyicilerin gözyaşları içersinde kaldığı bir misali aktarmakta fayda mülâhaza ediyorum. Bakalım siz saygıdeğer takipçilerim nasıl bulacaksınız. Buyurun!

Öğretmenin Yalanı

Öğretmen sınıfa girince bir yalan söyledi ve dedi ki: “Çocuklar hepinizi çok seviyorum.”

Öğrencilerden Mustafa, öğretmeninin kendisini hiç sevmediğini çok iyi biliyordu. Bu sebeble sırasında yan tarafına yaslanmış bir şekilde âdetâ yalan söylüyorsun dercesine göz ucuyla öğretmenine şöyle bir baktı. Aslında öğretmen haksız da değildi. Mustafa da bunu biliyordu. Zira üstüne başına dikkat etmez, derslerine çalışmaz, tembel birisiydi. Öğretmeni, onun sınav kağıtlarına kırmızı işaretler koymaktan ve düşük not vermekten zevk alıyordu.

Bir gün öğretmenin aklına bir şey geldi. Kendinden önceki öğretmenlerin, öğrenciler hakkında verdikleri kanaat raporlarını okumak. Hemen raporları topladı. Okumaya başladı. Mustafa hakkındaki raporlar okumaya değmezdi. Onun için Mustafa’nın raporlarını en sona bıraktı. Nihayet öğretmen raporları okumayı bitirmiş sıra Mustafa’nınkini okumaya gelmişti. Laf olsun diye öğretmen şöyle bir göz attı. 1.Sınıf öğretmeninin raporu: “Mustafa, çok çalışkan ve temiz bir öğrenci.” Öğretmen şaşırdı. Hemen 2. Sınıf öğretmeninin Mustafa hakkındaki raporuna baktı: “Mustafa, çok çalışkan, arkadaşlarıyla çok iyi geçinen temiz ve dürüst; istikbâl vâdeden bir öğrenci.” Öğretmen iyice şaşırmıştı. Sabırsızlıkla 3. Sınıf öğretmeninin raporuna baktı: “Annesinin kanser hastalığına yakalanması Mustafa’yı olumsuz yönde etkiledi.” Aman Allâh’ım dedi öğretmen ve hemen 4. Sınıf öğretmeninin Mustafa hakkındaki raporunu okudu: “Annesinin ölümü ve babasının ilgisizliği yüzünden Mustafa perişân oldu ve her şeyi bıraktı.” Öğretmen, beyninden vurulmuşa döndü. Kendinden geçmişti. Kendi kendine: “ Aman Allâh’ım ben ne yaptım!” diyordu.

O gün, “Öğretmenler Günü”ydü. Öğrenciler, öğretmenlerine güzelce ambalajlanmış hediyelerini takdim ediyorlardı. Öğretmen, Mustafa’nın hediyesini bekliyordu. Mustafa, kendisinin sarıp sarmaladığı bir kese kağıdını öğretmeninin eline tutuşturdu. Öğretmen, Mustafa’nın hediyesini hemen açtı. İçinde bir not yazıyordu. Notta: Annesinin altın bileziği olmadığı için, bileğine taktığı altına benzer bileklik ve parfümü vardı. Diğer öğrenciler gülüştüler. Öğretmen müdahale etti ve: “En güzel hediye Mustafa’nınkidir”diyerek bilekliği taktı ve parfümü de bileğine sürdü. Mustafa, annesine olan hasretin de etkisiyle gayri ihtiyârî: “Annem gibisin”dedi. Öğretmen gözyaşları içersinde Mustafa’yı bir anne şefkatiyle kucakladı. Mustafa, annesinin ölümünden beri ilk defa bir sevgi ve şefkate muhatap olmanın sevkiyle o da öğretmenine sarıldı.

Öğretmeni, o günden sonra Mustafa ile ilgilendi. Mustafa kendini toparladı. Başarılı bir öğrenci oldu. Aylar yıllar geçti. Başka okullara gitti. Öğretmenine mektuplar yazıyordu. Koleji birincilikle bitirmişti. Tıp Fakültesini kazanmıştı. Orayı da birincilikle bitirmişti. En son gelen mektubunda ismi biraz uzamıştı. “Prof.Dr.Mustafa YILMAZ”

Konuyu özetleyerek anlattım. Sunum bitiminde Muhlis Bey’i kucaklayarak tebrik ettim. Katılımcılar da sıraya girmişlerdi.

Diyeceğim o ki: Bir işe yaramaz diye peşin hüküm verdiğimiz, istikbâlin nice Prof.Dr.Mustafa YILMAZ’ları önümüze gelmektedirler. Bu bilinç ve şuurla öğrencilere yaklaşılırsa belki ülkenin kaderini değiştirecek değerler  ortaya çıkarılacaktır. Öğretmenin ilgisi olmasaydı sonuç hepimizin malumu.

Vatan ve millete hayırlı bir gençlik yetiştirmek dileğiyle, Allâh (CC) yâr ve yardımcımız olsun.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X