Ali Günaydın

Ali Günaydın

​İNSAN YERYÜZÜNDE ALLÂH’IN HALÎFESİ Mİ?

25 Temmuz 2013

Kültürümüzde, insanoğlunun yeryüzünde Allâh’ın (CC) halifesi olduğuna dair yanlış ve bir o kadar da mes’ûliyetli bir kanaat hakimdir.

Yeryüzünde Allâh’ın emirlerini hakim kılacağından dolayı Hz.Âdem’e, Allâh’ın vekili manasında “Halîfe” diyenler olmuş ve zamanla bu görüş yaygınlık kazanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyet’i kerimede insanın halifeliğinden bahsedilir. Fakat hiçbir âyette insanın Allâh’ın (CC) halifesi olduğuna dair bir işaret yoktur. Bu sebele önce “Halîfe”kavramının bilinmesi gerekir.

Halîfe: Kelime olarak, bir kimsenin yerine geçen anlamındadır. Arkasında başkasını bırakan anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. (Şevkânî, Fethu’l – Kadîr,  1,99)

Aynı kökten gelen “Halfun” kelimesi: Arka, ard arda gelen nesiller gibi anlamlara gelir. (Fîruzâbâdî, el Kâmûsu’l – Muhît) Bu meâl’deki bazı âyetlerde, helak olan kavimlerden sonra gelenler de “Halâif/Hulefâ” yani halîfeler olarak zikredilmiştir. (Bakınız Ârâf, 7/129, Yûnus,10/14)

Kendisindeki bir eksiklikten dolayı geride kalan, çirkin ve kötü kişi gibi anlamlara geldiğini söyleyenler de vardır. (İsfehânî, el Müfredât, s.155)

“Halfun” kelimesiyle, arkadan gelen kötü nesiller kastedilirken, “Halîfe” kelimesinde olumluluk ve hatta yöneticilik gibi üstün bir makamı devralma sözkonusudur. Bu sebeble devlet başkanlığını yürütenlere halîfe denilmiştir. Daha genel olarak yeryüzüne hakim olanlar kastedilmektedir. Bu sıfatın kaynağı ise âyet-i kerîmelerde şöyle zikredilmektedir:

“O, sizi yeryüzünde halîfeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’âm, 6/165)

“ O, sizi yeryüzünde halîfeler kılandır. Artık kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını artırır.” (Fâtır, 35/39)

Görüldüğü üzere bu iki âyet-i kerimede halîfe kavramı; siyasi gücü ellerinde tutanlar anlamında kullanılmıştır. Buna dayanarak bir kısım müfessirler bu âyetlerin tefsirinde, devlet başkanının görev ve nitelikleri gibi konuları işlemişlerdir.

İnsanın, yeryüzünde Allâh’ın (CC) halifesi/vekili gibi yanlış anlamaya sebeb olan Bakara Sûresi’nin 30. Âyeti’nin tahlîlinden de böyle bir sonuç çıkmamaktadır. Âyet meâli şöyledir:

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” demişti. Onlar: “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbîh ve takdis ediyoruz” demişler. Allâh da, ben sizin bilmediğinizi bilirim, demişti.” (Bakara, 2/30)

Meleklerin yeryüzünün halifeliği için ileri sürdüğü gerekçe, Allâh’â hamdederek, O’nu tesbîh ve takdis etmeleridir. Allâh’ın murâdı ise, yeryüzünün îmârıdır. Sadece tesbîh ve zikir ile îmâr gerçekleşmez. Bunun için, tesbîh ve takdîs’in yanında çalışıp üretmek de gereklidir. Bu özelliği de Allâh (CC) insanoğluna vermiştir. Çalışıp üretmek ise ancak ilim ile gerçekleşir. Nitekim devam eden âyet’i kerîmelerde bu duruma vurgu yapılarak şöyle buyurulur:

“Allâh, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek: Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana  bunların isimlerini bildirin dedi.” (Bakara, 2/31)

Ayrıca Yüce Allâh (CC) meleklerin ileri sürdüğü gerekçelerden, insanoğlunun fitne fesad çıkaracağı, kan dökeceği gibi sözlerini reddetmemektedir. Nitekim Hz.Âdem’in iki oğlu arasında bu durum daha başta gerçekleşmiştir. Tarih boyunca ve günümüzde de insanoğlu kan dökmüş ve dökmektedir. Bozgunculuğu ise kara ve denizlerin, tabiatın dengesini ifsâd edecek boyutlara ulaşmıştır.

Meleklere öğretilmeyen isimlerin Âdem’e öğretilmesi, Âdem’in ve dolayısıyla insanoğlunun yeryüzünün îmârına ve hakimi olduğu varlıklara karşı farklı ve üstün niteliğini göstermektedir. Zira Âdem’e isimlerin öğretilmesi, onun hem bilgi edinmesi ve hem de bilgiyi üretmesi manasına gelmektedir. Yeryüzünde kan dökmenin, fitne ve fesat çıkarmanın önlenmesi de ancak bilgi ile gerçekleşir ve yeryüzü bayındır hale gelir.

Âdem’in ve de insanoğlunun isimleri bilmesi, bilgi üretmesi de yeryüzünün îmârı için meleklerden daha elverişli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeble devam eden âyetlerde, meleklerin Âdem’e secde etmeleri istenmiştir. (Bakınız. Bakara, 2/32-33-34. Âyetler)

Özet bir değerlendirme yapacak olursak, “Halîfe” kelimesi başkasının yerini alan, onun adına icraatlarda bulunan, ona vekâlet eden manalarına gelmektedir. Bu durum ise hazır olmayan ya da tek başına işini yürütemeyenler için söz konusudur.

Ayrıca “Halîfe/vekil-hakim” olan kişi, kimin halifesi ise, ona denk ya da yakın olmalıdır. Sözkonusu olan durumların hiçbirisi Allâh (CC) hakkında mevzubahis edilemez. Zira Allâh (CC) “Samed” sıfatıyla muttasıftır. Yani hiçbir şeye muhtaç değildir.

İnsanoğlunun Allâh karşısındaki konumu, ancak ve ancak O’na kulluk etmektir. Allâh’ın (CC) emirlerini yeryüzünde uygularken de bunu Allâh adına değil, O’na kul olmanın gereği olarak yapmaktadır. Kaldı ki Allâh (CC) her insanın özüne “Ahsen-i Takvîm” yani en yücelik ile, “Esfel-i Sâfilîn” en aşağılık özelliklerini yerleştirmiştir.

Yaratılışına uygun “Ahsen-i Takvîm” üzere kulluk vazifesini yerine getiren insan meleklerden öte bir yüceliğe ulaşabileceği gibi, kulluktan yüz çevirip Yaratıcısını inkâr ederek “Esfel-i Sâfilîn” aşağıların aşağısı, sefillerin sefîli olan insan nasıl Allâh’ın (CC) yeryüzünde halifesi olabilir.

Yüce Rabbimiz cümlemizi, yaratılmış olduğumuz fıtrat/Ahsen-i Takvîm üzere yaşayıp yaşatanlardan ve meleklerden öte yüceliklere erenlerden eylesin. ÂMÎN

.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X