Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Mahşer tatbikatı - Hac ibadeti

11 Ekim 2013

Hac ibâdeti, İslâm Dîni’nin beş temel esasından biridir.

Hac: Kelime olarak, bir şeyi ziyarete niyet etmektir. Dînî manada ise: Belirli bir vakitte Arafatta bir miktar durduktan sonra, usulüne uygun bir şekilde, Kâbe’yi tavaf suretiyle ziyaret etmektir.

Hac vesilesiyle dünyanın her tarafından, dilleri, renkleri, kıyafetleri, örf ve âdetleri farklı milyonlarca müslüman aynı duygularla kutsal topraklarda, mübârek mekânlarda bir araya gelmektedirler. Böyle muazzam bir cemâat müslümanlardan başka, insanlığın hiçbir yerinde vücuda getirilememektedir.

Tavaf: Dolaşmak demektir. Kabe’nin etrafında atılan her tura bir şavt denir. Yedi tur=yedi şavt, bir tavaf eder.

Hac ibâdeti, şartlarını taşıyan her müslümana mutlak farzdır. Bu hususta Yüce Rabbimizin emri şöyledir: “Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanımazsa)şüphesiz Allâh bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.) (Âl-i İmrân, 3/97)

Âyet-i Kerîme’de geçen “Apaçık deliller”den maksat: Makam-ı İbrâhîm, Hacer’ül Esved (siyah taş), Safa-Merve tepecikleri, oraya gelenlerin her türlü tecavüzden korunarak emniyet içinde olmaları ve Zemzem gibi birçok alâmetler bulunmaktadır.

Safâ ve Merve tepecikleri hakkında Yüce Allâh (CC) hususî olarak şöyle buyurur: “Şüphesiz, Safâ ile Merve Allâh’ın (dîninin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz, Allâh onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara, 2/158)

Safâ ile Merve, Kâbe’nin doğu tarafında bulunan iki tepenin adıdır.

Sa’y: Safâ ve Merve tepeleri arasında usulüne uygun olarak gidip gelmektir. Hz.İbrâhîm (AS), eşi Hacer ve oğlu İsmâîl’e dayanan bir geleneğin devamıdır. Bunu yapmak, hac ve umre’nin vâciblerindendir.

Hac ibâdeti, bedenî ve mâlî bir ibâdet olması hasebiyle diğer ibadetlerden daha zordur. Bu zorluğa binâen Hz. Peygamber (SAV) Hz. Âişe’den (R.Anhâ) şöyle buyurmaktadır: “Dedim ki: Ey Allâh’ın Resûlü! Amellerin en faziletlisi olarak cihâdı görüyoruz. Biz de cihâd etmeyelim mi?” Resûlullâh (SAV) cevaben: “Cihâd’ın en faziletlisi ve de en güzeli hacc-ı mebrûr’dur.” (Buhârî, Hac 4) “Haccı mebrûr’un karşılığı da cennettir.” (Müslim, Hac 437)

Hacc-ı Mebrûr: Allâh katına makbul olan hac demektir. Bu makbuliyetin esası ise, şartlarına uygun ve ihlâsla yapılan hac’dır. Yani üzerinde kul hakkı olamayacak. Hac için gerekli harcamaları tamamen helâl kazançtan olacak. Haccı edâ sırasında karşılaşabileceği sıkıntılara sabretmektir. İhrama girdiği ândan îtibâren yaşayan ölü gibi olacaktır. Aslâ kavga gürültü yapmayacaktır. Kendisini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındıracaktır. Allâh’a kulluktan başka hiçbir şey düşünmeyecektir. İşte Hz. Peygamber (SAV) in işaret buyurdukları, karşılığı cennet olan hac bu şartlarla edâ edilirse Allâh katında kabule şâyandır.

Hac ibâdeti, madde âleminden mânâ âlemine yücelmeyi ifade ettiği için Âyet-i Kerîme’de  şöyle buyurulur: “Hac (ayları) bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allâh onu bilir. (Ahiret için) Azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvâ (Allâh’a karşı gelmekten sakınma) dır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 2/197)

Âyette geçen “Azık toplayın” ifadesini âlimlerimiz: “Hayırlı ameller işleyerek, âhirete hazırlık yapın.” Şeklinde yorumlamışlardır. Azığın yani âhirete hazırlığın en hayırlısının da “Takvâ” olduğuna dikkat çekilmektedir.

Takvâ: Arapça bir kelime olup, vikâye kökünden türetilmiştir. Allâh’ın (CC) korumasına girmek, Allâh’a (CC) saygının zirvesi, Allâh’ın (CC) gazabını çekecek işlerden kendini sakındırmak gibi manalara gelmektedir.  Kur’ân-ı Kerîm’de birçok vesîle ile zikredilmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse milyonlarca müslüman, Kâbeyi tavâf ederken sanki mahşerde Hz. Peygamber (SAV) ile birlikte Havz-ı Kevser’de bulunmayı temsil ediyorlar. Arafat’ta vakfe sırasında ise, âdetâ mahşerde Allâh’ın (CC) cemâlini görmeyi ve cennete girmeyi bekliyorlar. Bu aşk ve şevk ile telbiyeler getiriyorlar. “Buyur Allâh’ım buyur…!” niyazlarıyla hem kendileri, hem de mü’min kardeşlerinin kurtuluşu için yakarıyorlar.

Yüce Rabbimiz bütün mü’minlere, makbul bir hac ve rızasını kazanarak en yüce cennetlere girmeyi nasib eylesin.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X