Son Dakika Haberler

Zehra Betül Şişman

Zehra Betül Şişman

​İki Yıl Sonra Tekrar Afrindeyim…

21 Aralık 2020
Söylenecek o kadar çok şey var ki, neresinden başlasam bilemiyorum. Harekâtın akabinde 2018 yılında yaptığım sosyolojik tespitlerden bu yana bugün sivil halkın yaşam koşullarında neredeyse yüzde yüz bir iyileşme hali var. Elbette bu iyileşme hali bölgede ki Türk ordusunun etkisi ile gerçekleşmiştir. Uzun yıllar terör örgütü PKK ve PYD’nin kantonlaşması ve baskısı ile yüz yüze yaşayan sivil halk bugün huzur ve güven içerisinde bölgede her türlü sağlık ve insani yardım hizmeti almaktadır.

Bilindiği üzere Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesi 2015’te iç güvenlik harekâtı çerçevesinde kırsal ve kent merkezlerinde mukabele edici operasyonlarla başlayarak 2016 ve 2017’de Suriye, Irak ve İran sınır hattında önleyici operasyon formatında gelişti. Bu süreçte yürütülen terörle mücadelenin ilk iki aşamasında yurt içindeki terör örgütü unsurlarının faaliyetleri, varlığı, insan, lojistik ve finansal kaynakları önemli oranda minimize edilerek sınır güvenliği tesis edildi.  Türkiye Zeytin Dalı Harekâtı’na (ZDH) kadar Suriye’de PKK’ya yönelik kapsamlı bir askeri harekât düzenlememişti. 2016’da başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtı’nın (FKH) askeri kapsamı da konjonktürel gelişmelerden dolayı büyük ölçüde DEAŞ ile sınırlı kalarak PKK’nın kontrol ettiği “kanton”lar arasındaki toprak bütünlüğünün oluşmasını engellemiş de olsa örgüt üzerinde arzu edilen etkiyi tam olarak yaratmadı. Bu bakımdan ZDH teröre kaynağında müdahale etmesi bakımdan Türkiye’nin terörle mücadelesini bütünleyici bir özellik taşımaktadır.

Türkiye’nin Suriye ve Irak sınır hattındaki PKK tehdidi göz önünde bulundurulduğunda bu tür harekatların Suriye’de sadece Afrin bölgesinde sınırlı kalmayacağı belirtilmişti zira akabinde devam eden Fırat Kalkanı, Barış Pınarı harekatı ve yakın tarihte gerçekleşen Karabağ destek harekatı gerçekleşmiş ve aynı muzaffer sonuç ile tüm dünya karşı karşıya kalmıştır. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere siyasi karar alıcıların uluslararası kamuoyu nezdinde de net bir şekilde zikrettiği gibi benzer harekâtların ileriki dönemde Irak’ta da gerçekleşmesi kanaatimce yakın vadede beklenmelidir. Türkiye PKK/PYD’nin Irak-Suriye bağlantısını kesmek ve örgütü her iki ülkede de izole ederek çevrelemeyi ve adım adım elimine etmeyi hedeflemektedir. Sınır ötesi harekâtlar doğası gereği milli kapasite kullanımının yanı sıra birtakım yerel, bölgesel ve uluslararası dinamiklerin de göz önünde bulundurulmasını gerektirir. Dolayısıyla yerel ortaklar, bölgesel aktörler ve uluslararası güçler ekseninde taktik ve operatif müttefikliklerin önemi böylesi harekâtlarda daha da artmaktadır. Kısa sürede sonuç alması bakımından istihbarat ve harekât ortaklığı çevresinde gelişecek bu tür ortaklıklar harekât etkinliğine de doğrudan tesir etmektedir.

Türkiye milli güvenliğini tehdit eden terörle sınır ötesinde mücadelesini sürdürürken istihbarat, harekât ve bilgi kapasitesini azami seviyeye çıkarmayı hedeflemiştir. Bu konuda Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve diğer bileşenler gibi yerel unsurlarla, Irak ve İran gibi bölge ülkeleri, ABD ve Rusya gibi küresel aktörler, AB gibi uluslar üstü organizasyonlar, NATO ve BM gibi uluslararası örgütlerle askeri-siyasi-bilgi ilişkileri boyutunda denge geliştirmek suretiyle askeri ve diplomatik bir mücadele vermektedir. ZDH çerçevesinde siyasi ve askeri zemininin hazırlanışı ve icra edilişi bakımından büyük bir başarı elde edilerek Afrin şehir merkezi ve kırsalı 58 gün içinde PKK-YPG unsurlarından temizlenmiştir. Bu bakımdan Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları tarihi içindeki en başarılı askeri harekâtlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte harekâtın askeri ve diplomatik cephesinde ortaya koyulan caydırıcılık, etkinlik ve temponun hem Türkiye’nin ulusal güvenliğini hem de Suriye’de sahip olduğu stratejik önceliklerini önemli ölçüde karşıladığı değerlendirilebilir. Öte yandan harekâtın icrasında etkinliğin artmasının ana sebeplerinden olan teknolojik üstünlük ve saha istihbaratı etkisinin ZDH’de oyun değiştirici bir unsur olarak belirdiğinin altını bilhassa çizmek gerekir. Bu bakımdan ele alındığında ZDH Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) hem mevcut hazırlık kapasitesini hem de etkinlik ve caydırıcılık düzeyini göstermesi bakımından da son derece önemlidir. Harekâtlara ciddi anlamda yol veren İHA ve SİHA kullanımının muhteşem etkisini de elbette söylemeden geçmek istemiyorum.

