Son Dakika Haberler

Zehra Betül Şişman

Zehra Betül Şişman

​Ne Distopya Ne Ütopya Bunun Adı Biyoterör

17 Mart 2020
Konvensyonel savaşların toplumlar üzerinde oluşturduğu ümitsizlik ve psikolojik baskı ortamı post-modern dönem olarak isimlendirilen günümüzde istihbarat servislerini ve devlet kuruluşlarını asimetrik psikolojik savaş yöntemi ile yönetmektedir. Gayri nizami savaş yöntemlerinin başında gelen korku ve panik ile topluma yön vermek tekniği distopyası  ise toplumun insanca yaşama ümidini elinden almak için adeta  hiç durmadan çalışmaktadır. Ne distopya ne de ütopya biraz reel dünya diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

  Distopya ve ütopya kavramlarını sıklıkla okuduğumuz kitaplarda ya da izlediğimiz filmlerde görüyoruz. Peki distopya nedir? Ütopya nedir? Distopya ve ütopya arasındaki farklar nelerdir? İşte distopya ve ütopya hakkında bilmeniz gerekenler. Ütopya, Yunanca var olmayan ülke, var olmayan toprak anlamına geliyor. Gerçek olamayacak kadar iyi, güzel, mutlu bir toplum anlamında, olumluluk yüklü bir sözcük. Thomas More’un 1516’da yazdığı ideal toplumu anlatan Nova Insula Utopia’sından sonra popülerlik kazanmış bir kavram. Ütopya’nın tam aksi olan distopya ise, ürkütücü, karamsar, insanî özelliklerini yitirmiş, gerçek ya da sanal bir otorite tarafından yöneltilen totaliter bir topluma verilen ad. 20. yüzyıl edebiyatı ve sineması distopya örnekleriyle doludur. En ünlüsü Orwell’in 1984’ü olan, Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Fahrenhait 451, Ben Robot, Mekanik Portakal ve yüzlerce benzer metinde distopik toplumlar anlatılır. Günümüz insanının içinde yaşadığı savaş ve şiddet ortamındaki çaresizliği, daha iyi bir dünya umudunu yitirmesi, baş döndürücü teknolojik gelişmenin insanın hayatını hunharca etkilemesi, yapay zeka ve tek bir merkeze bağlı ‘diji tarikat planları/kovan beyin‘ uygulamaları, son olarak corona salgını canımıza tak dedirtti. Bunların hepsi geçecek çiçekli bir bahar gelecek dersek ütopya bunların hepsi gerçek yeni bir dünya düzeni kurulacak dünyamız robotlar ve virüsler tarafından ele geçirilecek dersek ise distopya yapmış oluruz. Oysaki ihtiyacımız olan biraz gerçek ve bilimsel bilgi. Tabi biz millet olarak mit ve masalları olduk olalı  hep sevmişizdir. Dünya zaman zaman denetimli yada denetimsiz kaotik süreçlerden geçmiştir. Savaşlar, kavimler göçü, toplu soykırımlar, salgın hastalıklar, nükleer aktivasyonlar. Aslında tarih pekte yeni olmayan fakat yeni yeni duyduğumuz bir kavramdan daha bahsetmek istiyorum, biyoterör…

Biyoterör; Tabi ki meseleyi toplum bilim ve yeni nesil savaş  çerçevesinde değerlendireceğim alanımın dışında her hangi bir yorum yapmak gibi bir ahmak cürretinde asla bulunmayacağım. Bilim dünyasının gördüğü en korkunç mikroorganizmalar, askeri amaçlarla birleştiğinde etik değerleri olmayan biyolojik savaşlar ortaya çıkar. Bugün birçok ülke hastalıkların tedavilerinden, insan yaşam süresini uzatmaya kadar birçok amaçla zararlı veya zararsız mikroorganizmalar üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu canlıların kolay ulaşılabilir olması aynı zamanda biyoterör kavramını oluşturmuş, biyolojik tehditlere karşı güvenliği ifade eden biyogüvenlik, hastalıkları denetlemeyi ve gözlemlemeyi ifade eden biyogözetim gibi kavramları da meydana getirmiştir. En korkunç silahlar sıralamasında nükleer silahları alt edebilecek etkilere sahip biyolojik silahlar, kendilerinden II. Dünya Savaşı’nda sıkça söz ettirmişlerdir. Kurbanlarına çektirdikleri acı, tespit edilmelerindeki zorluk, yayılma hızları, maliyetleri bir biyolojik ajanın silah olarak tercih edilmesindeki kriterlerden birkaçıdır. Biyolojik savaşın milattan önceki dönemlere kadar uzanan bir geçmişi vardır. O dönemlerde hastalıktan ölmüş hayvan ya da insan bedenleri çoğunlukla düşman su kaynaklarını kirletmek amacıyla kullanılıyordu. Antik dönemde, İskitli okçuların oklarını hastalıktan ölmüş canlıların bedenlerine batırarak atmaları ilkel biyolojik savaş taktiklerinden biriydi. Ayrıca Kartacalı Hannibal’ın Eurymedon Savaşıda, zehirli yılanlar kullandığına inanılır. Tarih içinde gelişen teknoloji ve bilimsel yöntemler biyolojik silahları da kaçınılmaz olarak etkiledi. Örneğin, mancınıkların insan bedeni gibi ağır cisimleri fırlatabildiği Orta Çağ’da bir liman şehri olan Kaffa’yı (bugün Feodosya, Ukrayna) kuşatmaya gelen Tatarlar, savaş sırasında fareler ve pirelerden bulaştığı düşünülen veba hastalığına yakalanır. Bu durumu bir savaş taktiğine çeviren Tatarlar, vebalı bedenleri mancınıklarla Ceneviz kalelerine atar. Kısa sürede hastalık Cenevizliler arasında da yayılmaya başlar. Bu savaş tarihsel uyum gösteren ve 1347-1351 yılları arasında özellikle Avrupa’da kitlesel yıkıma yol açan büyük veba salgınıyla da ilişkilendirilir. Salgınına sebep olan Yersinia Pestis bakterisinin Avrupa’ya bu şekilde taşındığını kabul ettiğimizde, biyolojik savaşın sonuçlarıyla ilgili oldukça çarpıcı bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Salgın sırasında ölenlerin sayısının 70 milyon ile 200 milyon arasında olduğu tahmin edilir. Bu rakam Amerika’nın Japonya’ya attığı iki atom bombasının toplam ölü sayısının ortalama 600 katıdır.

