Ali Günaydın

Ali Günaydın

​KUR’ÂN KARDEŞLİĞİ HERŞEYİN ÜSTÜNDEDİR

02 Ocak 2014

Kardeşlik denilince hemen aklımıza aynı ana-babadan olma yakınlar gelir. Bu yakınlara kan kardeşi, neseb kardeşi denilmektedir. Ana-baba ve kardeşlerden oluşan topluluk âileyi oluşturur. Birbirlerine karşı özel durumları söz konusudur. Miras hakkı ve mahremiyetler gibi…

Kur’ân kardeşliği diğer adıyla islâm kardeşliği ise kan kardeşliğinden de üstün bir değere sahiptir.

İslâm kardeşliğinde Rab olarak Allâh’ı (CC), Nebî olarak, O’nun Aziz elçisi Hz. Muhammed (AS)’ı ve dîn olarak da İslâm’ı kabul etmek ve gereğine göre amel etmek vardır. Neseb kardeşliğinde bunlar olmayabilir.

Mü’minler, Dîn-i Mübîn’i İslâm’ın gereği olarak hem bütün insanlıktan ve hem de diğer mü’min kardeşlerinden sorumludurlar. Neseb kardeşliğinde ise sadece âile bireyleri birbirlerine karşı sorumludur. Nitekim sözlerin en doğrusu ve yücesi olan Kur’ân’da kesin bir dille bu konuya vurgu yapılarak şöyle buyurulur:

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allâh’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer  (Allâh’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allâh adaletli davrananları sever.”

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allâh’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 49/ 9-10)

Dikkat edilirse 9. Âyet’i Kerîme’de iki grup/tâife’nin savaşmalarından bahsedilmektedir. Tâife küçük topluluk demektir. Bırakın kitleleri, küçük toplulukların bile kendi aralarında savaşmalarının hoş karşılanamayacağı ifade edilmektedir. Aynı zamanda savaşan fırkalara diğer Müslümanların seyirci kalamayacağına da vurgu yapılarak hemen savaşın önlenmesi istenmektedir. Her ne olursa olsun burada taraf tutmak söz konusu bile edilmemektedir. Hemen savaşın engellenmesi, ardından Allâh’ın Kitabı ve Resûl’ünün sünnetine göre hak ve adâletin gereğine göre hüküm verilmesi istenmektedir. Yani barışı sağlayıp geri çekilmekle iş bitirilmiş olmuyor. Ayrıca haksızlıkta ısrar edenlere karşı, haklının yanında yer almanın da bir sorumluluk olduğu vurgulanmaktadır.

10. Âyet’de, yeryüzündeki bütün müslümanların evrensel bir âilenin fertleri olduğu bildirilmektedir.

İslâm kardeşliği öyle bir nimettir ki, hiçbir dinde emsali görülmemiştir. Birçok hadîs-i şerîf’de mü’minlerin birbirleriyle yek vücut olduklarına dikkat çekilir.

Kur’ân ve sünnet ışığında “İslâm Kardeşliği”nin ne kadar müslümanların hayatında yer bulduğu sorgulanması gereken bir durumdur. Zira müslümanların hal ve tavırları mâlesef Kur’ân ve sünnetle hiç uyuşmamaktadır. Daha Hz. Peygamber (SAV)’in ebediyet yolculuğunun hemen ardından bırakın fırkaları, kitleler birbirleriyle savaşmışlardır. Sıffîn savaşıyla başlayan felâketler, isim değiştirerek günümüze kadar gelmiş ve devam etmektedir.

İslâm âlemi içersindeki fitne odakları ne yazık ki müslümanları hep birbirine düşürmeyi ve kırdırmayı başarmışlardır.

Müslümanların, birbirlerinin sözlerini değil de kendilerinden olmayanların telkinlerini dinledikleri için hep felâketlere mâruz kalmışlardır.

Allâh’ın (CC) Kitabına, Resûlü’nün sünnetine teslim olmak yerine hırs ve heveslerinin peşine düşmüş olarak acımasızca birbirlerini alt etme gafletini sergilemektedirler. Tabiî olarak bu vahim durum İslâm düşmanlarının işini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Cemâat kardeşliği, tarîkdaşlık, klikdaşlık, menfaat birliği hep Kur’ân ve sünnetin ne yazık ki önüne geçmiştir.

Herhangi bir toplantıda, Allâh’ın Kelâmı’ndan bir âyet, Resûlü’nün sünnetinden bir hadîs zikredildiğinde, eğer Müslümanın tâbiîsi olduğu fırkanın görüşüne uymuyorsa inkâr edecek kadar bir cehâlet sergilenmektedir.

Günümüzde milyonlarca kardeşimiz sefâlet içersinde iken, diğer tarafta ümmete rehber olacak olan ilim adamları ki bunların din ulemâsı olması da farketmiyor, birbirlerinin ayağını kaydırmaya çalışmaları Gayretullâh’a dokunacak kadar tehlike arzetmektedir.

Yeni bir Mîlâdî yıla daha girdik. Haberleri izlerken yüreğimi sızlatan kutlamaların en iyisinin “DUBÂΔde yapıldığı anlatılıyordu. 400 bin havâî fişek atılmış vs.

Allâh (CC) sonsuz rahmetiyle İslâm Âlemine tecelli buyursun. Kur’ân ahkâmını ve Elçisi’nin (SAV) güzel ahlâkını şahsıma ve ehli islâma hâkim kılsın.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X