Suriye’de yaşanan kaostan faydalanan, makyavelist doğasıyla Esed rejimi, Rusya ve ABD ile kurduğu angajmanlar sayesinde kontrol alanını giderek artıran PKK/PYD açısından “Afrin kantonu” özel bir öneme sahiptir. Örgüt burayı Akdeniz’e açılan bir zıplama tahtası olarak görmüş, söz konusu bölgede gerçekleştirdiği terör saldırıları için bir üs olarak da kullanmıştır. PKK/ PYD’nin 2015-2018 arasında Afrin’e komşu eylem alanında (Hatay, Kilis, Osmaniye ve Gaziantep’in Islahiye ilçesi ve il merkezi) ve bu bölgenin Suriye sınır hattında gerçekleştirdiği eylemlere bakıldığında ZDH’nin Türkiye’nin terörle mücadelesindeki önemi daha net anlaşılabilir.  Türkiye neden bölgede sorunu hala dillendirenler için kısa bir kazanım tablosu ortaya koymak gerekirse, Türkiye için bazı stratejik kazanımlar şu şekilde sıralanabilir:

• Sınır güvenliğini sağlayarak Hatay-Osmaniye-Kilis-Islahiye bölgesinde PKK/PYD’nin terör saldırılarını önledi, terör örgütünün varlığını sınır hattından 35 km uzaklaştırdı.

• PKK/PYD’yi Afrin’de topraksızlaştırarak yeniden tehdit olma ihtimalini azalttı.

• ABD-PKK/PYD arasındaki ittifakın bütünselliğini bozdu, Münbiç’teki PKK varlığını sorunsallaştırdı ve bu ittifakın Fırat Nehri’nin doğusunda zayıflamasına neden oldu.

• DEAŞ’a karşı muharebe üstünlüğünün kalıcılığının devlet dışı silahlı bir örgütü olan PKK/PYD ile değil Türkiye gibi kararlı bir devletin ordusuyla ve Suriye’deki gerçek muhaliflerle yapılabileceğini gösterdi.

• Türkiye’nin Suriye’deki jeopolitik denklemin içindeki yerini kuvvetlendirdi.

• Fırat Kalkanı ve İdlib harekât alanlarını birbirine bağlayarak Suriye muhalefetinin karasal hakimiyetini birleştirip hem alan birliği yarattı hem de muhalifler arasındaki ideolojik ve askeri birlikteliğin koşullarını sağladı.

• Halep kenti üzerinde doğu-kuzey-batı hattında bir baskı aksı oluşturarak şehirdeki Suriye rejimi ve İran etkisini tehdit etti, Rusya ile yeni istişare alanları oluşturdu.
 
Türkiye için sınır hattı güvenliği kadar önem verilen diğer önemli bir husus ise sivil halkın yaşama hakkına sahip çıkmaktır.
Bu anlamda mevzu bahis Türk için milliyetçiliğin ırkçılık olmadığı desturudur. Bölgede TSK dışında hizmet veren sağlık bakanlığımızın kahraman personellerine değinmeden geçmek istemiyorum. Harekâtın başından bu yana takdire şayan fedakârca yaptıkları birçok çalışma var. Ben onlara isimsiz kahramanlar diyorum. Artık bölgede terörün açtığı yaraları sarmak için açılan aktif hizmet veren sağlık istasyonları var. Daha önce PYD’nin karargâhı olarak kullanılan Afrin Devlet Hastanesi ise sivil halkın insanca yaşama hakkını gözetmekte ve bölge halkına Kürt, Arap, Türkmen ayrımı yapmadan kucak açmaktadır. Yapılan fedakârlıklar yazmakla bitmez. Diyeceğim bir kez daha ülkemle ve devletimle gurur duydum. Bölgede ki yeni yapılanma toplumsal kurgulama, tampon bölge ve geçici Suriye hükümeti ile ilgili gözlemlerimi bir sonra ki yazımda kaleme alacağım. Konuyu kısaca özetlemek adına son bir söz söylemek icab ederse Ziya Gökalp’in dediği gibi...

Ez cümle;

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir Turan

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat x
Türkçe العربية English