 Modern Biyolojik Savaş ;Dünya Savaşı’nda zehirli gazların kullanılması, bilimin karanlık tarafını ortaya çıkarmıştı. II. Dünya Savaşı ise tam anlamıyla bilim insanlarının savaşıydı. Amerika, 1941’de gelen Japon saldırısıyla II. Dünya Savaşı’na dahil olduktan bir yıl sonra Aralık ayında Washington’da bilim insanlarının da katıldığı gizli bir toplantı düzenledi. Aldıkları istihbarata göre Almanya, müttefikleri İngiltere’ye biyolojik bir saldırı planlıyordu. İngilizler, Amerikan’ın biyolojik silah desteğini talep ederken Qruinard adında bir İskoç adasında gizli, hayvan deneylerine başlamışlardı. Deneyler oldukça basitti. Havaya şarbon virüsü veriyorlardı, bir kilometre uzaklıkta rüzgar yönünde yerleştirilen koyunlar ise denek olarak kullanılıyordu. 1943 baharında başkan Franklin Roosevelt’in emriyle Amerikan Biyolojik Silah Programı hayata geçirildi. Ülkenin eyaletlerinden biri olan Maryland’de Fort Detrick adlı merkezde, gönüllü bilim insanları maksimum güvenlik tedbirleri altında fareler ve maymunlar kullanarak çalışmalara başladılar. Silahlanma paranoyası biyolojik silahların soğuk savaş döneminde yeniden ortaya çıkmasına neden oldu. Zaman içinde Japonlardan aldıkları bilgilerin yetersiz olduğu farkedildi. Amerika insan deneylerini kendisi yapmak zorunda kalmıştı. Gönüllü kişiler ve maymunlar üzerinde Utah’ta çöl denemeleri yapıldı. İnsan denekler kullanıldığında bulaşıcı olmayan hastalıklar tercih ediliyor ve hastalar iyileştiriliyordu. Biyosilahlar taktiksel olarak uzun süreli hastalığa sebep olan mikroorganizmalardan seçilir, bunun nedeni savaşlarda ölen askerler geride bırakılırken, hasta askerlerin orduyu meşgul etmesidir. O dönemlerde yetkililer bir yandan devletin haberi olmadan Chicago gibi kalabalık şehirlerinde zararsız mikroorganizmalarla kitle testleri yapıyor, bir yandan da halk Sovyetlerden gelebilecek biyolojik tehlikelere karşı uyarılıyor, eğitiliyordu. Biyolojik silahlar artık gerçekti. Geçmişten bu güne güncelliğini yitirmeyen biyoterör anlaşıldığı üzere yeni bir kavram olmayıp artık sadece teknoloji kuşağını kuşanmış halde bizimle dövüşmektedir. Bu süreci devletin sağlık tedbirlerine uyarak ve hızlı iletişim ağlarındaki haber kirliliğin bulaşmayarak atlatacağız. Savaş ve barış iyilik ve kötülük varlık ve yoklu korku ve güven hayat ve ölüm hep kol kola gezer çünkü insan oğlundan kabilin yazılımı yok etmek üzerine programlanmıştır. 
Bu aralar bilgi ve insan kalabalığından uzak  durmanız temennisi ile…

KAYNAKLAR
http://emergency.cdc.gov/bioterrorism/
http://telemedicine.org/biowar/biologic.htm
Biological Warfare, Bioterrorism, Wikipedia
Şarbon, Vikipedi
Biyolojik Silahlar Belgeseli, National Geographic
http://www.ttb.org.tr/eweb/biyolojik/1.html
http://www.bt.cdc.gov/bioterrorism
http://www.atsu.edu/faculty/chamberlain/bioterror/history.htm
http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/Ay2003/march03/biyolojiksilahlar.htm

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  • D.içöz

    Çok güzel bir yazı olmuş kaleminize saglik

    • Cevapla
    • Begen (0)
    • Begenme (0)
  • A,K.

    Güzel bir yazı dizisi ama; hastalıktan da korunmak lazım

    • Cevapla
    • Begen (1)
    • Begenme (0)
  • Nihal ÇELİK

    Kaleminize sağlık Hocam

    • Cevapla
    • Begen (1)
    • Begenme (0)