Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Ümmet-cemaat-samimiyet

29 Kasım 2013

Ümmet: Bir din üzerinde ortak inanç ve değerler üzerinde birleşen topluluk demektir.

Ümmet: Genel olarak Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’e Allâh (CC) tarafından bildirilen ve Hz. Peygamber  (SAV)’in de bildirdiklerine inanıp kabul eden insanlar topluluğudur. Bu topluluğa “İslâm Ümmeti” veya “Muhammed Ümmeti” denilmektedir. Kur’ân ve Sünnette bahsedilen ümmetten kasıt da bu topluluktur.

Dili, ırkı ve milliyeti farklı bile olsa İslâm Dîni’ni kabul eden her Müslüman aynı zamanda tek ümmettir. Cemaat ise bu genel çerçevenin biraz daha özeli olup, belli gurup veya fırkaları ifade etmektedir. Hemen hepsinin gayesi ise islamı daha iyi yaşamak ve yaşatılmasına çalışmaktır. 

Bu açıklamanın dışında ümmet kelimesinin bazı âyet ve hadislerde kısmen de olsa farklı manalarda da kullanıldığı görülür. Mesela: “Şüphesiz İbrahim, Allâh’a itaat eden, hakka yönelen bir önder (ümmet) idi. Allâh’a ortak koşanlardan değildi.” (Nahl, 16/120) buyurulmaktadır.

İslâm Ümmetinin genel vasıfları: Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Rabbimiz “Orta Ümmet”olarak vasıflandırmaktadır. Şöyle buyurulur: “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık…” (Bakara, 2/143)

Vasat/Orta Ümmet: İfrat ve tefritten yani aşırılık ve pasiflikten uzak, adil, seçkin, her yönüyle dengeli, hak ve hakikattan asla ayrılmayan, önder, bütün toplumlarca hakem kabul edilecek bir ümmettir. İnanç ve ahlakında, her türlü tutum ve davranışlarında doğruluk, dürüstlük ve adalet çizgisinde kalmayı başaran ölçülü, insaflı ve uyumlu bir nesil, toplum demektir. Bu ölçülerin dışında kalanlar Allâh’ın (CC) murad ettiği orta ümmet sınıfının dışındadırlar.

Allâh (CC) Muhammed Ümmeti’ni, din ve dünya konusunda her türlü aşırılıklardan uzak, akıllı, îtidalli, dengeli ve adâletli bir ümmet kılmış, bu ölçülere göre oluşmuş görüş ve inançlarıyla, fıtratı bozulmamış her insanın kolaylıkla takip edebileceği sadelikteki güzel ahlak ve yaşayışlarıyla onları bütün insanlara örnek bir nesil, bütün bu güzel nitelikleri sebebiyle üstün insanlığın ne olduğunu gösteren ve ispatlayan bir delil kılmıştır.

Birbirlerine şahit olmaları hasebiyle İslam Ümmeti arasında kendiliğinden bir otokontrol sistemi oluşmaktadır. Bu sistemle Müslümanlar birbirlerinin şahidi olarak iyi taraflarını, güzel işlerini destekleyeceklerdir. Yine aynı şekilde kötü taraflarını ve çirkin işlerini de önleyeceklerdir. Böylece huzurlu toplum ortaya çıkmış olacaktır. Burada en güzel şahit ve örnek alınacak ölçü ise Hz. Peygamber (SAV) dir.

Hayırlı Ümmet: İslam ümmeti içersinde herkes tabiî olarak aynı seviyede değildir. Topluma dînî hükümleri anlatacak, eğitecek ve âhireti için de hazırlık yapmalarını sağlayacak olan topluma rehberlik yapacak kimselerin bulunması gerekir. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma diye kültürümüze yerleşmiş olan bu hakikat Kur’ân’da şöyle emredilir: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 3/104) Nitekim Tevbe SÛresi’nin 122. Âyet’i bu hususu daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.(Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan sefere çıkacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.”

Hayırlı ümmetin en belirgin vasıflarını yine Kur’ân’dan öğreniyoruz. Âl-i İmrân 104. Âyeti’nde bildirilenlere ilave olarak şu özellikler anlatılır: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allâh’a imân edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan imân edenler de var. Ama pekçoğu fâsık kimselerdir.” (Âl-i İmrân, 3/110)

İnsanlığa önderlik yapacak, hakka davet gibi şerefli bir görevi üstlenecek olanlar ancak samimi mü’minlerdir. Öncelikle insanlara yaşantısıyla örnek olacak, sonra da rehberlik yapacaktır. Bunun en güzel örneğini de Hz.Peygamber (SAV) ve onun güzîde ashabında görüyoruz.

Günümüzde ne yazık ki Müslümanlar Kur’ân ve sünnetin emrettiği samimiyetten çok uzaktır. Maddî çıkar ve menfaatler her şeyin üzerindedir.

Kendilerine cemaat, tarikat, fırka her ne denilirse denilsin; hak ve hakikatı kendinden bilip mâlesef diğer mü’min kardeşlerini hep ötekileştirmektedir. Herkes kendi cemaat veya fırkasını din kabul etmektedir.

Cemaat, tarikat, fırka e hatta siyâsî parti liderleri dahi peygamber yerine konulabilmektedir. Bu durumun sonucu olarak da bırakın ümmetin insanlara rehber ve önder olmasını, birbirlerini yok etmeye çalışarak âdetâ ümmeti yok etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmektedirler. Bu samimiyetsizliğin neticesi olarak da İslâm Ümmeti hep küfür ehlinin tuzaklarına düşerek felâketlerden kurtulamamaktadır.

Yeryüzünde Müslümanlar önemli bir yekûn tutmasına rağmen birbirlerine yardım edememekte, acziyetlerinin ezikliği içersinde sadece duâ edebilmektedirler. Bu ise akan kanları ve göz yaşlarını durdurmamaktadır.

Ülkemiz özelinde düşündüğümüzde de durum aynıdır. Benim gurubumda isen hak ve hakikat yolundasın. Değilsen dalâlettesin gibi bir anlayış, hayatımızda Kur’ân ve Sünnetin ve de Peygamberî ahlâkın olmadığını göstermektedir.

Kurtuluşun tek yolu ümmetin tek vücut olmasındadır. Bu ise Kur’ân ve Sünnetin kafalarda değil, hayatımızda olmasıyla mümkündür.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • yasar gur

    harika bir makale olmuş. hocam bilginize , eliniz ve kaleminize sağlık. tebrikler.

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
Kapat X