Son Dakika Haberler

 Emrah Savsar

Emrah Savsar

​Tecrübe

23 Nisan 2020
Her çocuk gibi Babam ile vakit geçirmeyi bende çok severdim…

Özellikle O’nun anlattığı hikâyeler, yaşanmışlıklar, konuştuğu sözler beni büyülüyordu adeta…

Çünkü rahmetli babam bir deha idi desem emin olun abartmış olmam…

Hemen hemen her alanda bilgisi olan azmiyle birçok başarılara imza atan bir insandı…

Ticaretle uğraşırdı ama geniş ufku ve büyük zekâsı ile her konunun çıkmazlarına mutlaka bir çözümü vardı…

Ağaç işleri ile uğraşırdı memlekete çok iyi bir marangozdu aynı zamanda büyük baş hayvancılık ile uğraşırdı. Bunun yanı sıra oda başkanlıkları, sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik, siyasi parti başkanlıkları da yapmışı…

Hatta küçücük bir ilçede o zorlu dönemlerde yurt dışına ithalat-ihracat yapacak kadarda cesaretli, gözü karaydı…

Bende büyük bir hayranıydım Rahmetli babamın. O yüzden her şeyi O’na sorar onun vereceği cevaplara, bilgilere çok büyük bir önem verirdim…

Çünkü o çok tecrübeliydi ve mutlaka verdiği fikirler en doğru en etkili fikirlerdi…

Kısacası bilge bir insandı benim babam…

O’nun yokluğu büyük bir eksik gerçekten benim için…

Çünkü tecrübelerine, ilgisine, sevgisine kısacası O’na tamda bu çağlarımda daha çok ihtiyaç duyuyorum…

Hayat denen bu deryada ilk kulaçlarını atmaya çalışan insanın tecrübe kazanması için çok uzun bir zaman dilimine ihtiyacı vardır…

Yani şu fani dünyada en kıymetli şey olan zamana ihtiyaç duyar. Önünde hiçbir şeyin duramadığı sel gibi akıp giden zamana…

Ne büyük bir nimettir insanın evinde, etrafında yaşça büyük bir bilge insanın olması. Tecrübeye bu kadar kolay ulaşabilmesi…

Öyle büyük bir nimettir ki; rahmet ve merhamet vesilesidir aynı zamanda tecrübe sahibi büyükler…

“Eğer beli bükülmüş yaşlılar, takva sahibi gençler, süt emen çocuklar, yayılan hayvanlar olmasaydı, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” (Müsned, 11/511) buyurmuş Efendimiz (S.A.V.)

Peki, bizler ne yapıyoruz tüm dünya olarak? Tabi ki; Onları huzur evlerine, bakım evlerine gönderiyoruz…

Hatta sokağa atıyoruz…

Onları tenzih ederek söylüyorum tıpkı bir eşya gibi…

Dövenleri, sövenleri söyleyemiyorum bile…

Geçmişinin kıymetini bilmeyenler, geleceğinden aynı karşılığı görürler…

Hani bir söz vardır ya; ne doğrarsın aşına o gelir kaşığına…

Bir toplumda ilk sırada korunması kollanması kaybedilmemesi için üzerine titrenmesi gerekenler olmalı onlar…

Olmalı ki; geleceğimizi onların tecrübeleriyle, dualarıyla şekillendirebilelim ve vesile oldukları o bereketten, rahmet ve merhametten istifade edebilelim…

Sık sık huzurevi ziyaretlerim oldu bu zamana kadar. Her ne kadar içler acısı hikâyelerini duyunca toplum olarak ne hale gelmişiz diye ah vah etsek de oralar gerçekten yaşayan bir kütüphane bir tecrübe deryası ve yaşanmışlıkların yansıması…

Özelliklede tüm dünyada koronadan sonra onların ne kadar önemsenmediğini bir kez daha fark etmiş olduk…

Gelecekse insanlığa bir zarar onlardan gelsin onlara merhamet etmekten gelsin…

Bu kıymetler nasıl sıcak yuvalardan uzaklaştırılır aklım almıyor…

Hani şu rüyasında sıkıntılı bir şekilde gördüğü uzaktan akrabası olan dedeyi alıp getirip evinde bir bebek gibi bakan o eli öpülesi abla vardı ya o aklıma geldi şimdi biran…

O bunu yaparken özbeöz anasına babasına dedesine ninesine kısacası büyüğüne bakmayıp sokağa atan huzurevine, bakımevine bırakanlara ne demeli varın onu da siz düşünün…

Ramazan-ı Şerifimiz ve Cumamız Mübarek Olsun…

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.