Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Fedâkârlığın En Yücesi: ÎSÂR DUYGUSU 2

23 Temmuz 2014

Îsâr: Aslında mü’mindeki îmân duygusunun ortaya çıkmasıdır. Zira bir mü’minin diğer mü’min kardeşlerine ve hatta bütün canlılara karşı hiçbir beklentisi olmadan fedâkârlıkta bulunabilmesi özündeki îmân duygusundan kaynaklanmaktadır.

“Para ile îmânın kimde olduğu bilinmez” sözünün geçersizliğini Îsâr duygusu ispatlamaktadır.

Îsâr duygusu, hangi şartlarda olursa olsun, mü’minlerin paylaşım özelliğini ortaya koyan ahlâkî bir yüceliktir aynı zamanda.

Îsâr duygusunun en alt derecesi, kimseye zarar vermemek, kendisinden her hâl’ü kârda emîn olunmaktır. Konu ile ilgili hadîs-i şerifte şöyle buyurulur:

“Müslüman, Müslümanın elinden ve dilinden emîn olduğu kimsedir. Mü’min ise, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emîn olduğu kimsedir.” (Tirmzî, Îmân 12)

Îsâr duygusunun ikinci aşaması ise, kendisinin sahip olduğu nimetlere başkalarının da sahip olmasını istemek. Kendisinin istemediği şeyleri başkaları için de istememektir. Bu aynı zamanda kâmil bir mü’min olmanın da temel şartıdır. Bu hususta Rahmet Peygamberi (AS) şöyle buyurur:

“Sizden biriniz kendisi için istediğini, mü’min kardeşi için de istemedikçe îmân etmiş olamaz.” Tirmizî, Sıfat’ül Kıyâme 59)

“Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de îmân etmiş olamazsınız.” (Müslim, Îmân 93)

Îsâr duygusunu benliğine yerleştirmiş bir mü’min Allâh’ın (CC) rızasını kazanmış olmak ve cennete girmek gibi bir şerefe ulaşacaktır. Bu müjdeyi Yüce Rabbimiz şöyle bildirir:

(Allâh şöyle der:) Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan râzı ve O da senden râzı olarak Rabbine dön. (İyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” (Fecr, 89/27-30)

Îsâr duygusunun en belirgin özelliği ise sevdiği şeylerden infâk etmek, isteyerek paylaşmak ve hiçbir karşılık beklememektir. Bu durum, Allâh’a (CC) olan bağlılığın ve îmânın kuvvetlenmesi demektir. Allâh’ü Zül-Celâl bu hususu Yüce kelamında şöyle belirtmektedir:

“Sevdiğiniz şeylerden Allâh yolunda harcamadıkça iyiliğe aslâ erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allâh onu bilir.” (Âl-i İmrân, 3/92)

“Onlar, kendi canları istemesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Ve derler ki: Biz size sadece Allâh rızası için ikrâm ediyoruz. Yoksa sizden bir karşılık beklemediğimiz gibi, bir teşekkür de beklemiyoruz. Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından) dolayı Rabbimizden korkarız.” (İnsan, 76/8-10)

Îsâr duygusunun en güzel misâlini her şeyde olduğu gibi hiç şüphesiz Hz. Peygamber (SAV) de görmekteyiz. Çünkü O (SAV) “Yüce bir ahlâk üzeredir.” (Kalem, 68/4)

Bir kadın, elinde bir kumaşla gelerek: “Ey Allâh’ın Rsûlü! Bunu size kendi ellerimle dokudum dedi.”

Böyle bir kıyafete ihtiyacı olan Resûlullâh (SAV) kumaşı belinden aşağısına sararak ashâbın yanına geldi. Ancak sahâbeden biri: “Ey Allâh’ın Resûlü! Onu bana giydir.” Dedi. Hz. Peygamber (SAV) evine girip o kumaşı çıkardı ve katlayarak kendisinden isteyen sahâbîye verdi. Bu durumdan hoşlanmayan diğer sahâbîler adamı kınadılar ve: “Resûlullâh (SAV)’in bu kumaşa ihtiyacı olduğu ve kimseyi geri çevrmediğini bile bile o kumaşı istedin.” Dediler.

Sahâbî ise, o kumaşı giymek için değil, kendisine kefen yapmak için istediğini belirtti ve de öyle oldu. Bu durum, îsâr duygusunun Resûlullâh (SAV)’in benliğine ne kadar işlediğinin bir ispatıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurur:

“Zenginlik, malın çokluğu değil, gönlün tokluğudur.” (Buhârî, Rikâk 15)

Ashâb-ı Kirâm da her türlü şartlarda mallarını Allâh (CC) yolunda harcamakta hiç tereddüt etmemişlerdir. Resûlullâh (SAV)’in bir sefer için sadaka vermeyi emretmesi üzerine, Hz. Ebûbekir (RA) malının tamamını, Hz. Ömer ise malının yarısını fedâ etmiştir.

Hz. Osman (RA) da Müslümanlar için yaptığı fedakârlıklarla şöhret bulmuştur.

Zamanımızda öz kardeşlerin bile bir miras taksiminde birbirlerine girdiklerini düşünecek olursak, günümüz müslümanlarının ne kadar îsâr sahibi oldukları hakkında bir fikir edinebiliriz.

Çok az da olsa mutlaka bu yüce mertebeye ermiş mü’minler vardır. Önemli olan bu yüksek karakterin, aynen sahâbe toplumunda olduğu gibi, bütün müslümanlar arasında yayılmasıdır. İşte o zaman Allâh’ın (CC) yardım ve inayetinin geldiği görülecektir.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X