Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Halkın % 99'u Müslüman mı?

27 Şubat 2015

Bu da nereden çıktı demeyin sakın! Böyle bir konuyu ele almamızın birçok sebebi var.

İslam ve müslüman kelimeleri öylesine ucuz kullanılır hale geldi ki; neredeyse ehli kitap yani Hristiyan ve Yahudilere bile Müslüman diyebilecek geldik.

Müslümanlıktan anlaşılan sadece kelime-i şehadet getirip dîn olarak sadece İslâm’ı kabul etmekten ibaretse belki söylenen söz bir derece doğru olabilir. Buna sebep olarak Kur’ân ve sünnette müslim ve mü’min kelimelerinin genelde aynı manada kullanılmış olması gösterilebilir. Meselemiz bu kullanımdan hareketle samimi müslümanlar yani mü’minler değildir. Asıl mesele sadece müslüman olduğunu söyleyip de islamiyetle uzaktan yakından hiçbir alakası olmayan hal ve hareketlerin, sapık inançların sergilenmesidir. İslâm sözünün sadece bir sıfat olarak kullanılmasıdır.

İslamın inanca dönüşmeyen, sadece söylemde kalan durumunu da yine Kur’ân’dan öğrenelim. Buyuruluyor ki:

“Bedevîler ‘Îmân ettik’ dediler.(Öyle ise onlara) De ki: Îmân ettik demeyin, fakat İslâma girdik deyin. Henüz îmân kalplerinize girmedi. Eğer Allâh’a ve Resûlüne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allâh çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Hucurât, 49/14)

Âyet’i Kerîme’nin hükmü çok açık bir şekilde gösteriyor ki îmânla islâm yani mü’minlik ile Müslümanlık arasında fark vardır. Müslüman olmak başka, mü’min olmak başkadır. Bütün mesele Müslüman olduğunu söyleyenlerin hep mü’min zannedilmesidir.

İslâm’ı dîn olarak kabul ettikten sonra o dînin gerekleri yerine getirilirse işte o zaman mü’minlik vasfı ortaya çıkar. Yani mü’minlik islâmın bizzat yaşanması demektir. Bu yönüyle müslümana aynı zamanda mü’min denilmektedir. Tam manasıyla Allâh’a (CC) teslim olmayı ifade eder. Gerçek müslümanlığın adı Allâh yolunda malıyla, canıyla hiçbir fedakarlıktan kaçınmamaktır. Özü ve sözüyle dosdoğru olmaktır. Bu sıfatlar mü’minlerde olmakla beraber müslüman olduğunu söyleyenlerde olmayabilir. Kur’ân’ın beyanı inanmış insanın bu yönüne dikkat çekmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

“Îmân edenler ancak, Allâh’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” (Hucurât, 49/15)

Müslüman olduğunu söyleyip de gerçek manada îmân etmemiş olan kimse Allâh için hiçbir fedakarlıkta bulunmaz. Kendi çıkarları için her şeyi mübah görür. Hayatında Kur’ân ahkâmı ve peygamber ahlâkı yoktur. Müslüman oluşu sadece musallâya konduğu esnada hatırlanır. Çoğu da kendisinden olmayan mü’minler tarafından kılınan cenaze namazıyla kabre gönderilir. Bu çok vahim bir durumdur. Müslümanım diyenin hayatına Kur’ân hiç girmediği için, aile hayatında da islâmiyet olmadığından, kendi aile fertlerinin bir kenara çekilip, kılınan cenaze namazını seyretmeleri kadar hazin bir olamaz.

Kur’ân’da Allâh ve Resûlüne harp açanlardan bahsedilmektedir. Allâh (CC) ve Resûlüne harp  açmak demek, haramları işlemek ve savunmak demektir. Yeryüzünde fesat çıkarmak, bozgunculuk yapmak demektir. Yani hem haram işleyeceksin, hem de bunu savunacaksın. İşte bu durum Kur’ân’da Allâh ve Resûlüne harp açmak olarak nitelendiriliyor. İlgili âyetlerden ikisinin meâlini verelim:

“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten îmân etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.” (Bakara, 2/278)

“Eğer böyle yapmazsanız, Allâh ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, ana paralarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.” (Bakara, 2/279)

Başkalarına haksızlık etmek ve karşılığında haksızlığa uğramak ayrıca dikkat edilmesi gereken bir meseledir.

Misal olarak faizle ilgili âyet meâllerini verdik. Çünkü faiz haramdır. Bunu iş edinenler nasıl Allâh ve Resûlüne sazaş açmış kabul ediliyorsa, bütün haramlar da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Yani haramları iş edinmek Allâh ve Resûlüne savaş açmak demektir ki; mü’minlerin böyle bir icraatta bulunmaları imkansızdır. İşte asıl meselemiz de burada kendini göstermektedir.

Halkının % 99’u Müslüman olduğu söylenen ülkemizde maalesef haramlar olabildiğince lâiklik ve çağdaşlık adına savunulmaktadır. Hem de müslüman olduklarını söyleyenler tarafından. Bu da gösteriyor ki; Müslümanlık ile mü’minlik aynı değildir.

Neticede “Her mü’min müslümandır fakat her müslüman mü’min değildir.”

İslâmiyetsiz bir îmânın kurtuluş olamayacağı gibi, îmânsız bir islâmiyetin de kurtuluşu yoktur.

Her şeye rağmen âyetlerde işâret buyurulduğu üzere tövbe yolu açıktır. Gönlümüz adı sadece müslüman olanların bir an önce işin vehâmetini anlayıp tövbe ederek samîmî mü’min olmalarıdır. Böylece Allâh’ın (CC) engin rahmetine dahil olmalarıdır.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X